HIZLI ARAMA
| Hikayeler ve Efsaneler Bildiğiniz, gerçek veya değil, güzel hikayeleri burdan bizimle paylaşabilirsiniz. |
![]() |
| | #51 (permalink) |
| Kayıt: 20.04.2006 Yaş: 23
Mesajlar: 1.541 İtibar Gücü: 0 | Ynt: ...:::A$K HIKAYELERI:::... 1942 yılında, soğuk bir kış gününde Nazi toplama kampının içinde genç bir asker, dikenli tellerin ardından genç bir kızın geçtiğini görür. Kız da aynı şekilde genci görünce heyecanlanır. Duygularını ifade etmek çabasıyla, çitin üzerinden kırmızı bir elma atar. Bu o şartlardaki bir asker için bir hayat, bir umut ve sevgi işareti anlamına gelmektedir ve mutlu olur. Genç adam, genç kızın uzattığı elmayı alır. Parlak bir ışık onun karanlığına değmiştir. Ertesi gün, bu genç kızı yeniden görmeyi umut etmenin bile çılgınca olduğunu duşünmesine rağmen, çitin ötesine bakmaktan kendini alamaz. Dikenli tellerin öteki yanındaki genç kız ise, kendisini bu denli heyecanlandıran yüzü yeniden görmeyi arzular. Elinde elma ile koşarak çitin kenarına gelir. Tipi ve dondurucu havaya rağmen kız, elmayı dikenli tellerin üstünden uzattığında, kalbi birkez daha sıcak duygularla dolar. Bu sahne birkaç gün boyunca tekrarlanır. Sadece bir an ve sadece birkaç kelime edebilmek için bile olsa birbirlerini görmek için sabırsızlanırlar. Bu anlık karşılaşmanın sonuncusunda, genç asker üzgün bir yüz ifadesi ve titreyen sesi ile; -Yarın bana elma getirme, burada olmayacağım. Beni başka bir kampa gönderiyorlar" der ve geri dönüp vedalaşamayacak kadar buruk bir şekilde uzaklaşır. O günden itibaren, kederli anlarında o tatlı kızın görüntüsü gözlerinde canlanır. Gözleri, sözleri, nezaketi, saflığı, utangaç yüz ifadesi... Genç adamın tüm ailesi savaşta ölmüştür. Tanıdığı hayat bütünüyle yok olmuş, sadece bu bir tek anı canlı kalarak kendisine umut vermeyi sürdürmüştü. 1957 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde, her ikisi de göçmen olan, fakat birbirlerini tanımayan iki yetişkin, arkadaşları aracılığı ile tanışırlar. -Savaş sırasında neredeydiniz? diye sorar kadın. -Almanya da bir toplama kampındaydım diye yanıtlar adam. Kadın tatlı bir tebessümle bir an uzaklara dalar ve daha sonra; -Toplama kampındaki bir gence, elma attığımı anımsıyorum. Bir kaç gün hep aynı yerden çitin öteki yanındaki askerle konuşur, bakışırdık. Sonra o gitti... Ama ben o nu hiç unutamadım. Hep sevdim... Çok sevdim. Adam şaşkınlıkla sorar; Bir gün o genç sana "Artık elma getirme, çünki başka bir kampa gönderiliyorum" dedi mi? Kadın iyice şaşırmış bir ses tonu ile: -Evet. Ama siz bunu nereden biliyorsunuz? diye sorar. Adam kadının gözlerinin içine bakarak; O genç asker bendim. Yıllarca hep düşündüm, hep o güzel birkaç günün anısı ile doldurdum düşlerimi. Benimle Evlenir misin? 1996 Yılında Sevgililer Gününde, Oprah Vintfrey televizyon şovunun çekimlerinde, aynı adam kırk yıllık eşine duyduğu sevgiyi bir kez daha milyonlar önünde anlattı. |
| | |
| | #52 (permalink) |
| Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 18
Mesajlar: 2.147 İtibar Gücü: 18 | Ynt: ...:::A$K HIKAYELERI:::... Aşkın Gözyaşları Oturduğu yerden usulca kalktı ve yüzünü gökyüzüne döndü. Rüzgar sanki bedenini alıp götürecekmiş gibi esiyordu. Bedeni ise ona inat ayakta durmaya çalışıyormuş gibi hafif sallanarak dimdik ayaktaydı. Gözyaşları gözlerinden hırçınca çıkıyor, yanaklarından hızla süzülüp, yüreğine yavaşça akıyordu. Delip geçiyordu yağmur her yerini. Düşündüğü hatıralar yağmurla bir bir akıp gidiyordu içinden. Bir ara hatıraların birinde düşecekmiş gibi oldu. Eğer güçlü olmasaydı biliyordu ki o anda yere yığılıp kalacak ve bir daha kalkamayacaktı. Ölmek onun için aslında bir şey ifade etmiyordu. Ölse de olurdu, yaşasa da. Ölümü düşünmek için önünde yıllar varken o yaşa şimdiden girmişti... O zaman neye direniyordu? Ölmeyi istiyorsa neden hala yaşıyordu? Aslında bizim gibi o da bilmiyordu bu sorunun cevabını. Belki de onu yeniden kazanabilirim umudu içindi, yaşamayı seçmesi. Zor bir ihtimaldi belki de ama herşeye değerdi. Kimse bilmiyordu içinde kopan fırtınaları, yaralandığını, savunmasız olduğunu. Dayanabilir sanıyorlardı oysa o çoktan yenilmişti. Gözyaşları yağmurla birleşip adeta göl oluşturmuşlardı. Saçlarında sanki bir ayrilik ezgisi dolaşıyordu. Kimdi? Neden böyleydi? Neler yaşamıştı hayatın ve gerçeğin soğukluğunda... Sevginin güzelliğini çoktan unutmuştu. Çok denemişti ondan sonra ama olmamıştı. Yapamamıştı. Kimdi onu bu kadar yaralayan? Yakalanamayan bir yüz mü yoksa bir ses mi? Ondan gelecek tek bir haber bile yeterdi yaşamasına. Zaten bunun için yaşamıyor muydu? Tek bir ses her şeyi yapmasına yeterdi. Gel dese gelir, öl dese ölürdü. Yağmur bir anda dinince, ilişkilerininde bir anda böyle nedensiz ansızın bitivermesini hatırladı. Hayatında ilk defa mi seviyordu? Yok ikinci kez. İlkinde aşık olmuştu ama ikinci de tutulmuştu. Değişik bir sevgiydi onunki. Hem seviyor hem de nefret edebiliyordu. Yüreğinde iki zıt duyguyu aynı insan için besleyebiliyordu. Özlemi giderek artıyordu tıpkı denizin duvara hırçınca çarpması gibi özlemleri de kendisine çarparak büyüyordu. Buna bir türlü engel olamıyordu. Delicesine seviyor, delicesine özlüyor, delicesine kıskanıyor ve delicesine kin duyuyordu. Bitmeyen, yoğun duygulardı onun için. Aylardır tek başına sürdürüyordu içinde bu sevdayı. Aslında o bir ölüyü özlüyor ve seviyordu. Ölüden hiç bir farkı olmayan bir kadını böyle delicesine bağlanabiliyordu. Ölü biriydi çünkü onun ne sesini duyabiliyordu, ne kendisini görebiliyordu ve her şeyden önemlisi bir kalbi yoktu. Kısa bir süre içinde onu etkilemeyi başarmıştı. Önceleri farketmemişti onu bu kadar çok sevdiğini. Güçlü sanıyordu kendini ama her görüşmelerinde yanan bir mum gibi eriyordu yavaş yavaş. Sonuna kadar yanacağını düşünürken bir rüzgarla söne vermişti mum. Çoktan sönmüştü de nedense dumanı hala daha sürüyordu. Ona yenilmişti ve ona karşı çok zayıftı. Karanlık çoktan çökmüştü ama o hala daha aynı yerdeydi. Bu akşam dolunay vardı gökyüzünde ve yıldızlar her zamankinden daha parlaktı. Oysa o bu güzellikleri göremeyecek kadar yastaydı. Bazen boşversede bu sevgiyi, özlem nöbetleri dinmek bilmiyordu. Birden haykırmaya başladı : "NEDEEEENNN?" Durmak bilmiyordu defalarca haykırdı en sonunda yoruldu ve yere çöküp ağlamaya başladı. Hıçkıra hıçkıra, gözyaşlarına engel olamıyordu. Birden sıcak bir el dokundu omzuna. O sandı birden ve aniden döndü ama o değildi. "Lütfen artık içeri girin"dedi. Ayağa kalktı ve yavaş yavaş yürümeye başladılar içeriye doğru. Geride sadece deniz köpüklü, kollarını iki yana açmış, gel bana dercesine bir kadın resmi kaldı deliler hastanesinin o yalnızlık bahçesinde.... __ALINTIDIR__ |
| | |
| | #53 (permalink) |
| Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 18
Mesajlar: 2.147 İtibar Gücü: 18 | Ynt: ...:::A$K HIKAYELERI:::... Gitarcının Aşkı Sabah erkenden gitarını alıp evden çıktı...posta kutusu boştu gene. Yoo, hayır. Beyaz birşeyler vardı. Kalbi hızla çarparken, kutuyu açıverdi.Elektrik faturası gelmişti...hem de herzamankinden "hoş" bir miktarda...Başka birşey olmadığını bildiği halde, gene kutunun içine bakti...Boş...Dışarısı, ne soğuk ne de sıcak...kapalı bir havaydı.Yağmur yağmaması için dua etti...şemsiye evde kalmıştı ne de olsa...Karşıya geçmek için trafik lambalarının yanında durdu...önünden son sürat geçen araba, bütün çamuru sıçrattı...en sevdiği siyah pardesüsü de batmıştı...karşıya geçti.Karnı açtı...Her pazar sabahı uğradığı cafe'ye gitti..."tadilat nedeniyle kapalıyız" yazısını okurken, gülümsedi...aklına mezar taşına yazılabilecek bir şey geldi "Tadilat nedeniyle oldu... açlıktan "... neyse dedi kendi kendine" o kadar da aç değildim"...sonra bi yerlerde yerim diye düşünerek yürümeye başladı. Derken yanından geçen bir grup çocuk, ona sertçe çarptı. Yere yığıldı. Karşısında, evin balkonunda oturan bir grup genç kız, gülüyorlardı...ona gülüyorlardı... Ayağa kalkarken, cebindeki bozuklukların düştüğünü farketti. Herbiri ayrı bir yöne yuvarlanıyor... çatlaklardan, deliklerden düşüp kayboluyordu.Parası da gitmişti.Bi gitarı, bi de canı vardı...Yemek yiyecek,eve gidecek parası kalmamıştı...yorgundu. Mektup yazmayan, arayıp sormayan, çok sevdiği o kızla bir zamanlar gittikleri parkı hatırladı...orada küçük çocuklar bileklik, kolye gibi hediyelik eşya satarlar...müzisyenler maharetlerini gösterir, para kazanır,kızlara hava atarlardı...Parktaki o eski nese kalmamıştı.Yolun kenarına geçti. Elindeki gitar çantasını yere koydu. Gitarını çıkarıp, o "en" hüzünlü besteyi çaldı...sonra, o kıza bestelediği parçayı...ve bir başkasını...ve bir başkasını...çaldı...çaldı. Kulağına gelen takırtı sesleriyle kafasını kaldırdı. Gitar çantasına para dolmaya başlamıştı. Sonra, neşeli bir parça çaldı...para geldikçe,şarkılar daha bir hareketli, daha bir neşeli oluyordu...Güneş batmaya başladı... İleride zabıtalar göründü...daha fazla kalamazdı orada.Gitarı çantaya koydu ve kalktı...eve gidecek, yemek yiyecek parası vardı... belki kirayı hala veremeyecekti, bu ay...ama, hiç değilse düşürdüğünü karşılıyordu bu miktar... Derken yağmur başladı...Eve daha çok var, diye geçirdi içinden. Ne zordu hayat!Yağmur altında yürümeyi severdi...ama yalnızken değil.Yalnızken,daha bi ağır yağıyordu sanki yağmur...Daha bir soğuk... Eve vardığında, kuşu öterek karşılamadı onu...sessizlik dolu ev, o an ürpertti...kafesin yanına gittiğinde, minik kuşu kafesin tabanında yatıyordu hiç kıpırdamadan...öylece..."ölüm" dedi..."sürprizleri seviyor" Islak giysilerini çıkardı...kuş gibi o da ölecekti, bu sefil hayatta. Gitar çantasını açtı, kalan bozuklukları almak için. Arada beyaz bir kağıt gördü...Açar açmaz, yazı tanıdık geldi...o beyaz ellerin yazdığı notu okurken, önce heyecanlandı, sonra üzüldü...Notta: Demek hala bizim parçamızı çalıyorsun...ve yine çok hüzünlü bir şekilde. Beraber aldığımız kuşları hatırlıyor musun? Bendeki bu sabah öldü...ayrılığa dayanamadı herhalde...ama, biz insaniz, dayanabiliriz degilmi? Yarın gidiyorum bu şehirden...kendine iyi bak...hoşçakal! Anladı o an, işlediği hatayı...ne kadar da bencil olmuştu bugüne kadar. O bu şehirdeydi...ve hiç aramamıştı...o arar diye. Şimdi aynı şehirde bile olmayacaklardı. Gün batışını aynı anda izleyemeyecek, aynı ortamda aynı havayı solumayacaklardı...ama, o da affetmezdi ki...yoksa eder miydi?Dal rüzgarı affeder, ama kırılmıştır bir kere, diye geçirdi içinden...Kapı çaldı...ne de çok istedi o an için, kapıdakinin o olmasını...Bu nedenle açmadı kapıyı...o umudu taşımak istedi hep içinde...sonra uykuya daldı...uyanmamak üzere... __ALINTIDIR__ |
| | |
| | #54 (permalink) |
| Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 18
Mesajlar: 2.147 İtibar Gücü: 18 | Ynt: ...:::A$K HIKAYELERI:::... Aşk Nöbeti Heybeliada'daki Deniz Okulu'ndan mezun olan İsmail Türe, kendi gibi Gelibolulu olan bir genç kıza kaptırır gönlünü. İki sevgili parmaklarına nişan yüzüğü taksalar da, birbirlerini çok seyrek görmektedirler. İsmail Türe denizaltıda muhabere subayı olarak görevlidir çünkü. Üsteğmenin aklına harika bir fikir gelir; nişanlısına ışıklı mors alfabesini öğretecek, Çanakkale'den geçiş yapacakları geceyi planlı olduğu için önceden bildirecek ve böylelikle haberleşeceklerdir!.. Boğazı yüzeyden geçmekte olan denizaltının kulesindeki denizciler sigara içmekte, sohbet etmektedirler. Aralarından birinin heyecanlı olduğu her halinden belli olmaktadır. Gelibolu kıyılarına geldiklerinde, karanlık içindeki evlerden birinden bir el fenerinin yanıp söndüğü görülür: "Seni seviyorum"... Arkadaşları gülümseyerek İsmail Türe'ye bakarlarken, genç aşık elindeki fenerle sevgilisine karşılık vermektedir... Bu olaydan sonra iki sevgilinin aşkı düşmez olur denizaltıcıların dillerinden. Herkes, haberleşmek için kurulan ışık yolunu konuşur. Arkadaşları "Evlen şu kızla da, buralardan her geçişimizde selamlaşmayı bırak artık" diye takılırlar İsmail Türe'ye. Denizaltının üstünün ve altının bir olduğu yağmurlu günlerde bile, Çanakkale Boğazı'ndan geçilirken, elindeki fenerle aşk nöbeti tutan yakışıklı denizci gözünü bir an olsun ayırmaz Gelibolu kıyılarından. Yine bir gün, yirmiyedi yaşındaki Üsteğmen, Çanakkale'den geçecekleri gün ve saati, denizaltının uğradığı bir limandan telefonla haber verir nişanlısına. Ege Denizi'nden Boğaz'a giriş yapacaklarını ve en öndeki denizaltının kulesinde olacağını bildirir. Genç kızın gözüne her zaman olduğu gibi,o gece de uyku girmez. Büyük bir sabırla pencerenin önünde oturmakta ve gözünü hiç kırpmadan denize bakmaktadır. Fenerine yeni pil almış olsa da, arada bir yanıp yanmadığını kontrol eder yine de... Birden, dev bir karartı belirir suyun üstünde. Güneyden gelen bir denizaltı, penceresinin görüş sahasına girmiştir ... Genç kız pencereyi açar ve gecenin karanlığına uzattığı elleriyle feneri yakıp söndürür. "Seni Seviyorum..." Kulede bulunan denizaltının komutanı Bahri Kunt işareti görünce gülümser: "Hay Allah, bu kız denizaltıları şaşırdı. Nişanlısının denizaltısı bizim önümüzdeydi..." Bir anlık tereddütten sonra Birinci İnönü denizaltısının komutanı Bahri Kunt, yanıt gönderilmezse genç kızın telaşlanacağını düşünerek,karşılık verilmesini emreder. Yanındakilerin "Ne diyelim komutanım?" diye sorması üzerine de şunları söyler: "ebediyete kadar..." O gece, Üsteğmen İsmail Türe'nin görev yaptığı Dumlupınar, Çanakkale Boğazı'na giriş yapan ilk denizaltı olmuştur. Ama, Gelibolu kıyılarına gelmeden, Nara Burnu açıklarında İsveç bandıralı "Naboland" adlı gemi tarafından çiğnenmekten kaçamamış ve yaralı bir balina gibi acı dolu sesler çıkararak, Çanakkale'nin karanlık sularında kaybolmuştur. Her şey bir kaç dakika içinde gerçekleştiğinden, arkadan gelmekte olan Birinci İnönü denizaltısı Dumlupınar'a çarpan geminin yanından habersizce geçerek, Gelibolu'ya ulaşan ilk denizaltı olur. Genç kız, nişanlısından haber almanın huzuru içinde başını yastığa koyduğunda, genç denizci çoktan dalmıştır "Ebediyete kadar" sürecek olan uykusuna!.. alıntıdır... |
| | |
| | #55 (permalink) |
| Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 18
Mesajlar: 2.147 İtibar Gücü: 18 | Ynt: ...:::A$K HIKAYELERI:::... Kalbinin Sesi Bigün yaşlı bir teyze çok güzel bir kızla tanışır.İlk gördüğünde bu kızda birşeyler olduğunu hisseder.Ve onunla torunu gibi sohbet eder.Kız o kadar severki yaşlı teyzeyi içinde ne varsa döker.Meğer kız bir genci çok severmiş.Çocukta kızı severmiş.Ama ikisininde birbirlerinden haberi yokmuş.Yaşlı teyze dinler ve kıza der ki;''Gerçek sevda hiç kolay bulunmaz.Mutluluk küçücük bir çocuğun tebessümünde saklı..``der.Kız bu öğütleri dinler ve mutlu olmak adına ilk adımı atar.Tam söylemek üzereyken çocuk kıza onu nasıl deliler gibi sevdiğini anlatır.Kız bu duruma çok sevinir.Ve teyzenin dedikleri aklına gelir,düşünür.Aslında teyze bir rüyadan ibaret yüreğinin sesiydi.Sadece onu cesaretlendirecek bir güçten fazlası değildi.Bu sevgi adına atılan bu adım iki gencide çok mutlu eder.Ve aşklarına bir ömürboyu sahip çıkmaya söz verirler... Alıntıdır... |
| | |
| | #56 (permalink) |
| Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 18
Mesajlar: 2.147 İtibar Gücü: 18 | Ynt: ...:::A$K HIKAYELERI:::... Seni Seviyorum Diyenlerin Sevgisinden Şüphe Et,Çünkü; Kasım 1998,sonbaharda kaybettim.Yedi senelik ewliliğimizin ikinci yılını kanser tedavisi için hastanelerde geçirmiştik.Karım her evlilik yıldönümümüzde ikimizin fotoğraflarını çerçeveler"Bunlar bizim hayatımızın gölgeleri"dedi.Öldüğpünde 7 tane resmimiz wardı. 1997'nin bir gecesi onu aldattım.Oysa ona süreli onu ne kadar sevdiğmi söylerdim.Ölmeden 2hafta önce yine aynı şeyi tekrarladım.Tuhaf bir gülümsemeyle baktı we sadece "Biliyorum"dedi.İzmir2e kar yağdığı gün yani 1 ay önce ewdeydim.Fotoğraflara bakıyordum yine.Her çerçevenin altında bir harf olduğunu ilk kez o gün gördüm. -A,-R,-K,-A,-S,-I,-N Gerisi için yılları yetmemişti.Ama "arkasına bak"yazmaya niyetlenmişti.Hemen çerçevelerin arkasına baktım.Hiç birşey yoktu.Sonra bir şey dürttü beni,hepsini teker teker söktüm. İnanabiliyor musunuz?Her birinin arkasından bir mektup çıktı.Geçirdiğimiz her yıl için sevgi dolu sözler yazmıştı. 1997!deki resmimizin içinden çıkan zarf simsiyahtı.Ve içinden şu sözler çıktı:"14/mart/1997/gözlerin bana başka birine dokunmuş gibi baktı/söylemene gerek yok.biliyorum..." Şimdi 2002!deyiz.Onu kaybedeli 4 sene,aldatalı 5 sene oluyor. İçim acıyor şimdi... Çünkü kadınlar biliyor,hissediyor. Seni Seviyorum diyenlerin sevgisinden şüphe et,çünkü; "AŞK SESSİZ,SEVGİ DİLSİZDİR..." Alıntıdır... |
| | |
| | #57 (permalink) |
![]() BiR sEn BiR BeN BiRdE bEbEk (: Kayıt: 01.08.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 738 İtibar Gücü: 13 | Ynt: ...:::A$K HIKAYELERI:::... tuzlu kahve Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika birşeydi. O gün peşinde o kadar delikanlı vardı ki... Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti. Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular. Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu. Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı... “Ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı. “Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi. “Kahveme koymak için.” Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz! Delikanlı kıpkırmızı oldu utançtan ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı. Kız, merakla “Garip bir ağız tadınız var.” dedi.. Delikanlı anlattı: “Çocukken deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben. Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum... Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar. Onları ve evimi öyle özlüyorum ki...” Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının... Kız dinlediklerinden çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini arayan, evini sakınan biri... Ev duyusu olan biri... Kız da konuşmaya başladı. Onun da evi uzaklardaydı. Çocukluğu gibi... O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu... Tatlı ve sıcak. Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii... Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu... Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü... 40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “Ölümümden sonra aç” diye bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Şöyle diyordu, satırlarında: “Sevgilim, bir tanem. Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede. İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki, şeker diyecekken ‘Tuz’ çıktı ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken, değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim. Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok... İşte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! O garip ve rezil bir tat. Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum. Dünyaya bir daha gelsem, herşeyi yeniden yaşamak, seni yeniden tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da...” Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında birgün biri, kadına “Tuzlu kahve nasıl bir şey?” diye soracak oldu.. Gözleri nemlendi kadının... Çok tatlı!.. dedi... |
| | |
| | #58 (permalink) |
| Kayıt: 17.06.2006 Yaş: 25
Mesajlar: 2.059 İtibar Gücü: 0 | Aşk nedir? (Çocuklar cevaplıyor) En büyüğü 10 yaşında olan bir grup akıllı bıdığa "Sence aşk nedir?" diye sormuşlar. Alınan cevaplar, internette hızla dolaşıyor. Cevaplara bakınca anlıyoruz ki, gerçekten çağ atlıyoruz. Çocukluğumuzda bize "Aşk nedir?" diye sorsalar ne cevap verirdik? Aramızdan cevap verebilen çıkar mıydı? Evet, belki kendi aramızda "Aşk bir sudur iç iç kudur" türünden bir tekerleme yuvarlayıp işin içinden çıkardık ama aşağıdaki türden yargılara ulaşacak verimiz olmadığı gibi, dile getirmeye de utanırdık galiba! Bu arada unutmadan cevapların yanındaki yorumlar da e-posta dünyayı dolaşırken, isimsiz kahramanlarca eklenmiş... İşte cevaplar: - Aşk, sevgilimizle aramızda bi sürü kötü şey meydana gelmeden önce hissettiğimiz şeydir. (: ((((((((() - Benim anneannem sırtından hasta olmuştu ve eğilemediği için ayak tırnaklarına oje süremiyordu, dedemin de parmakları hasta olmasına rağmen anneannemin ayak tırnaklarına hep oje sürüyordu. Bence aşk budur. (Evet yaaa. evet yaaa) - Sizin adınız size aşık olan birinin ağzından daha değişik çıkar, o size adınızı söylediği zaman "benim ne güzel adım var" diye düşünürsünüz... (Hakikaten! Hiç böyle düşünmemiştim.) - Aşk birlikte yemeğe gittiğimiz zaman sevgilimizin kendi kızarmış patateslerini bizim tabağımıza koyması ve bizim tabağımızdan hiçbir şey almamasıdır. (İşte bu en güzeliydi) - Aşk, biri sizi ne kadar kırmış olsa da sırf o üzülür diye ona kötü bişey söylememektir. (Canımm yaa evet öööle, ama...) - Aşk çok yorgun olduğumuzda bizi gülümseten bişeydir. (Daha nasıl anlatılabilir ki?) - Aşk, annemiz babamıza kahve yaptığı zaman ona götürüp vermeden önce kendisinin bir yudum içmesi ve tadının çok güzel olduğunu kontrol etmesidir. (Bi de illa ki de paylaşmaktır) - Aşk, sevgilimiz bişey söylüyorsa yılbaşı hediyelerini açmayı bile bırakıp onu dinlemektir. (Şimdi ağlicam ama, bu da ikinci en güzel tarif) - 'Senden nefret ediyorum' dediğimiz birine ilerde aşık oluruz. (Hadiseyi çabuk kavramış :-)) - Aşk sarılmaktır... Aşk öpüşmektir... Aşk "hayır" demektir. (Bu da çabuk çözmüş :-))) - Aşk sevgilimizin her şeyini bildikten sonra bile onunla çok iyi arkadaş olabilmektir. (Cidden ağlicam.) - Aşk kocamız çok terliyken ve kötü kokuyorken bile ona "Sen Bruce Willis'ten daha yakışıklısın" demektir. (Kesinlikleeeeeee) - Aşk, köpeğinizi bütün gün evde yalnız bıraksanız bile eve döndüğünüzde size koşup bütün suratınızı yalamasıdır. (Yaa off hayır bu çok acımasızca ama :-))) - Birine aşıksanız, kirpikleriniz hareket ettikçe gözlerinizin içinden yıldızlar çıkar. (Süper tespit) - Eğer aşık değilseniz "seni seviyorum"demeyin, ama gerçekten aşıksanız hep "seni seviyorum"diyin, hem aşıksanız hem de "seni seviyorum" demiyorsanız çok ayıp. (Anlayan anlamıştır bile... :-))) __________________ Ya gözlerin aklimda Yada aklim adinda Ya hayalin karsimda Ya Sesin kulagimda Ya ben çildiriyorum yada çok seviyorum Ya sevmek çok güzel Yada sevilen çok özel.. |
| | |
| | #59 (permalink) |
| Kayıt: 17.06.2006 Yaş: 25
Mesajlar: 2.059 İtibar Gücü: 0 | Ynt: ...:::A$K HIKAYELERI:::... Kız Kulesi'yle Galata'nın Hikayesi Kız Kulesi'yle Galata'nın Hikayesini bilir misin? Asırlardır göz göze bakarlar, Bakarlar da, bir türlü kavuşamazlar. Yanıktır Kız Kulesi'ne Galata. Zerafetine, ihtiş(Sansürlü Kelime) hayrandır. O büyük sevdası uğruna Kim bilir kaç kez sırılsıklam ıslanmıştır, İstanbul'un delice yağan yağmurunda. Bakma sen, Kız Kulesi'nin aldırmaz tavırlarına. Her ne kadar ilgilenmiyormuş gibi de dursa, Aslında, onun da gönlü yok değildir hani Galata'da. Ama, gel gör ki, Koskoca bir Boğaz vardır aralarında. İzin vermez bir türlü, Galata'nın Kız'a yaklaşmasına. Hikayesini bilir misin demiştim, Kız Kulesi'yle Galata'nın. İşte sevdiğim, Başroldekiler bir hayli tanıdığın. Sen; Kız Kulesi, Tüm zamanların en güzel prensesi. Ve bense; Galata, Bir deli aşık, şu fani dünyada. |
| | |
| | #60 (permalink) |
| Kayıt: 18.07.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 865 İtibar Gücü: 14 | Ynt: ...:::A$K HIKAYELERI:::... SÖZ SEVGİLİM Bir sabah uyandigimda cami açip disariyi seyrettim biraz. Agaçlarin yapraklari sanki sabitlenmisti bir sekilde bulunduklari dallara. Evimin penceresinden çok uzakta deniz de görünüyordu. Dalgali olup olmadigini çözmeye çalistim. Sanki girecekmis gibi. Ama çözemedim. Derken ilerideki parka takildi gözüm. Çocuklar ip atliyor, top oynuyor. Zaten toplasan koca parkta 9-10 kisi ya var ya yoktu. Düsündüm neden bu kadar tenha diye park. O sirada mahallenin ufakliklarinin kafalarindaki sapkalar dikkatimi çekti. Kafami kaldirdim, o da ne günes tam tepedeydi. Içime birden bire bir kurt düsüverdi. Hayir olamaz diye geçirdim içimden ve dua ederek saate dönüp baktigimda., saat 12’yi çoktan geçmisti. Kahretsin yine geç kalmistim randevuya. Zaten islerim yüzünden haftadan haftaya ancak görüsebiliyorduk. O da 1-2 saat anca. Tam 12’de yine ayni yerde bulusacaktik. Üzüldüm ve mahçup oldum biraz da. Sonra, aman bosver dedim içimden. Zamaninda o da beni az bekletmemisti. Tanistigimiz cafede, tanismamizin 1. Yildönümününde elimde bir demet çiçekle onu tam 2,5 saat kahve içerek bekledigim gün geldi aklima birden. Sonra biraz yatisir gibi oldum. Içimden iyi oldu derken, bir yandan da aceleden ti-shortumu üzerime ters giydigimi farkettim. Neyse 5-6 dakika sürmedi hazirlanmam ve onun bana hediye ettigi ayakkabilari giyerek çiktim yola. Belki ayagimda o ayakkabilari görünce daha mutlu olur diye düsündüm. Yol 15 dakika falan sürüyordu ve bulusma noktamiza vardigimda orada beni bekliyordu. Zaten beklemek zorundaydi. 1-2 saat sohbet ettik. Tam 1 haftadir görüsmüyorduk ne de olsa. Ona neler yaptigimi anlattim 1 hafta boyunca, hayatimda nelerin degistigini… Aceleyle aldigim bir deste gülü ise ayrilana kadar vermedim ona. Birazda içerlemistim aslinda. Neredeydi ona götüredügüm diger çiçekler? Hem neden hep ben ona götürüyordum? Diye düsünürken mezarinin tam ortasinda daha yeni açmis goncayi gördüm. Sonra içimden özür diledim ondan. Umarim affetmistir. Ve çiçekleri herzamanki yerine, tam basinin ucuna koydum kokusunu daha iyi alabilmesi için. Son olarak topraga sarilip veda ettim ve giderken bagira bagira “haftaya seni bekletmeyecegim, söz sevgilim” dedim. |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Türkülerimizin hikayeleri | Deli_Sibz | Hikayeler ve Efsaneler | 40 | 02-07-2009 11:27 |
| Türkülerimiz ve Hikayeleri... | Notheart | Genel Müzik Konuları | 17 | 15-06-2009 19:35 |
| [...KORKU HIKAYELERI...] | Deli_Sibz | Hikayeler ve Efsaneler | 63 | 02-09-2008 21:56 |
| Şarkıların hikayeleri | Haberci | Magazin Haberleri | 0 | 17-11-2006 02:00 |
| Tek taş hikayeleri | CiwCiw | Magazin Haberleri | 0 | 11-05-2006 23:03 |