HIZLI ARAMA
| Hikayeler ve Efsaneler Bildiğiniz, gerçek veya değil, güzel hikayeleri burdan bizimle paylaşabilirsiniz. |
![]() |
| | #11 (permalink) |
| Kayıt: 04.05.2006 Yaş: 20
Mesajlar: 3.158 İtibar Gücü: 0 | Ynt: ...:::DONERIM DEMI$TIN:::... Soğuk bir sonbahar akşamıydı. Hava kararmış, yağmur başlamıştı. Düşlerimize yağmur yağıyordu ellerimizi. Gözlerin donuk bedenin halsizdi. Gizli bir el kalkış hazırlanan otobüse binmek için seni sürükler gibiydi. Sanki kalmak istiyordun. “baharda dönerim” demiştin hatırlıyor musun ?” Sakin beni unutma bekle.” Ben seni unutmadım sevgili, ben seni unutmadım. Bütün kış baharda döneceğin günün hayaliyle ısındım. Minik öpücüklerle uyandırıp güneşin doğuşunu gösterecektim sana. Çiçeklerin, denizin, kumasalın, güneşin tadına birlikte varacak , gün batımlarında denizle birleşen ufuk çizgisini birlikte seyredecek, ay ışığında mutluluk şarkımızı söyleyecektik. Yalan değil kaçamak sevdalara takıldım yokluğunda bir süre. Sana benzeyen her şeyi sevdim ben. Sevdiği her şeyde senden izler vardı. Aradığımı buldum sandım ama yanıldım , bulduğum sen değildin. Olmadık zamanlarda aklıma düştün, zamansız yaralandım. Her sabah seni bulmak için yolara düşmek geldi içimden ama gidemedim . Yalnızlığın acısıyla gurur satın alır oldum her gece. “Gelir” dedim kendi kendime, “Söz verdi gelmesi gerek.” Bekledim.Kendimi param parça hissetim ama yine de sana kızamadım.Unuttum kötü sözlerini Unuttum kapında bekletildiğimi.Unuttum telefonlarıma cevap vermediğini, kavgalarımızı unuttum. Bir tek seni unutmadım sevgili, bir tek seni unutamadım. Hep dönmeni bekledim. Zamanla alıştım acılara , ölüm ilanlarında kendiliğinden siline adreslere. Alıştım sevdiklerimin yokluğuna. Ama yalnızlığa alışamadım, hasrete alışamadım, sensizliğe alışamadım. Hep dönmeni bekledim. Olamadı gülüm bir araya gelemedik. Oysa daha yolun başındaydık, tomurcuktuk daha çatlamaya hazır. Bahar gelmeden ayrıldık. Şimdi artan yalnızlığım , büyüyen yokluğu var . duvarlarda gözlerinin izi , kapı kollarında parmak izlerin saklı. Sen neredesin sevgili, varlığın nerede ?. bir mevsim döndü , sen dönmedin . Düşlerim böyle dağınık değildi eskiden. Kara bulutlar gibi kümelenip bir yere, acılarım yüreğimde çöreklenmişti gece yarılarında. Özlemlerim hiç bu kadar olmamıştı gün ışığına. Hasret bu kadar büyümemişti. Şimdi göçebe olmuş yüreğimle her sabah yeni yolculuklara çıkıyorum. Umudun türküsünü söylüyorum öksüz bakışlarımla..... |
| | |
| | #12 (permalink) |
![]() ? Kayıt: 20.05.2006 Yaş: 20
Mesajlar: 2.186 İtibar Gücü: 19 | Ynt: ...:::A$K HIKAYELERI:::... Arkadaş saolasın.Güzel bir paylaşım olmuş...Ancak su an okuyamadım, müsait olunca okumaya çalışırım.. |
| | |
| | #13 (permalink) |
| Kayıt: 04.05.2006 Yaş: 20
Mesajlar: 3.158 İtibar Gücü: 0 | Ynt: ...:::OZLEMI ARIYORUM:::... Benim adım Emin şu an vatani görevimi yapıyorum. Hikayem 3 yıl önce Cumhuriyetin 75. yıl kutlamalarında başladı. Bursa’ da kutlamalar çerçevesinde ibrahim Tatlıses ve Grup Laçin konseri vardı. Bende konserdeydim. Arkamda çok güzel benim gibi uzun boylu bir kız vardı. Onunla tanıştık adı Özlem’di. O akşam epeyce gezdikten sonra onu evine bıraktım ve telefon numaramı verdim. Beni aradı ve buluşmak istedi. Buluşup bir kulübe gittik. Dans ettik, konuştuk. Akşama doğru evine bırakırken elini tuttum. Oda etkilenmişti bana telefon numarasını verdi. Ve zaman geçtikçe aramızdaki aşk dahada alevlendi. Niyetim ciddiydi. Konuyu aileme açtım. Ancak ailem Özlem’i istemedi. Büyük kavgalar sonucu evden ayrıldım. Sokaklarda bir marangozhane de yatmaya başladım. Bu durum üç ay sürdü. Babam beni eve almadı. Özlem de bu durumu babasına anlattı. Özlem’in babası beni yattığım marangozhaneden aldı evine götürdü. Her şeyi ona anlattım. Üzülme oğlum her şeyin bir çaresi vardır dedi. O gün Özlem ‘ler de kaldım. Ertesi gün özlemin babasıyla benim babama gittik. Ama babam bizi kovdu. Özlem’in babası Ramazan Bey bunun üzerine ‘’Bundan sonra sen de benim evladımsın. Artık bizde kalırsın. Kızımla da evlendiririm evlendireceğim dedi. Artık onlarda kalıyordum. 1 ay sonra nişan yaptık. Ancak Özlem’in dayısının oğlu Emrullah, bu ilişkiyi çekemiyordu. Çünkü Özlem de gözğ vardı. Bana sürekli tehditler savuruyordu. Emrullah ve iki arkadaşı bir gün yolumu kesti. Beni acımasızca dövüyorlardı. Bir fırsatını bulup kaçtım ama ardımdan silahla ateş etti. Bir kurşun sırtıma saplandı. Ben yere düşünce yanıma geldi ve kurşunu bittiği için ateş edemeyince bıçağını çekip sırtıma sapladı. Ama öldürmeyen Allah öldürmüyor. Ben hastanede iken Emrulah Özlem’i kaçırdı ve 15 gün boyunca nişanlıma tecavüz etti. Sonra Özlem’i eve yolladı. Özlem babasına her şeyi anlatınca babası utancından her şeyi toplamış ve başka bir yere taşınmış. Bu arada benim başka bir arkadaşım, gidip Emrullah’ı bulmuş ve bıçaklayarak öldürdükten sonra polise teslim olmuş. Ben 3 ay sonra hastaneden çıktım. Öğrendim ki Özlem artık bana layık olmadığını düşündüğü için 29 yaşında evlenmiş boşanmış 2 çocuk sahibi bir adamla evlenmiş. Her yerde aradım ama bulamadım. Bu arada bana babam kadar yakın olan bir insan beni Fatma adında bir kızla nişanladı. Fatma’ya özlemi sevdiğimi söyledim ama Fatma ben senin her şeyine razıyım dedi. 3 yıldır bir saniye bile Özlem’i aklımdan çıkaramadım. Özlem’i kabul etmeye hazırım. Bir bulsam ah bir bulsam... |
| | |
| | #14 (permalink) |
| Kayıt: 04.05.2006 Yaş: 20
Mesajlar: 3.158 İtibar Gücü: 0 | Ynt: ...:::Yaşanmış Bir Sevda Masalı:::... “(*)Dünyada iki gül olsun, biri kırmızı biri beyaz, sen beni unutursan kırmızı gül solsun, ben seni unutursam beyaz gül kefenim olsun”. “Bir söylenceye göre düşman iki ailenin çocukları olan Ali ile Zehra biribirine ölesiye sevdalıymışlar. İki genç daha çocukken ailelerinin düşmanlığına rağmen, gönül verip sevmişler biribirilerini. Aşkları, gökle- yerin aşkı kadar büyük, çiçekle suyun-aşkı gibi temizmiş. Günler gecelere, geceler günlere akıp giderken, herkes aşkına göre almış hisesini hayatın pınarından.. Yıllar su gibi akıp gitmiş, Ve yöre de herkesin dilinde Zehra kızın güzelliği söylenir, Zehra kızın güzelliği konuşulur olmuş. Taa.. topuğuna kadar inen saçları, simsiyah gözleri, inci dişleri, kıpkızıl dudakları, pembe yanakları ve tanrı heykelleri gibi kusursuz bedeni ile perileri kıskandıracak kadar güzel ve alımlıymış… Derken Ali ile Zehra büyüyüp evlenme çağına erişmişler ama evlenmelerine her iki tarafta bir türlü razı olmamış. İki düşman aile arasında kavgalar başlamış, günlerce silahlar patlamış… Zehra ile Ali de çevrelerine aşklarını, biribirine bağlılıklarını kanıtlamak için evlerini terkedip iyi yürekli bir çobanın yardımıyla uzak bir vadideki mağaraya gizlenip yıllarca orada barınmışlar. Zehranın kardeşleri her yeri aramış taramışlarsa da hiç bir yerde izine rastlamamışlar. Epey bir zaman yabani meyveler, bitkiler, kökler yiyerek ve geceleri çobanın köyden taşıdığı yiyeceklerle yaşamını sürdürmüşler... Dolunaylı gecelerde iki derin vadi arasındaki mağaranın önünde oturup, alt tarafından çağıl çağıl akan sulara bakarak dağlara, taşlara türküler yakmışlar. Zehra kızın saçları gece, gözleri yıldız, bakışları gökkuşağını andırırmış. Baktıkça rengarenk bir ahenk sararmış vadinin içini… Her sabah gün burada aşkla başlayıp, aşkla bitermiş… Kuşların inceden soluyuşu, ağacların nazlı nazlı sallanışı, yaprakların hışırtısı bir başka güzelleştirirmiş çevreyi… Renk renk, desen desen çicekler içinde, pınarların da akışıyla bu renk ve ahenk harmonisi, iki gönül coğrafyasının ve iki yurek ikliminin mutluluğuyla uzayıp gitmiş günler. Genç adam sevdiği kıza her gün hayran hayran bakarak sazına sarılıp türküler dizermiş ırmaklara… Dağ, taş dillenirmiş sesinde… Sevdiğinin gözleri denizin incileri, dişleri mercan, saçları gecenin karanlığı, gülüşü bahar gülü kadar güzelmiş, güldükçe cangülleri saçılırmış dağa, taşa… Sonra Zehra kızın kardeşleri iz sürüp yatmışlar pusuya. Herşeyden habersiz dağlara, kayalara saz çalıp sevdiğinin ceylan gözlerine türküler söyleyen Ali tek kurşunla kayadan aşağı yuvarlamışlar. Ağıt yakıp saçlarını yolan Zehra kız Ali nin acısına dayanamayıp ümitsizliğe kapılarak oda kendini aynı uçurumdan aşağı bırakır. İkisi yan yana gömülür. Sonraları kızın baş ucuna ak, erkeğin başucunda al bir gül fidanı çıkar ve her bahar yeşerip biri ak biri kırmızı gül açarak biribirine sarılarak tekrar kavuşurlar hiç ayrılmamak üzere.... Yelpınarın suyu gövdelerine değdikçe ağlamışlar, iri iri yaşlar süzülmüş yapraklarından… Beyaz duvağını takıp tomurcuğuna, ağıtlar yakmışlar kayalara dönüp sırtını munzur dağına. Ne zamanki acısı, ne zamanki hasreti işlemiş kayalara Zehra kızın, paramparça olmuş kayalar, her parça kızıl bir ağgül olmuş kanamış. Yıllarca pınarlar kan akmış… Tarifsiz bir acı çökmüş her yana… İşte o gün bu gündür her bahar biribirine kenetlenen bu iki çiçeğin olduğu yerde ağlama ve inilti sesleri duyulur geceleri… Halk arasında mağaranın önünde gömülü olduğuna inanılan bu iki sevgilinin aslında ölmediklerinin, onların değişik zamanlarda değişik şekillerde göründüğüne dair rivayet edilir. Halk arasında hala iki sevgilinin, iki çiçeğe dönüşerek yaşadıklarına inanan yörenin gençleri. Bu söylentilerin de etkisiyle olacak ki, her bahar mağarayı ziyaret ederek dilek tutup kısmet ve murat duası ederler... Rüzgarın sesi bu yörelerde her gece yaşanmış efsaneleri fısıldar. Bazen yaşlı bir ninenin anlattığı masalda dillenir, bazen de bir sazın tellerindeki ezgide... |
| | |
| | #15 (permalink) |
![]() bLackpearL Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 6.851 İtibar Gücü: 29 | Ynt: ...:::A$K HIKAYELERI:::... BU HİKAYE MUTLAKA OKUNMALIII BAYILDIM SÖZLERİNE... WARMI BÖYLE MEKTUPLAR YAZAN.. WARMI BÖYLE CÜMLELER Ferhat ile Şirin Padisah, kizi Sirin'i çok severdi. Sirin bir kösk istedi babasindan. Kösk tam üç günde bitirildi. "Ama ben saçaklarinda hiç görmedigim kuslarin uçtugu, duvarlarinda hiç bilmedigim gemilerin hiç bilmedigim ülkelere sevinç tasidigi, dört bir yaninda atlarin hiç tanimadigim umut ülkelerine dogru gittigi bir kösk isterdim" dedi Sirin. En güzel resimleri, en güzel islemeleri en güzel renklerle yaratan Ferhat'i sarayin bahçesine yapilan bu yeni köske getirdiler. Ferhat boyalarini açti, her yani resimlerle, islemelerle süslemeye basladi. Dünyamizin basina sarmis bütün olmazliklari, yüregimize nereden geldiyse gelmis bütün yanlislari, kötülükleri yoksayan büyük bir yaratici çabayla ise koyuldu Ferhat. Boyalarla arasinda kesin bir anlasma vardi. Hiçbir seyi umursamaz gibiydi. Oysa, yaptiklarini begendiremezse boynu vurulacakti. Yaratanlar Bagislayin önce bizi Her seyi sizden aldik Hiçbir sey veremedik belki size Bizim yüzümüzden yalnizliginiz Yaratanlar Bizi hosgörmeyin ama Alin degistirin bizi Taslari yontu yapmaya Degistirin Sabah aksam degistirin içimizi Yaratanlar Aydinliga çikaran eller kutsal ellerdir Siz bastanbasa birer tanrisiniz Duyurun her duymazliga sesinizi . DEWAMI WAR UZUN AMA OKUNMALI |
| | |
| | #16 (permalink) |
![]() bLackpearL Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 6.851 İtibar Gücü: 29 | Ynt: ...:::A$K HIKAYELERI:::... devamı... Ferhat bir sabah vakti gene boyalariyla söylesirken, tuttu yemyesil bir yaprak isledi köskün avlusundaki büyük çesmenin tasina. Sonra yapraga dönüp sunlari söyledi: Gözlerinin derininde bir sari Yaprak gibi sicak yazdan geçecek Bekleyecek uzaktan ilk rüzgâri Ilk sallantida yerlere düsecek Ilk yagmurda islanacak saçlari Ilk selin akisina takilip gidecek Bir ovada karsilayacak kari Ilk ayazda yüregi titreyecek Iz kalmayacak ondan baharlara Çürüdügünde yesiller çikacak Artik ben yokum dedigi gün Topraktan papatyalar fiskiracak Bir yokta geçirecek uzun yazi Sonbahari hele hiç duymayacak Kimse gelmekte olan soguklari Onu bulup da ondan sormayacak Daha sonra o yapragin yanina özgürlük kirmizisi bir sandal çizdi. Kumluga mor rüzgârlar getirdi. Dalgalar kiyiyi tutunca sunlari söyledi: Tutkularla açilir misin sandal Eski mavi büyük denizlere Gider misin isiklarin ardindan Günesin kuskusuz battigi yere Orada görülmedik umutlar bulur Alir getirir misin kiyilarimiza Büyük sevinç çigliklari tasir misin Kara ve sessiz yalnizligimiza O deniz tarlalarinda belki çiçekler YesiI uzakliklara serer bakisini Belki onlar bizden iyi bilirler Umudun gizlisini askin saklanmisini Gider getirir misin güzeI sandal Bize acilarda yok olmayani Büyüyüp büyüyüp de kuslar gibi Gün geIip alnindan vurulmayani Daha sonra da bu apaydinlik kiyiya bir atli getirdi daglardan. Atliya bakip sunlari söyledi: Taraninca sabahlarin saçIari Senin adin umut diye biri mi Bir daha geçmez misin geçtigini Yakilinca küI vermeyen serüven Senin adin bir atli mi daglardan Baskaldirmis yoklugunun adina Varinca atli olmanin tadina Senin için gitmelerin sehri mi Senin karli daglarin var mi kistan Sunulacak umudun var mi yaza Yoksa aksamüstünde kendini Birakacak misin renksiz beyaza Atini basibos sürüp tarlaya Topla diyecek misin yalnizligi Özgürlügü ayri ayri kapilarda tutarken Varligin ve yoklugun uymazligi Yaratanlar Her umudu bir kesinlik bildiniz Sizden önce umut yoktu dünyamizda Dünyamiza umudu siz getirdiniz Sonu hiç gelmeyecek bir sarkida Siz islediniz dogaya inanci Kendinizden kendinizi yaratmayi bildiniz Her sey bitmis sanilan yerde bile Yeni yontular kurdunuz kayalardan Asilmazliklar gibi dikili daglardan Siz asmayi bildiniz geçitleri Siz bize kendimizi gösterdiniz Siz bozdunuz dogada sessizligi Yerine sonsuzlugu getirdiniz Ferhat o sabah yapragi, sandali ve atliyi çizerken, Sirin bir kösede gizlice onu gözetliyordu. Bakti ki, düsledigi güzelliklerden de büyük güzellikler Ferhat'in çizdigi, boyadigi resimlerdedir. Usulca onun yanina yaklasti ve dedi ki: Bu kadar güzelligi kaldiramaz Daha güzellersen yikilir duvarlar Böylesine eksiksiz bir türküyü Duyanlar dinlemeye dayanamaz Biraz çirkinlik kat yaptigina O güzel çocuk yüzlerini sil biraz O bembeyaz yeleli atlari karala Yerlerine yalnizlik çiz biraz Iyiden dogrudan ve güzelden Birini görmezden gel hiç degilse Boyadigin çiçeklerden birinin Hiç degilse bir yapragini kopar Bir yerinde aksasin bu sonsuzluk Yoksa yüregimiz dayanmayacak Hem bizim eksikli varligimiz Senin eksiksizligini zor anlayacak Sonra aklindan sökemezse seni Ya bir çilgin olup çikarsa Sirin Sonunda bir yalnizliga düserse Sonsuzlugunla ödeyebilir misin Ferhat, Sirin'i görünce vuruldu. Ne gördügü, ne duydugu, ne yarattigi güzellikler içinde böylesine yüce bir güzellige raslamisti. Dedi ki Sirin'e: Boyalarla isledigim duvarlarda Hiçbir güzellik ulasamaz sana Ben ne kadar benzetmek istesem Hiçbir rüzgâr benzeyemez saçlarina Güzelligini asacak qüzellik yoktur Onu ben istesem de yaratamam Senin güzelligini gördükten sonra Artik ben boyalara dokunamam Ben ki hep bir asmaya inanmistim Ama senin varligini asamam Gözlerinde parlayan yücelige Yaklasmak istesem de yaklasamam Eksiksizi ben sende gördüm ancak Bundan sonra eksiksizi yaratmayi umamam Ilk yenilgim en yüce yenilgimdir Artik Ferhat'in isi tamam Neden bunca güzelligin vardi da Yeni güzellikler özledin bos yere Neden böyle bir vurusta yok ettin Yoksa düsmanligin mi vardi bana Sirin karsi durdu Ferhat'in sözlerine. Dedi ki: Sen ki hep bir sonsuzun umudusun Nasil durur kalirsin yeniden dogmalara Sen ki hep bir bitmezin sarkisisin Nasil boyun egersin çaresiz kalmalara Biz hepimiz bir tutkuya yaratildik Dogduk koyu ve yogun yalnizliktan Biz ki durak bilmeyen yolculariz Nasil eksildik deriz zor yollardan Artik yüklendik ya yaratmayi Bütün güzellikler bizden sorulacak Iyiyi ve dogruyu yüklendik ya Düsüncemiz her zaman sonsuzu arayacak Bütün yarattigini sil istersen Istersen yeniden koyul yaratmalara Kendini azalmayacak bir tutku say istersen Yürü bizi bekleyen zamanlara GüzelIigimi asmani isterim Yalniz kalmak istemem ben dogada Kendimi yarattiklarinla anlayayim Daha yüce güzellikler ver bana Ferhat da, her yaratan gibi, yaratmayi istemese de yaratacakti. Sirin ona yepyeni güzellikleri duyurdu. Ferhat yepyeni güzelliklere dogru yürüdü. Sirin'in köskü, artik, bir güzellikler cennetiydi. Çok zaman Ferhat da Sirin de her gün biraz daha büyüyen güzellikler karsisinda saskinliga düsüyorlardi. Güzelligin kaynagi simdi artik yalnizca Ferhat degildi. "Sende buldugum güzellikleri çiziyorum durmadan" derdi Ferhat. Gün geldi, köskün islenmedik yeri kalmadi. Padisah, yaptiklarina karsilik Ferhat'a bir torba altin verdi. Ferhat torbayi köskün bir kösesine birakarak çikti gitti. Giderken son bir bakisla bakti Sirin'e. Padisah olanlari anladi, anlamazdan geldi. Onlarin birbirlerine zorunlu olduklarini anlayamazdi elbet. Ne de olsa padisahti. Yaratmakla yönetmek anlamaz birbirini. Günlerden bir gün Sirin, Ferhat'a bir mektup yolladi. Mektubu götürecek ikiyüzlü, onu önce Padisah'a verdi. Padisah mektuptan hiçbir sey anlamadigi için ikiyüzlüye "götür ver bakalim altindan ne çikacak" dedi. Mektupta sunlar yaziliydi: Yeraltindan çikar gibi maden Oydukça yalnizlik çikarilir Aradigin geçmis günler içinde Yalnizligin bir karsiligi vardir Geçmeye çalistigin geçitlerde Koca sehirler boyunca yilginlik Durup durup sessizlige uzanir Bulut tutar gibi tutar gökleri Oyarcasina bir duyarligi Öyle basip geçmisler ki adim adim Yüregin islek bir kaldirim Korundugun bütün zor zamanlarda Öyle yürümüsler ki her yanindan Yikim bile degil kalan geriye Yeraltindan çikar gibi maden Ölümleri oymuslar yüregine Ikiyüzlü, Ferhat'tan da Sirin'e bir mektup getirdi. Ama önce Padisah'a okuttu mektubu gene. Padisah bu mektuptan da bir sey anlamadi. "Götür mektubu ver Sirin'e, bakalim ne yapacak" dedi. Mektupta sunlar yaziliydi: Adim adim eskiyerek bir gün Bakarlar ki yirtilmis torba Saman gibi dagilir ortaliga Umut bilip ömrünce götürdügün Yeni bir göz gibidir karanliga Yikimini ilk gören her duyarlik Bir ada gibi çizer durusunu Her yaninda denizden bir yalnizlik Yüregindeki kus vurulur alnindan Bos kanatIariyla iner yere Umutlari kapanir göklerine Zaman denen sesler duyulmaz olur Yavas yavas çekilerek bir gün Bakarlar ki çöl basmis denizi Artik onu aramayin gemiler Onun için sular çoktan bitti Yazdi. Sehir susuzluktan yaniyordu. Her yerde su ariyorlardi. Sarayda bir yudum su kalmayinca Padisah da arayicilara katildi. En önde Müneccimbasi büyülü sarkaciyla yürüyor, onu Padisah, vezirler ve halk izliyordu. Aksama kadar yürüdüler. Günes batarken, aralarindan ayrilip sehrin güneyindeki dagi asmis olan bes kisinin dorukta el salladiklarini gördüler. Biraz sonra o bes kisi etege indi ve dagin öbür eteginde çoskun bir suyun sel gibi aktigini bildirdi. Müneccimbasi sarkacini o yöne dogru döndürerek bir seyler mirildandi ama, söyledikleri sevinç çigliklari arasinda yok oldu. Ancak, mühendisler Padisah'a bildirdiler ki, o su dag delinmeden sehre getirilemez. Ertesi gün bütün halk dagi delmeye koyuldu. Gelgelelim, kayalar kazmalara geçit vermiyordu. Susuzluk son duragina geldiginde, Padisah, dagi iki günde delebilene istedigini verecegini bildirdi. Çigirtkanlar haberi yaydilar. Bir ögle üstü Ferhat, Padisah'in karsisina geldi. Ferhat, Padisah'a dedi ki: Kazmalar kürekler yetmez dagi delmeye Yüreginden vermedin mi dag susar Dagi delen deldigi dagdan güçlü gerek Yoksa hiç bir susuzluga geçit vermez kayalar Ne istemek ne bilmek yetmez dagi delmeye Sen asmayi bilmedin mi dag susar Su oralarda akar biz burada yanariz Dalarak pinarlarin eksilmez düslerine Dag ne bilecek kendinden vermeyi Kayalar susuzlugu ne anlamis Yasamayi bilmeyen bilmez ki yasatmayi Dag bitmez bir sessizliktir yokluguna inanmis Yürek direnmeyi bilse çoktan delinmisti dag Çoktan yenik düsmüstü varliginda kayalar Simdi o kuru çayda sular oynasiyordu Simdi kiskanç bir çöle benzemezdi sokaklar Bu dagi tek basima delecegim Basegmeyi bilmeyen yüregimle Bütün susuzlara haber salinsin Yarin suyu getirecegim sehre Ferhat'i dinleyen Padisah'in sevinçle söyledikleri: Bilsin günes Bir karanliktan sonra güne açilani Yikasin yagmur Yanmalardan sonra kül baglayani Anlasin dereler sularini Bütün kuslarina saysin gökler Renklerini tanisin çiçekler Basaklar kavrasin tarlalarini Nasil Ferhat daglari anlamissa Daglar bütün geçmezlige bitmisse Giyinsin umudunu bütün sular Dahu uzaklara sersin uzaklarini Nasil daglar tutamazsa sulari Nasil deniz yok etmezse gidisleri Her kopan kayada parlayan alinteri Silsin bütün ölüm korkularini Duysun bütün sabahlar Geceden umut diye gündüze baglanani Görsün bütün kayalar Sarsilmazliginda bitimsiz durani Kullanilmis umutlari çikarip atin Varacaginiz yerlere vardinizsa Anilara hiçbir sey saklamayin Eger insan gibi yasadinizsa Eski sular düslerini birakin Daglarin ardinda yeni sular var Yeni sabahlarda delin daglari Susuzluktan suya çikin birdenbire Yoksa düsler birden çoraklasirsa Insan hiç anlamadan yalniz kalir Kullanilmis umutlari çikarip atin Yorgun umut ani olup kalmadan Gökler kadar özgür olacaksiniz Kendinizi yikayin anilardan Sabah olmadan daha, Ferhat kazmasini omuzlayip dagin etegine geldi. Basladi dagi delmeye. Her vurusta adam büyüklügünde kayalar kopariyordu. Ögleye dogru Padisah, yaninda Sirin ve adamlariyla dagin etegine geldi. Bakti ki Ferhat dagin yarisini delmis. Ferhat gelenlerin yaninda Sirin'i görünce sarsildi. Sirin bir ara onun yanina gelerek kimseye sezdirmeden bir mektup birakti avucunun içine. Ferhat, ancak Padisah, Sirin ve vezirler döndükten sonra mektubu açip okuyabildi. Okur okumaz, oldugu yere yigilip kaldi. Bir ara toparlandi, sirtini bir kayaya dayadi. Içinden, dagi da Sirin'i de birakip, uzak, çok uzak yerlere gitmek geldi. Ancak, koca bir sehrin umudu olmusken, dagi delmeden bir yere gidemeyecegini düsündü. Yeniden kazmasini aldi eline. Sirin, mektubunda, önce, babasinin sehre gelecek suyla birlikte dügün dernek kurarak kendisini vezirin ogluna verecegini, bunun kendisi için ölüm demek olacagini, Ferhat'siz bir Sirin düsünemedigini, tam bir açmazda oldugunu bildiriyor, sonra sunlari söylüyordu: Birden yasadigim her seyi ölmek Her seyi yeniden yasamak istiyorum Birden hiçbir seyi duymak istemiyorum Bitmis bir sarki gibi seziyorum kendimi Yikilsin istemiyorum artik duymazliginda daglar Baksin istemiyorum artik gözlerimi Belki bütün bir evrenin güneslerini Belki ilk olarak isiktan saymiyorum Birdenbire sönecegini bilmezdim umudun Sevincin böyle çabucak ölecegini bilmezdim Böyle bir açmaza demir atmak nerelerden Nasil da birdenbire gelip buldu beni Yeniden duymak istemiyorum yasarligimi Hiç degilse bir gün ölmek bir tek gün Ey bana kendini bir gün çok gören ölüm Bir anlasan nasil çok seviyorum seni Ferhat, Sirin'in mektubundan yüklendigi aciyIa bir türkü söyledi. Türküyü, arkasinda sessizce duran Siriii in dinledigini bilmiyordu. Dedi ki türküde: Sonsuz tutkulnrda asar bosluklari Iner bir papatya sarisinda güzellenir Günesin ilkbakislari vurunca Gözlerin dinmezlikleri ummayan bir denizdir. Yillari yürümüs isiklar gibi uzaylardan Gelir dönülmezligin çizdigi yeryüzüne Mavisi sessizlikte çogalan gözlerindir Akisini duyurur bitimsiz dogalardan Sürer bir yasarlikta kesiksiz inanmayi Dönmez çoktan eskimis geçkin uçarliklara Yasamaktan bildigi uzun bir dinmezliktir Umutlanmaz korkak yalnizliklara Istesen de istemesen de anlamaz durmayi Der ki -adim zamanlardir bitmisliklerde kalmam Bir kere sana biçmis ya kendini tamam Hiçbir sey ögretemez ona sensiz olmayi |
| | |
| | #17 (permalink) |
![]() bLackpearL Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 6.851 İtibar Gücü: 29 | Ynt: ...:::A$K HIKAYELERI:::... devamı... Sehir sudan umudunu kesmisti. Sessizce ölümünü bekliyordu. Kimsenin dagin ardina gidecek gücü yoktu su içmek için. Gitmeye kalkanlar baygin yigildilar dagin yamacina. Simdi kayu bir sessizlik yalnizca Ferhat'in kazmalariyla yirtiliyordu. Ferhat, üzgün, Sirin'in mektubuna karsilik olan türküyü söyledigi zaman arkasinda Sirin'in bulundugunu bilmiyordu. Biraz sonra bir hisirti oldu, Ferhat arkasina bakti, Sirin'i gördü. Kucaklastilar. Sirin, saraya dönerlerken, bir yolunu bulup babasinin yanindan ayrilmis, kosa kosa Ferhat'in yanina dönmüstü. Susuzluktan kuruyan gözleri, dudaklari, artik son gücünü harcadigini gösteriyordu. Uzun zaman birbirlerinden ayrilmadilar. Sonra baktilar ki günes batmaktadir ve su gecikirse sehir kirilacaktir, birlikte çalismaya koyuldular. Ferhat kazmasiyla kocaman kayalari kopariyor, Sirin de kendisinden umulmayacak bir güçle bu kayalari açilan tünelin disina çikariyordu. Sehir büyük bir sessizlik içinde yavas yavas erimekteydi. Ferhat gittikçe koyulan sessizligi duydukça kazmasini daha büyük bir hinçla salliyor, günes batmadan önce dagin ardindaki gür suyu sehre akitmak istiyordu. Açilan tünelin bir ucunda isiklar kirmizilasmaya, tünelin içini karanliga gögüs geren koyu bir pembelik sarmaya basladigi sirada, güçlü bir kazma vurusuyla düsen bir kayanin yerine dolan mor isiklar bu büyük çabanin sonunu müjdelediler. Ferhat daha sonra suyla tünel arasina büyük bir ark açti, suyun akis yönünü degistirdi. Biraz sonra sehirden gelen çigliklar, ölüm saçan susuzlugun sonunu bildiriyordu. Ferhat ve Sirin, bir agacin gövdesine sirtlarini dayadilar, düsünceye daldilar. Gittikçe artan uzak çigliklar arasinda aksam pembeden koyu maviye dogru degiserek ilerliyordu. Bu güzel bitisin kendilerinin sonu olacagini bilerek susuyorlardi. Uzun uzun sustular. Sonra artik günün son isiklari da uyumaya gidince, yavasça yerlerinden dogruldular. O sirada ne Ferhat, Sirin'in güzünden akan bir damla yasi ne Sirin, Ferhat'in gözünden akan bir damla yasi görebildi.Ferhat, Sirin'e dedi ki: Varligin varligima karisacak Umut yorulmaz bir atli gibi çikti geliyor Dünyamizda gözlerinin vazgeçilmez mavisi kurulacak Bunu hayir diyenler de biliyor Ölümlerden ölümsüzlük devsirenlerde Eski bir kolayliktir kendinden utanmak Çok eski bir zorluktur seni sevmek Bulutlarin yagmurlardan koparildigi yerde Inançlarin durup kaldigi günde Her direnç bizim için sonsuza açiliyor Çöllerden daha kuru ve bitkin bekleyislerde Her umutsuzluktan sonra sular basliyor Sen yasamsin bir yandan olmaza degisirsin Yikarsin bütün umudu geçilmez daglarinda Bir yandan bize bütün maviyi getirirsin Ölmezligi gök bilen kuslarin kanadinda Umut olmazliklari bilmeyen ülkedir Hiç durmndan seni bana ulastiran Yalnizlik bir korkudur dönüp dönüp Gelip gene kendisine baslayan Sirin, Ferhat'a su karsiligi verdi:Deniz susayinca gök Bir yagmur deniziydi çilginlasan Sanilirdi ki bir gün saçlarindan Umulmadik denizler gelecek Yasar gibi mavisinde bir çiçek Bir kus bir ince uçusu söyler gibi Bir böcek bir ilk yazi anar gibi Her yoklukta varligin bilinecek Gün bitince pembeliginde aksam Bir yeni gün umuduydu bekleyisle Durmak bilmez yolcuydu Daha yolcu olurdu hergidisle Duyar gibi dönmezligi bir akis Karanligi bilmez gibi sabahlar Saatlar bir inanca kosar gibi Her bakisa gözlerini getirecek Deniz baslayinca gök Bir sonsuzluktu sulara karisan Bir günessin güne dogdugun yerde Kovulmaktan yorgun yolcudur aksam Ferhat ve Sirin dagdan sehre indiler. Suya kanmis bir kalabalik her yanda sevinç gösterilerinde bulundu onlara. Ferhat da, Sirin de, suya kavusan kalabaligin övgülerinden kurtulabilmek için kosarcasina saraya girdiler. Padisah ve adamlari Ferhat'i bekliyordu. Padisah, Ferhat'la Sirin'i bir arada görünce öfkelendi ama bir sey demedi. Ferhat'i yanina çagirdi. Bir torba altin uzatti ona. Ayrica,"dile benden ne dilersen" dedi. Ferhat, Padisah'a , altin istemedigini, yalnizca ve yalnizca Sirin'i istedigini söyledi. "Bir dag delicinin Sirin'i istemesi büyük saygisizlik" diye bagirdi Padisah. Adamlarina bagirdi: "Götürün bu dag deliciyi zindana atin, akillanana kadar kalsin orada." Ferhat yorgundu, zindana girer girmez uykuya daldi. Zindancilardan biri, gün dogarken bir mektup uzatti gizlice Ferhat'a. Mektup Sirin'dendi. Diyordu ki Sirin: Seninle bir dönülmeze inanan Her zaman seninle bir Sirin var Sen git senin pesinden gelecegim Bizi kolay ayiramaz korkular Satir satir yazilsa da duygulardan Ölümlere yokluklara agitlar Unutulmus serüvenler kadar sönük Bir gitme umudu sana yeter Yüreginin derininde kosup duran Çocuklar kadar korkusuz tutkular Anlatir her uzaktan geçene Daglarin ardinda gür sular var Ögrenecegin hiçbir sey kalmadi Yalnizliklardan ve suçlu yasaklardan Büyütecegin umutlar yok Umut çoktan çekildi bu saraydan Bir gitme tutkusu sana yeter Gitmesen de sen yolcusun burada Için bilinmedik daglara dogru kossun Gözlerin gün boyu gezinsin ufuklarda Bir gün sonra, gene gün dogarken Ferhat'a Sirin den bir mektup daha getirdiler. Diyordu ki Sirin: Ondan bir gün sonra, gene gün dogarken, bir mektup daha geldi Sirin den Ferhat'a. Diyordu ki Sirin: Günler birer bekleyistir geçilir Inancinda getirmez bir korkuyu Koca sehir sana çok görse de Asilmaz daglardan tasidigin umudu Sana zaman bir sarkidir söylenir Der ki çiglikliirdan yorgunsan eger Umut gemileri batmadan daha Kendini baska bir mavilige ver Baska bir rüzgârda yürü tutkuyu Bir gün sevince varmayi birakma Tut ki boydanboya çöktü sevgiler Soracagin ne kaldi yalnizliga Bilirsin ki distan yikamazlarsa Gelir içten alirlar kaleleri Kavgada yere sermezler de Kavgasiz birakirlar önce seni Unutur musun bir gün Seni sessizce arkadan vurani Yazik sana çok gördüler Kavgada verecegin bir avuç kani Sirin'in Ferhat'a gizlice mektup yolladigini duyan Padisah kizini yanina çagirtti ve "üç gün içinde dügünün olacak, bilesin" dedi. Sirin, babasina, Ferhat'dan baskasini istemedigini, baskasina vermeye kalkarsa kendini öldürecegini kesinlikle bildirdi. Padisah, Sirin'in bu sözleri üstüne iyice öfkelendi, Adamlarina buyurdu: "O Ferhat denen dag deliciyi çikarin zindandan, söyleyin ona, hemen bu sehirden çekip gitsin. Yoksa boynunu vurdururum." Sirin babasinin yanindan çiktiginda yikilmis gibiydi. Gene de umutluydu. Zindanin kapisina kostu. Adamlar Ferhat'i çikariyorlardi. Sirin, Ferhat'a "daglarda bekle beni" diyebildi. Hemen Ferhat'i uzaklastirdilar, götürüp sehrin kiyisina biraktilar. Ferhat su getirmek için oydugu daga çikti. Bir magara oydu kendine. Orada yalnizca acilarini ve umudunu yasamaya koyuldu. Dügün baslamak üzereydi. Ertesi gün çalgilar çalinacakti. Vezirin oglu tras olmus, yenilerini giymisti. Sarayda basdöndürücü bir gidis gelis göze çarpiyordu. Kadinlar Sirin'i kandirmaya çalisiyorlardi uzun uzun. Sözü biri aliyor, öbürü birakiyordu. Sirin susuyordu. Bir firtina öncesinin sessizligi gibiydi. Üstünde ne yapacagini bilenlerin dinginligi vardi. Su sasirtan ve korkutan dinginlik, aksama dogru kesin bir sevince birakmisti yerini. Son dakikaya kadar Ferhat'a kavusmayi deneyecek, kavusamazsa odasinin penceresinden usulca asagiya birakacakti kendini. Yasamakla da, ölmekle de Ferhat'in olabilecegine inaniyordu. Gülüyor, sarkilar söylüyordu. Aksam geceye dogru degisirken, sarayin kapisini bekleyen bekçinin yanina gitti. Ondan kendisini kapidan birakmasini istedi. Sirin, sarayin kapisindaki bekçiye dedi ki: Gün dogdu umut kirildi Birak beni gideyim Dünyam bütün karardi Birak beni gideyim Ben topraktan ayrilamaz bir suyum Denizlerini özleyen gemiyim UçusIara susadi kanatlarim Birak beni gideyim Çekildi özsularim dallarimda Onmaz bir durgunlugum yalnizlikta Her geçen gün biraz daha geceyim Birak beni gideyim Tutkuyu tutma kapilarda Nilüferler bogulmadan sularda Acilar onu yikmadan daglarda Birak beni gideyim Nasil olsa yolum çizili benim Ben ya Ferhat demisim ya da ölüm Ey benim yoldasim urnut gözlüin Birak beni gideyim Bekçi sessizce açti kapiyi, tek söz söylemeden. Sirin gecenin karanliginda usulca süzüldü disariya. Karanligi boydanboya kosuyordu. Ferhat'i bulmak için sabahi beklemeliydi. Bir agacin dibine çöktü, beklemeye basladi. Gece bitmek bilmeyen bir agirlik gibi uzadikça uzuyordu. Sirin, uyanik, düs gördü sabaha kadar. Bu düslerin her birinde, kendisini çogaltan, yücelten, kendisinin çogalttigi, yücelttigi Ferhat vardi. Sabahi anlatan ilk isiklar Dogu'da kipirdanmaya baslayinca, Sirin, "ölüme de, yasamaya da benzer bir gün doguyor" dedi. Gün dogudan ilerledi, Sirin'in ayaklarina kadar geldi ilk isiklariyla. Sirin daga dogru yürümeye basladi. Dag onu yokusunda engelleyecek yerde, onun yürüyüsüne yürüyüs, gücüne güç katiyordu. Uçuyordu sanki dagin yükseklerine. Ferhat'in magarasinin dorukta olduguna inaniyordu. Doruga yaklasinca "Ferhat" diye seslendi. Sirin'i özlemle kucaklayan Ferhat ona sunlari söyledi: Umutlarin dogdugu yerde geldin Günesle birlikte dogdun sabaha Madem ki böylesine güzelliksin Bir dag çiçegi taksan saçlarina Sarsilmazliginda bir kalesin Dünyada hiçbir ordu yikamaz burçlarini Kiyilari çok uzak bir denizsin Benim diyen geiniler geçemez daglarini Gülünç ettik ya ölümü ona bak Yasarligi en kesin belirleyebildik ya Artik ölüm her yerde utanacak Ferhat ile Sirin'e göz koymakla Kucaginda ölüme ölüm demem Umudunda yok olmalar bir hiçtir Gökleri mavisinden koparmak isteyene Artik ölüm bir çikar yol degildir Ölmezligi bulduk ya sonunda Varligimizla yarattik sonsuzu Haydi kalk uzaklara gidelim Ölüm sonsuza bölmeden umudumuzu Sirin'in Ferhat'a söyledikleri: Ölümler kolay sandi sevinçleri Bire ona yüze bölerim sandi Duyuyorum en güzel sabahimda Ölüm bos yere yokluga inandi Ölümler kolay sandi bitisleri Bir kiliçta sonsuza yikacakti Biliyorum en güzel inancimla Ölüm kendine yok yere inandi Ölüm her günkü gücüne yanildi O sandi ki dur dese duracaktik Ölüm belki de bizi çocuk sandi Onu görür görmez aglayacaktik Bir korkuyu sunacakti da bize Korkuda çöller gibi yanacaktik O sandi ki o bize inanmazsa Biz ona çaresiz inanacaktik Ölümler kolay sandi sevinçleri Bire ona yüze bölerim sandi Biz bir olmus iki ayni inançtik Ölüm eksikliginde kalakaldi Yaratanlar Birer sonsuzluksunuz Olmazi yoksadiniz bir evrende Ölüm alsa neyi alacak sizden Ölüm verse ne verecektir size Siz her açmaza birer umutsunuz Ölümünüzde suçumuz büyüktür Yasarken aci çektiniz Ondan da biz suçluyuz Neyleyelim siz sonsuz büyüktünüz Biz pek ayak uyduramadik size Bizi size birakmadi korkumuz Uyamadik büyüklügünüze Siz birer tanrisiniz Ferhat ile Sirin dagi asip bilinmedik uzaklara dogru yürümeye basladilar. Oysa büyük bir kalabalik peslerindeydi. Onlar su baslarinda dura dura, çiçek toplaya toplaya ilerliyorlardi. Kalabalik, kizgin bir çabayla kosturuyordu. Basta büyülü sarkaciyla Müneccimbasi, onun yaninda Padisah, arkalarinda vezirler ve damat, daha arkada da cellatlar vardi. Bir su basinda yakaladilar Ferhat ile Sirin'i. Önce Ferhat'i Sirin den ayirmaya çalistilar. Ayiramadilar. O zaman cellatlardan biri Ferhat'in sirtina bir biçak sapladi. Ferhat, Sirin'le birlikte yere yikildi. Sirin'i götürmeye gelen Padisah kizinin üstüne egildi. "Kalk artik, bu is bitti, gidiyoruz" dedi. Bir de bakti ki, Sirin de Ferhat'la birlikte gitmistir. Padisah yanmasina yandi ama, ölümlerin ardindan yanmak dayanmak midir? Simdi yüzyillarin basip geçtigi bu uzak ülkede Ferhat ile Sirin her olmaza baskaldiran birer umut olarak masallarda, türkülerde, sevinçlerde, tutkularda, inaçlarda yasarlar. Kime sorsaniz, Ferhat ile Sirin'in öldügünü söyleyemez. Ölümün el uzatamadigi yerdedir onlar, onlar ölümsüzlügün kendisidir. Yasarken dirençtiler, yasarliklari bitince ölümsüz oldular. Ölüm bir yoketme tanrisi olmayi onlarla birlikte elden kaçirdi. Ferhat ile Sirin'den beri ölüm, yalnizca yasamayanlari alip gidiyor. Bir direnci, bir güzelligi, bir inanci yaratmislar için ölüm, o günden beri çaresiz bir gülünçlüktür |
| | |
| | #18 (permalink) |
![]() bLackpearL Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 6.851 İtibar Gücü: 29 | Ynt: ...:::A$K HIKAYELERI:::... Lelya ile Mecnun Mecnun, bir kabile reisinin dualar ve adaklarla dünyaya gelmiş olan Kays adlı oğludur. Okulda bir başka kabile reisinin kızı olan Leyla ile tanışır. Bu iki genç birbirlerine aşık olurlar. Okulda başlayıp gittikçe alevlenen bu macerayı Leyla nın annesi öğrenir. Kızının bu durumuna kızan annesi, kızına çıkışır ve bir daha okula göndermez. Kays okulda Leyla yı göremeyince üzüntüden çılgına döner, başını alıp çöllere gider ve Mecnun diye anılmaya başlar. Mecnun un babası, oğlunu bu durumdan kurtarmak için Leyla yı isterse de Mecnun (deli, çılgın) oldu diye Leyla yı vermezler. Leyla evden kaçarak, Mecnun u çölde bulur. Halbuki o, çölde âhular, ceylanlar ve kuşlarla arkadaşlık etmektedir ve mecâzî aşktan ilâhî aşka yükselmiştir. Bu sebeple Leylâ yı tanımaz. Babası Mecnûn u iyileşmesi için Kâbe ye götürür. Duâların kabul olduğu bu yerde Mecnûn, kendisindeki aşkını daha da arttırması için Allahü Tealâya duâ eder: "Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni." Duâsı neticesi aşkı daha da çoğalır ve bütün vaktini çöllerde geçirmeye başlar. Diğer tarafta ise Leylâ da aşk ıstırabı içindedir. Bir zaman sonra âilesi, Leylâ yı İbn-i Selâm isimli zengin ve îtibârlı birine verir. Ancak, Leylâ kendisini bir perinin sevdiğini ve eğer kendisine dokunursa ikisinin de mahvolacağını söyleyerek İbn-i Selâm ı vuslatından uzak tutmayı başarır. Mecnûn, çölde, Leylâ nın evlendiğini arkadaşı Zeyd den işitince çok üzülür. Leylâ ya acı bir sitem mektubu gönderir. Leylâ da durumunu bir mektupla Mecnûn a anlatır. Kendisini anlamadığından dolayı o da sitem eder.Bir müddet sonra Mecnûn un âhı tutarak İbn-i Selâm ölür. Leylâ baba evine döner. Bir çok tereddütten sonra her şeyi göze alarak, Mecnûn u çölde aramaya başlar. Fakat Mecnûn, dünyadan elini eteğini çekmiş ilâhî aşk yüzünden Leylâ nın maddî varlığını unutmuştur. Leylâ, çölde Mecnûn u bulduğu hâlde, Mecnûn onu tanımaz. Leylâ onun erdiğini anlarsa da yine onsuz yaşayamaz. Hastalanıp yataklara düşer. Kısa zaman sonra da ölür. Mecnûn, Leylâ nın ölüm haberini öğrenir. Gelip mezarını kucaklar, ağlayıp inler; "Ya Rab manâ cism ü cân gerekmez Cânânsuz cihân gerekmez." Der, kabri kucaklayarak ölür. Bir müddet sonra Mecnûn un sâdık arkadaşı Zeyd rüyasında, Cennet bahçelerinde birbiriyle buluşmuş iki mesut sevgili görür. Bunlar kimdir? diye sorunca, derler ki: "Bunlar Mecnûn ile onun vefalı sevgilisi Leylâ dır. Aşk yoluna girip temiz öldükleri, aşklarını dünya hevesleriyle kirletmedikleri için burada buluştular." |
| | |
| | #19 (permalink) |
![]() bLackpearL Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 6.851 İtibar Gücü: 29 | Ynt: ...:::A$K HIKAYELERI:::... Kerem ile Aslı Kerem ile Aslı'nın aşkları asırlardır hiç tükenmedi. Anonim halk hikayesi. XII. Yüzyilda tesekkül ettigi yorumlanan, Kerem ile Asli hikayesi anonim halk hikayelerimizin karakteristik özelliklerini tasir. Hikaye kahramani Asik Kerem, Asli isimli bir Ermeni kizina asik olur. Onu kendisinden kaçiranlarin ardindan arkadasi Sofu ile saz çalarak, türkü söyleyerek diyar diyar dolasir. Büyük bir askin, ugrunda ne ölçüde fedakarlik yapilacak bir kuvvet oldugunu isaret eder. Zorlu macerasinin sonunda, Haleb"de Asli"ya kavusan Kerem tam onunla evlenecekken bir kesis büyüsüne kurban gider. Bir büyü ile tutusup yanar, kül olur. Bu külün kivilcimi ile saçlarindan tutusarak, ayni akibete ugrayan Asli ile ancak cennette bulusurlar... |
| | |
| | #20 (permalink) |
![]() bLackpearL Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 6.851 İtibar Gücü: 29 | Ynt: ...:::A$K HIKAYELERI:::... Asuman ile Zeycan Ayni elmadan yiyerek çocuk sahibi olan iki ana babanin biri kiz, biri erkek çocuklari arasindaki aski anlatan Türk halk öyküsü. Erzincan beyi Kaleli Bey ile kahyasi Dervis Ahmet"in çocuklari olmamaktadir. Bey ve kahyasi, kilik degistirerek geziye çikarlar. Bir yaylada karsilastiklari bir dervisin verdigi elmayi esleriyle birlikte yiyen babalar, çocuk sahibi olurlar. Beyin kizi, kahyanin oglu olmustur. Dervis, kizin adini Zeycan, oglanin adini da Asuman koyar, onlarin birbirleriyle besik kertmesi nisanli olduklarini, büyüdükleri zaman evlendirilmelerini söyler. Çocuklar büyüyünce birbirlerini severler, ancak Zeycan"in annesi, Kaleleli Bey"i etkileyerek iki gencin evlenmesini engeller. Asuman ve Zeycan, düslerinde bade içerek asiklik gücü kazanmislar, saz çalarak deyisler söylemeye baslamislardir. Asuman kilik degistirerek beyin huzuruna çikar ve ondan atismak için asik ister. Kaleli Bey, Asuman"in karsisina, asik olarak kendi kizini çikartir. Bu atismada kaybeden, kazananin kölesi olacaktir. Iki sevgili arasindaki sazli sözlü mücadeleyi Asuman kazanir. Ama Kaleli Bey, sözünde durmadigi gibi, Asuman"i da öldürtmek ister. Sevgilisinin yardimiyla kaçip kurtulan Asuman, Basra"ya gider, bir kahvede asiklik yapmaya baslar. Asiklikta gösterdigi basari, Basrali asiklarca kiskanildigi için bir kuyuya atilan Asuman"i, dügünde elinden bade içerek asik oldugu dervis kurtarir, Erzincan"a getirir. |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Türkülerimizin hikayeleri | Deli_Sibz | Hikayeler ve Efsaneler | 40 | 02-07-2009 11:27 |
| Türkülerimiz ve Hikayeleri... | Notheart | Genel Müzik Konuları | 17 | 15-06-2009 19:35 |
| [...KORKU HIKAYELERI...] | Deli_Sibz | Hikayeler ve Efsaneler | 63 | 02-09-2008 21:56 |
| Şarkıların hikayeleri | Haberci | Magazin Haberleri | 0 | 17-11-2006 02:00 |
| Tek taş hikayeleri | CiwCiw | Magazin Haberleri | 0 | 11-05-2006 23:03 |