HIZLI ARAMA
| Hikayeler ve Efsaneler Bildiğiniz, gerçek veya değil, güzel hikayeleri burdan bizimle paylaşabilirsiniz. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
| Kayıt: 24.04.2006 Yaş: 21
Mesajlar: 27 İtibar Gücü: 0 | amacım sizi sıkmak değil birkaç tane hikayem var zaten uzunda değil Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış...Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.. "Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı" dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki,at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: "Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi.Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın.Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler...İhtiyar: "Karar vermek için acele etmeyin" demiş."Sadece at kayıp" deyin, "Çünkü gerçek bu.Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar.Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez." Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş...Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.Bunu gören köylüler toplanıp ithiyardan özür dilemişler."Babalık" demişler, "Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.." "Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "Sadece atın geri döndüğünü söyleyin.Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?" Köylüler bu defa açıkçn ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden "Bu herif sahiden gerzek" diye geçirmişler...Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeyeçalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara."Bir kez daha haklı çıktın" demişler. "Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş."O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı.Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez." Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... "Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..." "Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. "Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şnssızlık olduğunu sadece Allah biliyor." Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış: "Acele karar vermeyin.Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir.Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.Buna rağmen akıl,insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar.Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar.Bir kapı kapanırken, başkası açılır.Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz." |
| | |
| | #2 (permalink) |
| Kayıt: 24.04.2006 Yaş: 21
Mesajlar: 27 İtibar Gücü: 0 | Ynt: amacım sizi sikmak değil birkaç tane hikayem var zaten uzunda değil Biz, anne ve 4 yaşındaki oğlu Kuzey Carolina yolu uzağındaki bir yolda karavanımızla duruyorduk.Ses ve duman motor kapağının altından bir anda attı ve durduk. Güneş batıyordu ve az araba geçiyordu.Bir polis arabası umarak saatlerce bekledik. Bize yardım etme teklifinde bulunan adamlar motorculardı ve onlarla birlikte gitmeye korkuyordum. Benim endişemi hissetmeksizin oğlum yanımda duruyordu.O birinin bize yardım edeceğine inanıyordu. Sonra tutumlu iri bir adamın biri kamyonetinden indi ve bana tamirci bir arkadaşının olduğunu söyledi. O,arkadaşını alacak ve geri dönecekti.Böylece bir saat daha geçti. Başka bir pikap durdu ve iki adam indi.İri görünüyorlardı ve içlerinde t-shirt olmadan tulum giymişlerdi. Onlar konuşmadı, gülmedi veya beni tanımadılar. Onlar acaba deminkinin tamirci arkadaşları mıydılar? Ben gezinirken onlar makineyı kontrol etti.Tamircilerin söylediği bu söz olan alternator’u duydum. Belki bana bir alternator getirecekler ve onu buraya yerleştireceklerdi. Birinci adam geri döndü.Evet bunlar onun arkadaşlarıydı. Alternator kemeri ve klima kemerinin her ikisi de kırılmıştı. Birkaç mil daha sürebilirdim fakat bu beni diğer şehre götürmezdi. O, tamircilere bizi tamirhaneye götürmeleri için önderlik yapmasını söyledi,oğlum ve ben karavanımızla takip edecektik ve o, bizim durmadığımızdan emin olmak için takip edecekti. Küçük küçük yollardan geçtik. Görünürde bina yoktu, ev bile. İhtimal planları yapmaya başladım. Bu üç adamdan kurtulabilirdim fakat oğlumu taşırken değil. Oğluma garip şeyler olursa hemen söylediğimi aynen yapmasını söyledim, koşmak ve saklanmak gibi. Güvenerek bana baktı. Soru sormadan ,panik olmadan sadece ''Tamam anne'' dedi. Ağaçlıktaki bir ağaç kulübenin önünden çalılık yol boyunca geçtik,sonra da bir arabalık garaj ölçülerinde bir binaya geldik. İçerde duvardaki tırnaklara asılı kemerler ve araba parçaları vardı. Güven veren birşey görmedim. İki sessiz adam çalışmaya gitti. Kulübelerden çıplak ayaklı çocuklar etrafımızı sardı. Utançla ''Kedi yavrularını okşamak ister misiniz?'' diye sordular. Oğlum kedilerin ortaya çıkmış kirli tenini ve tüylerini okşadı. Onu durduramadım. Sonra ellerini yıkamak için zaman olurdu. Sonra kemerler tekrar yerine kondu ve sessiz adamlar ortaya çıktı.Neredeydiler? Onlara ne borçluydum? Birinci adam hiçbir ücret istemediklerini söyledi. Bizim yardıma ihtiyacımız olduğunu görmüşler ve bu yüzden yardım etmişlerdi. Karayoluna tekrar çıkmamız için önderlik etti. Oğlum ne olduğu hakkında garip birşey görmedi. Karavanımız bozuldu iyi insanlar yardım etti. Bu onun umduğuydu. Bu adamlar bir daha görmeyecekleri iki insana tüm günlerini harcadılar. Ücret almamışlardı veya teşekkür için bile kalmayacaklardı. Etkilenmemiş göründüler fakat beni etkilemişlerdi |
| | |
| | #3 (permalink) |
| Kayıt: 24.04.2006 Yaş: 21
Mesajlar: 27 İtibar Gücü: 0 | Ynt: amacım sizi sikmak değil birkaç tane hikayem var zaten uzunda değil Evvel zaman içinde deniz kenarında küçük bir köy varmış. Bu köyün halkı denizcilikten başka iş bilmezmiş. Yaşlı, genç, kadın, erkek bütün köy halkı denizle uğraşır, hayatlarını mavi suların kendilerine sağladığı nimetlerden faydalanarak sürdürürmüş. Dış dünya onlara kapalıymış. Deniz insanlara, insanlar birbirlerine yardım ederlermiş. Kimi balık avlar, kimi ağ örer, kimi sünger çıkarır, kimi tekne yapımında uzmanlaşmaya çalışırmış. Bir de herkesin hayalini süsleyen bir iş varmış: Beyaz Kaptan'ın denizaşırı gemisiyle uzun seferlere çıkıp, ticaret yapmak. Böylece bilinmezi bilmek, görülmeyeni görmek, tadılmayanı tatmak mümkünmüş çünkü. Ama Beyaz Kaptan yanında çalışacakları çok zorlu sınavlardan geçirip seçtiği için, bu öyle herkesin gerçekleştirebileceği türden bir hayal değilmiş. O seferlere çıkabilmek için gözüpek olmak, geride bırakabilmek, denizden başka bir şeye aşık olmamak gerekirmiş. Gemi sefere çıktı mı, beş altı aydan önce dönmezmiş köye. Her gelişinde genç kızların dört gözle beklediği kumaşları, süs eşyalarını, köyde bulunmayan faydalı otları ve alışveriş karşılığında aldıkları değerli şeyleri boşaltır, insanların satmak istediği malları yükledikten sonra yeni bir sefere çıkarmış. Geminin mürettebatı sadece bu değiş tokuş için karaya iner, yükleme işi bittikten sonra onları gören olmazmış. Beyaz Kaptan'sa sadece miço ile çımacı geminin törensel yanaşmasını gerçekleştirirken kaptan köprüsünde belli belirsiz görülürmüş. Geminin miçosu limana her yanaşmalarında, çımacı dostunu görünce büyük bir keyifle halatı fırlatır, çımacı da büyük bir maharetle halatı havada yakalayıp tek bir harekette babaya dolarmış. Bu ikisinin ustalık dolu hareketlerini izlemek köy halkının en sevdiği şeylerden biriymiş. Birbirlerinin gözlerine baktıklarında dostluğu gören miço ile çımacı, köy halkı kendilerini alkışladıkça daha da büyük bir şevkle sarılırlarmış işlerine. Kaptan belki deniz aşkıyla yıllar önce terkettiği köyü daha fazla görmenin rahatsızlığı, belki de geride bıraktığı karısı, oğulları ve kızı tarafından görülmenin korkusuyla, uzaktan izlermiş olanları. Sonrası yine açık deniz, sonrası yine uzun bir sefer… Kaptan herkesin gerçeğinin ayrı olduğuna ve herkesin bir gün kendi gerçeğini bulacağına inanırmış. Hatta miçosuyla çımacının bir kayanın üstüne oturup sohbet ettiklerini gördüğü gün, "Ah deli çocuk, bilmez misin ki denizcinin dostu, denizdedir" demiş kendi kendine ama hiç karışmamış bu imkansız dostluğa. Limana bir sonraki yanaşmalarında miço gelip de "Ah Kaptan ah, denizcinin dostu denizdeymiş." deyince içinin cız edeceğini bile bile karışmamış. Bir gün köye çeşit çeşit malı getirirken, yerle göğü bir eden korkunç bir fırtınaya yakalanmışlar. Usta denizci köye yanaştıklarını biliyormuş ama deniz fenerini göremediği için bir türlü gerekli manevraları yapamıyormuş. Neden sonra denzi fenerinden cılız bir ışığın yükseldiğini görünce rahatlamış. Tam dümeni köye kıracakken, yağmur damlalarının kanatlarına kırbaç gibi inmesine aldırmayan bir papağan gelip konmuş omzuna ve dile gelmiş: "Babası terkettiğinden , ağabeyleri de denize sırtlarını döndüklerinden beri lanetli damgasıyla yaşayan mavi gözlü ceylan, sırf gemin karaya oturmasın diye canını ortaya koyup yaktı bu gece feneri. Ama köyün utanç içindeki halkı lanetlidir deyip güvenmedi ona, delidir deyip dışladı, her zaman olduğu gibi suçladı. Şimdi incecik bedeni buz gibi gecenin ortasında geminin limana yanaşmasını bekliyor. Kimbilir belki de gizli bir sevdanın cesaretiyle tek başına fırtınayla savaşıyor." Beyaz Kaptan bu sözleri duyar duymaz önce kendisiyle sonra da miçosuyla yüzyüze gelmiş. Ve bir anda fırtınayı korkutan bir sesle gürlemiş: "İstikamet açık deniz!.." O günden sonra köy halkı Beyaz Kaptan'ın gemisini bir daha asla görememiş. Bir daha asla dış dünyadan bir şeye dokunamamış. Ama deniz kızları, kimi hüzünlü gecelerde Beyaz Kaptan'ın bilinmez denizlerde suda yüzen bir mavi gözlü ceylan gördüğünü ve hüzünlü bir türkü söylemeye başladığını anlatıp durmuşlar: Bilirim ki sevgimiz Aslında veremediğimiz Bir bilinmez denizde Yitip gitti bedenimiz. |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| MSN resim çalma print screen le değil benzeri sahte çözümlerle değil kesin çözüm!!! | Leg4cY | Msn Messenger | 6 | 22-01-2008 09:20 |
| Giden Değil Kalandir Terk Eden Gidende Bu Yüzden Gitmiştir Zaten | didoşum | Fotoğrafçılık ve Resimler | 10 | 03-08-2007 03:25 |
| 'EĞER' değil, 'ÇÜNKÜ' değil, 'RAĞMEN' sevin... | CaRmAsHıCh | Paylaşmak İstedikleriniz | 2 | 01-06-2007 00:34 |
| Erdoğan: AB ile entegrasyon birkaç yıl önce ortaya çıkan bir husus değil | Haberci | Son Dakika Haberleri | 0 | 09-05-2007 00:20 |
| 'EĞER' değil, 'ÇÜNKÜ' değil, 'RAĞMEN' sevin... | adLer | Paylaşmak İstedikleriniz | 3 | 12-01-2007 13:04 |