ÜYE GİRİŞİ

HIZLI ARAMA


Hayat-üs Sahabe İslam Alimleri Evliyalar, Sahabeler ve Alimlerin hayat hikayeleri örnek davranışları hakkında tüm bilgiler..

Cevapla
Alt 26-05-2007, 07:22   #1 (permalink)
Raid_IRON
Kendini aşan 2de1'ci
 
Raid_IRON - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bir Gün Anlarsın
Kayıt: 21.04.2006
Yaş: 24
Mesajlar: 3.427
İtibar Gücü: 51


Muhammed Said Tantavi

Uzun ama mükemmel bir yazı..

Osmanlı olmakla iftihar eden Şam'lı allame

İlim, insanı dünyadan tecrit eder. Bu yüzden ulemanın hayatında yemek ve uyumak gibi fıtri ihtiyaçlar dahi asgari düzeydedir. Geldim, geliyorum derken bazen bir iki öğün geçer, sofralar kurulur, kaldırılır; fakat onların mutalaları bitmez.

Ulemanın kitaplarla olan münasebetine tanık olanlar, Ebu Yusuf’un ölen çocuğunun tekfin ve techiz işlerini komşu ve akrabaya havale edip derse gitmesini[2] yadırgamadıkları gibi anlamsızda bulmazlar.

Az yemek, az konuşmak, az uyumak sûfinin olduğu gibi alimin de şiarıdır. Az yemekle iktifa etmek kolaydır, çünkü sofradan kalkınca yemekle irtibat kesilir. Fakat uyku öyle değildir. Siz ayrılsanız da, o sizi bırakmaz. Bazen dakikada bir gözlerinizi yoklar. Bu yüzden adap kitaplarında talebelere uykunun giderilmesi ile alakalı bir dizi tavsiyelerde bulunulur.[3]

Yemeği ve uykuyu azaltarak kazandıkları zamanı ilmin hanesine ekleyen alimler, insanlarla konuşma noktasında da titiz davranmış, saniyelerin dahi hesabını yapmışlardır. Amir b. Abdi Kays, kendisi ile sohbet etmek isteyen kişiye: “seninle ancak güneşi dönmekten alıkor, zamanı da durdurursan konuşurum.” demiştir.

Yitirdiği yavrusundan başka çoğu olmayan annenin evladını araması gibi ilmi arzulayan, bulduğunda da bütün uzuvları ile ona kulak kesilen ulema, en sadık dost olarak kitapları görmüştür. Ahmed b. Yahya eş-Şeybani (v. 291) misafirlikte dahi yanından ayırmadığı kitaplarını sokakta mutalaa ederken bir atla çarpmışmış, yaralı halde kaldırıldığı evinde bir gün sonra vefat etmiştir.

Ölüm döşeğinde dahi öğrencileri ile ilgilenen, gündüzlerini ilme, gecelerini ise ibadete ayıran ulema, az zamanda uzun mesafeler kat etmiştir. Nitekim 39 yaşında vefat eden Leknevi geride 110’dan fazla eser bırakmıştır.[4]

Zamanını tüccarın veresiye sattığı malın ücretini kıymetlendirmesinden daha titiz kullanan ve bu yüzden kısa zamanda çok sayıda eser telif eden ulemanın başarısı zaman mefhumuna yüklediği anlamda mündemiçtir.

Onların gündüzünde ders ve mütalaa, gecelerinde ise telif ve ibadet vardır.

“Lisan-ı halin lisan-ı kâlden entak” olduğuna inanan, bu yüzden sözleri yerine yaşantılarıyla fakih ya da müfessir olan ulema, İslam toplumu için ciddi bir kazanım olmuştur. Halen Mekke'de ikamet eden Said Tantavi bu nevi kazanımların en önemlilerindendir.



Hayatı

Eskiler "ilmin başı zor, sonu tatlıdır." derler. Fakat kimi alimler için bu istisnadır. Hicri 1347 yılında Şam'da dünyaya gelen Said Tantavi hayatın her iki ucunda da zoru yaşayan istisna şahsiyetlerdendir. 80 yıllık yaşamının başlangıcı ile sonu arasında gözle görülür bir fark yoktur.

Üç yaşında annesini kaybeden Tantavi, çocukluk ve yetişkinlik devresini zor şartlar altında ağabeyi Ali Tantavi’nin yanında geçirir.[5]

Hayatını okumaya adayan Tantavi gündüzün olduğu gibi gecenin de önemli bir bölümünü mütalaa ve ibadete hasreder.[6]

Bir çok şehirde öğrenci, araştırmacı ve hoca olarak bulunan Tantavi ahir ömründe Mekke’ye yerleşir.



Zekası

Zeka ve hafızasının gücü ile dikkat çeken Tantavi okuduğu her kitabı ezberler. Henüz 16 yaşında iken hafızasında 20 binin üzerinde beyit vardır.[7]

Tantavi'nin zekası ve hadiseler karşısındaki sürat-i intikali kısa zamanda keşfedilir ve lise yıllarında hocalarının fevkalade alakasına mazhar olur. Okuduğu ve duyduğu bir metni bir daha unutmamak üzere hafızasına kaydetmesi bu alakanın artmasında etkili olur.

Şu hadise onun bir lise talebesi iken sahip olduğu tahlil ve terkip cehdini gözler önüne sermektedir: Şam Lisesi’ndeki edebiyat öğretmenleri öğrencilere “yaptığı işin sonunu düşünmeyen bir gün pişman olur.” cümlesi etrafında bir deneme yazmalarını söylerler. Kağıtlar dağıtılır, denemeler telif edilir, daha sonra değerlendirilmek üzere geri toplanır. Kağıtlar arasında bir tane vardır ki hocalar onun hakkında ihtilaf ederler. -Öğrencinin isminin yazılı olduğu bölüm kapalı olduğundan tartışılan yazının kime ait olduğu tartışma esnasında bilinmemektedir.-

Tantavi tartışmaya sebep olan çalışmasında Taberi Tarihi’nde geçen Haccac ile ilgili bir hikayeyi konu edinir. Taberi’nin rivayetine göre Haccac düşünmeden atadığı bir validen dolayı daha sonra pişmanlık duymuştur.

Denemeye müsbet ve menfi not verme noktasında öğretmenler ikiye ayrılır. Bir grup, öğrencinin son derece donanımlı olduğunu savunurken diğer grup, bu tarz bir cevabın edebe aykırı olduğunu iddia eder.

Lisede edebiyat öğretmenliği yapan ve aynı zamanda da Tantavi’nin dayısı olan Sa’dul Afgani akşam eve döner ve övgü ile söz konusu kağıttan bahseder.

Afgani bunları söylerken diğer kağıtlara göre sıradışı olan bu eserin yeğeni Tantavi’ye ait olduğundan henüz habersizdir.

Hayatının erken yıllarında zekasının parlaklığı ile temayüz eden Tantavi, yakın dönem ilim ve fikir adamları tarafından da dikkatle izlenmiştir. Nitekim ağabeyi Ali Tantavi ölümünden kısa bir süre önce Mekke'deki evinde ağırladığı Mahmud Mîra, Hatib el-Accac, Ebu Gudde ve Edip Salih gibi ilim heyetinin huzurunda kardeşinin kendisinden daha alim olduğunu itiraf etmiştir. Davette ağabey bir beyit okumuş, kardeş Tantavi ise o beytin öncesini sonrasını ve benzerlerini söyleyerek haziruna bir edebiyat ziyafeti sunmuştur. Onun bu haline tanıklık eden Ali Tantavi “annem vefat ettiğinde Said küçüktü, ‘anne, anne’ diye ağlar, yüreğimi yakardı. Sonra yetişti, ilim adamı oldu, şimdi ise bizi geride bıraktı.” demiştir.

Tantavi ile yapılan sohbetlerde O’nun edebi derinliğini görmek hiç de zor değildir. Konuştuğu bir konu ya da cevapladığı bir soru ile alakalı onlarca beyit okuyabilen Tantavi, muhataplarına “sonu ‘h’ ya da ‘b’ harfi ile biten bir şiir oku” diyerek onları da edebiyat meclisine dahil etmektedir.


İlmi Yönü

Tantavi lisans eğitimini kimya alanında yaptı fakat Suriye’de çok sayıda alimden İslami İlimler alanında özel dersler aldı. Sabah ve yatsı namazları sonrasında meşhur alimler etrafında kurulan halkalara devam etti. Gençlik yıllarında "Kuduri" ve "Vikaye" gibi metin kitaplarını ezberledi.

Hoca'nın kimyacı olması fakih ya da müverrih olmasına engel olmadı. Öğrencileriyle ders arkadaşlığı yaptı. Lise yıllarında öğrencisi olan Üstat Mehmed Savaş'la Abdulvahhab el-Hafız’ın derslerine katıldı, birlikte Nuru’l-İzah’ın şerhi Meraki’l-Felah’ı okudu.

İslami ilimlerin hemen tamamında behresi olan Tantavi, matbu eserlere olduğu gibi mahtutata da vakıf bir isimdir. Yakın dostu Necati Öztürk Hoca'nın tesbitine göre kendisine bir mesele sorulduğunda cild ve sayfa numarasına varıncaya kadar kitaplardaki yerini söyleyebilmektedir.

Şu anekdot Hoca’nın birikimini müşahhas bir mikyasta ortaya koymaktadır. Bediuzzaman Said Nursi’nin (rahimehullah) eserleri Arapça'ya tercüme edilirken mütercim, risalelerde şairi tasrih edilmeyen beyitlerin bir kısmının kime ait olduklarını tesbit edemez. Konu ile alakalı uzman bir isim araştırılırken Tantavi’ye ulaşılır. Şeyh hiçbir esere bakmadan söz konusu beyitlerin kimlere ait olduklarını söyler.

Tantavi, misafirlerine Said Nursi’nin kim olduğunu sorduğunda “Firuzubadi’nin Kamusu’l-Muhit’ini ‘sin’ maddesine kadar ezberleyen bir ilim adamı" cevabını alır. Bediuzzaman'ın üstünlüğünü Kamus örneği ile anlatan muhataplarına Tantavi şöyle der: “ben de ez-Zebîdî’nin Tacu’l-Arûs’unu ezberlemiştim.”[8]

Hoca, teracim alanında da eşine az rastlanır bir derinliğe sahiptir. Nitekim sohbet esnasında adı geçen her ilim adamının yaşadığı şehri, hocalarını, eserlerini, ne zaman doğup vefat ettiğini, zamanındaki olayları ayrıntısına kadar anlatmaktadır.

Fakih, muhaddis, müfessir ya da mütekellim vasfıyla onu dinleyen herkes söylediklerinden müstağni olmadıklarını yakinen idrak etmektedirler.



Eğitimciliği

Tantavi müktesebatını öğrencileri ile paylaşma noktasında da fevkalade başarılıdır. Üstat Mehmet Savaş’ın anlattığına göre "Şam'da ki İmam Hatip Lisesi'nde öğrenciler tarafından en fazla takdir edilen Hoca, Tantavi idi. Hoca'ya öğrencilerin ayrı bir ilgisi vardı. Okulun en başarılı öğretmeni O kabul edilir, her ders ile alakalı müşkil sorular O’na sorulurdu. Masasına oturmadan ders anlatır, talebelerin seviyelerini dikkate alarak konuşurdu.”

Hoca geliştirdiği eğitim nazariyeleri ile bir çok İslam ülkesindeki okulların kurulması ve müfredatlarının hazırlanmasında aktif olarak görev almıştır. Özellikle Rus işgalinden sonra mücahitler tarafından kurulan Afgan Devleti'nin açtığı okullara fikirleriyle ciddi anlamda katkıda bulunmuştur.


Qiyafe İlminin Son Temsilcisi

Tantavi İslam toplumunda önemli bir yere sahip olan qiyafe ilminin son temsilcilerindendir. Şeyh, insanların vücut yapılarından hareketle karakterlerinin okunmasına ve neseplerinin tesbit edilmesine yardımcı olan bu ilim dalında oldukça mahirdir.

O bunun da ötesinde karşılaştığı bazı kişilerin yüzlerinden nereli olduklarını tespit edebilmektedir. Necati Hoca'nın naklettiğine göre ilk defa karşılaştığı bir Konyalı’ya “yüzün Mevlana Celaleddin’in diyarından geldiğini söylüyor” demiştir.


Özel Hayatı

Tantavi, ilmi evliliğe tercih eden “el-ulemau’l-uzzab/bekar alimler” zümresindendir. İmam Azam Ebu Hanife, Ebu Yusuf’a yaptığı vasiyyetinde, önce ilim talep etmesini, sonra helal yoldan mal kazanmasını, bunlar gerçekleştikten sonra evlenmesini telkin etmiştir.[9] Zira aksi bir sıralama kişinin ilim öğrenmesine engel olur. Nitekim Bişr el-Hafi “Ta’e’l-ilm-u fi/beyne efhazi’n-Nisa/ilim kadınların baldırları arasında yok oldu.” demektedir.[10]

Üstat Mehmet Savaş, Tantavi’nin bekarlığı ile alakalı şöyle demektedir: “Mizacı, mizacına uygun bir eş bulamadığından evlenip kimseye eza vermek istememiştir.”

Hoca’nın yakın çevresi onu evlendirebilmek için zaman zaman teşebbüslerde bulunmuş; fakat hepsi neticesiz kalmıştır. Necati Hoca konu ile alakalı şunları söylemektedir: “Hoca’nın eş seçimi ile alakalı özel şartları vardı; yerde yatacak, yerde yemek yiyecek, dışarda çalışmayacak gibi. Bir defasında O’nun bütün şartlarını kabul eden bir hanım bulundu. Fakat üniversite mezunu olduğu öğrenilince Hoca vazgeçti.”


Müstakim Duruşu

Tantavi Mekke’de, mütevazi bir evde gösterişten uzak bir hayat yaşamaktadır. Mutfak dahil üç odası olan evinde buz dolabı, masa, klima, pervane, yer minderleri, kitaplar ve boş şişelerden başka kayda değer bir şey gördüğümü hatırlamıyorum.

Yaşlılık ve hastalıktan dolayı oturup kalkması hayli güç olmasına rağmen evinde ağırladığı misafirlerine bizzat kendisi hizmet etmektedir. 9 kişiden oluşan grubumuza ayrı ayrı dondurma kaseleri ikram etmesi, kalabalık misafirler için önceden hazırlıklı olduğunu göstermektedir.

Hoca, modern zamanda Hacc’a yürüyerek giden eşine az rastlanır hacılardandır. Taif’ten Arafat’a defalarca yaya olarak gitmiştir. Necati Hoca’nın naklettiğine göre 1985 yılının Ağustos ayına tekabül eden hacc mevsiminde güneş çarpmasından dolayı ağır bir şekilde rahatsızlanmış, hastaneye kaldırılarak buz tedavisine tabi tutulmuştur. Bu durum Tantavi’yi azimet telakkisinden vazgeçirememiştir.

Zor yürümesine, oturunca kalkmakta güçlük çekmesine rağmen, cemaatle namaz kılmaktan geri kalmamakta günde beş defa eviyle “Fakih Mescidi” arasındaki 500 metrelik mesafeyi kat etmekte ve nafile namazları dahi ayakta kılmaktadır.

Tantavi yaklaşık 60 yıldır tuttuğu "sıyam-ı Davud"a hala devam etmektedir.

Tantavi, imam olmaktan ziyade cemaat olmayı tercih etmektedir. Hindistan ziyaretinde garda tren beklerken yöre halkı vakit namazını kıldırması için ona ısrar eder, ısrarları kıramayan Tantavi, imameti kabul eder, namazın ilk rekatında Bakara Suresi’ni okur. Selam verdiğinde trenin hayli zaman önce gara girip çıktığı öğrenilir.

Tantavi, Hanefi imamın arkasında namaz kılmaya özen gösterir, bunun için bazen yarım saatlik bir mesafeyi bile kat eder.

Tantavi’nin evinde televizyon olmadığı gibi, konuk olduğu yerlerde de televizyona mesafeli durur. Gözlerinden ameliyat olmak için gittiği hastanedeki odasından televizyon kaldırıldıktan sonra orada yatmayı kabul etmiştir. Ağabeyi Ali Tantavi televizyonlarda program yapınca 27 yıl ona mesafeli davranmıştır.

Medresetü'l-Felah'ta hocalık yaptığı yıllarda okulun bahçesinde öğrencileri dizden yukardaki şortlarla top oynarken görünce okul müdürü İshak Azuz'a; "okulda kaç Hristiyan var?" diye sorar; müdürden "okulda Hristiyan öğrenci yok, hepsi Müslüman" cevabını alınca okuldaki görevinden ayrılır.

Hoca canlı hayvanların sureti noktasında da hassastır. Üzerinde hayvan resmi olan süt paketlerini kesinlikle almaz.

Yemeğini kendisi yapar. Et yemez. Fakat karnıyarık gibi et kullanılarak yapılan yemekleri iyi bilir. Onunla aynı büroda çalışan Necati Hoca güzel yemek yaptığını söylemektedir.

Tantavi inandığı gibi yaşayan, hakikati söylemekten çekinmeyen bir ilim adamıdır. Makam-ı İbrahim’in bugünkü yerinden daha gerilere nakledilmesi ya da üstü camla örtülü halde metaf alanının altına gömülmesi tartışıldığında ilgili heyetin başkanı –yanında danışman olarak çalıştığı- Ummül’-Kura Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Raşid’e “Makam-ı İbrahim babanızdan size kalan bir miras olsa idi bunu tartışabilirdiniz. Fakat öyle değil. Sonra ayet Makam-ı İbrahim’in bulunduğu yer ile alakalıdır. Bu günkü yeri hakkında da Hz. Ömer'in iradesi ve sahabenin icmaı vardır. Böyle bir tartışma abestir.” Tantavi’nin çıkışı söz konusu tartışmayı bitirmiştir.

Tantavi’nin kul hakkı ve devlet malını muhafaza noktasındaki hassasiyeti de dikkat çekmektedir. Çalışma saatinde şahsi işleriyle ilgilenmediği gibi çay, kahve gibi içecekler almayı da uygun görmez. Ayrıca çalışma saatlerinde çay içerken, gazete okurken gördüğü dostlarına sitem etmiştir.

Tantavi bir gün mesai arkadaşı olan Necati Hoca’dan hususi notlarını yazmak için bir kağıt ister. O da enstitüde kullandıkları fişlere benzer bir kağıt uzatır. Tantavi, “bu devletin malı, ona özel notlar yazılmaz” diyerek kağıdı iade eder. Necati Hoca, fişleri parayla satın aldığını söyleyince kabul eder.


Ehl-i Sünnet Hassasiyeti

Ehl-i Sünnet Akidesi’ne bağlılığı ile dikkat çeken Tantavi, selefe karşı fart-ı muhabbet beslemektedir.

Evindeki sohbet esnasında İslam’ın ameli boyutunun anlaşılabilmesi için mezhepleri taklit etmenin gerekli olduğuna vurgu yapan Tantavi, İmam Kevseri’nin “el-Lamezhebiyye Kanteratun Ladiniyye” başlıklı makalesi ile Said Ramazan el-Buti’nin “el-Lamezhebiyye” adlı kitabının önemine dikkat çekti.

Tantavi’ye bazıları “Ebu Hanife hakkında bir takım ithamlarda bulunuyor.” "Bu konuda ne buyurursunuz?" diye sorulduğunda sert bir ses tonuyla İmam Şafi’ye ait olan şu şiiri okudu:

Seninle tartışıldığında sustun dediler,

Onlara, cevabın kötülük kapısının anahtarı olduğunu söyledim.

Cahile ya da ahmağa karşılık vermemek şereftir.

Böyle davranmada itibarı korumak ve hali ıslah vardır.

Arslanları görmüyor musun, onlardan sustuklarında korkulur.

Yemin olsun ki köpek de havladığında taşlanır.[11]


Eserleri

Hocanın en büyük iki eseri destanlaşan hayatı ve yetiştirdiği öğrencileridir. Müslüman gençlik için “üsve-i hasene” olan hayatının önemli bir bölümünde öğrencileri vardır. Üstat Mehmet Savaş, öğrencileriyle olan münasebetini anlatırken şöyle demektedir: “Maaşını alır birkaç parçaya böler, durumlarına göre talebelerine dağıtırdı.”

Necati Hoca'nın tesbitine göre Tantavi’nin telif ve tahkik kabilinden 150’nin üzerinde basılmış ve basılmamış eseri vardır. Bunlar içerisinde Benu Şeybe Kabilesi'nin nesebini anlatan ve 15 defterden oluşan orijinal çalışmalarda mevcuttur. Ne var ki Tantavi şöhret olmak endişesiyle eserlerinin hiçbirisinin vefatına kadar basılmalarına müsaade etmemektedir.



Osmanlı Muhabbeti

Suriye ulemasının Osmanlı muhabbeti takdire şayandır. Şam’da hazırlanan bir televizyon programına konuk olan ak sakallı bir imama “Osmanlı nasıldı?” diye sorulduğunda yaşlı gözleriyle çevresindeki Osmanlı eserlerini göstererek “İşte Osmanlı! Eserleri kim olduklarını anlatıyor.” demişti.

Onlar, Osmanlı olmakla gurur duyuyorlar. Aslen Suriyeli olan Tantavi’de de Osmanlı’ya aidiyetin izzeti var. Şu hatıra bu duygunun O’nda ne kadar yoğun olduğunu resmetmektedir: “Geceleri uykumu giderip daha fazla çalışmak için ağabeyimin evinin bahçesinde ki havuzda duş alırdım. Şiddetli fırtınanın olduğu bir kış gecesinde duş almak için bahçedeki havuza doğru ilerlerken soğuktan titremeye başladım. Sıtmanın etkisiyle bir adım atamaz hale geldim. Tam bu esnada Osmanlı tebası olduğum aklıma geldi, kendimi toparlayıp yüksek sesle “Ene Usmaniyyun” (Ben Osmanlı’yım) diye haykırdım. Vücuduma güç geldi, yürüdüm, duş aldım ve sapasağlam eve döndüm.”

Tantavi'nin Osmanlı muhabbeti duygusal değil ilmi bir zemine oturmaktadır. Zira Hoca bizdeki tarih profesörlerine taş çıkartacak derecede Osmanlı Tarihi uzmanıdır. Kılcal damarlarına varıncaya kadar tarihe vakufiyeti vardır. Osmanlı Hanedanının bütün fertlerini; sultanları, eşlerini, evlatlarını isim ve künyeleri ile bilir.

Tantavi ile birlikte Fakih Mescidi’nden evine doğru yürürken yol boyu Osmalı Devleti’nden bahsetti. Abdulhamid’in yaptığı hizmetleri ve hasımlarının desiselerini anlattı. Bir ara Enver Paşa’dan, eşinden, Çandarlı Halil’den, Zenbilli Ali Cemali Efendi’nin ifta yönteminden söz etti. Kızılbaş kelimesini tahlil etti. Kızıl kelimesinin sonundaki “lam” harfi atıldığında Arapça “bint” kelimesinin karşılığı “kız” olduğunu fakat kelimenin “lam” ile “kızıl” şeklinde telaffuz edilmesi gerektiğini bu durumda anlamın Arapça “ahmer” yani kırmızı anlamına geldiğini söyledi. Benzer şekilde daha başka kelimelerin de tahlillerini yaptı.

Tantavi aynı zamanda bir Osmanlı müdafiidir. Arap milliyetçisi olması ile dikkat çeken Satı el-Huseri’nin kaleme aldığı “el-Arab ve’d-Devletu’l-Usmaniyye” adlı esere karşı yazdığı reddiye, kitabın tarihi gerçeklerle bağdaşmadığını ispat etmiş ve reddiyenin etkisiyle eserin Suudi Arabistan okullarında ders kitabı olarak okutulması kararından vazgeçilmiştir.



Sonuç Niyetine

Onu tanıyanlara “Said Tantavi kimdir ve nasıl yaşar?” diye sorulsa zannediyorum şu hususlarda herkes ittifak eder: Okumak, yaşamak ve yazmak temelleri üzerine ibtina eden müstakim bir duruş… Üç yaşında kaybedilen anne ile başlayan ve hala devam eden ıztırablar… Bir kilim, bir kaçminder ve yataktan oluşan ev gereçleri arasındaki mütevazi hayat...

Bütün bunlar dünya sevgisi ile ilim bir arada yaşamaz diyen ve bu deyişi “ALLAH hiçbir adamın içine iki kalp koymamıştır.”[12] ayeti ile tevsik eden büyük ruhlu ulemayı hatırlatıyor.

Sevgi cihetiyle dünyevi rabıtalarını iptal eden Tantavi’den günümüz müslümanlarının öğreneceği çok şey var. Şöhret olmak için okuyan, yazan, boyundan büyük işlere tevessül eden, sünnet namaz kılmayı zaid gören, geçmişinde Osmanlı Devleti’nin olmasından rahatsızlık duyan, kaleme aldığı birkaç kitapçığı kütüphane çapında büyük gösteren, kendinden başka adam tanımayan ve onun olmadığı yerde hiçbir şeyin düzgün yürümeyeceğini düşünen günümüz akademisyeni ıslah-ı hal için Tantavi’yi mutlaka yakından tanımalıdır.






Kaynaklar:
---------------------------------------------------------------

[1] Ders aralarında zaman zaman Tantavi ile alakalı hatıra ve gözlemlerini öğrencilerine aktaran, özel olarak müracaat ettiğimde ise Hoca ile alakalı mesmuatımı tevsik eden muhterem hocam Mehmet Savaş'a ve uzun bir zaman Tantavi ile aynı odada birlikte çalışan, bu süre zarfında Hoca’ya dair çok sayıda hatıraya muttali olan, bunları bizimle paylaşırken de son derece cömert davranan, yeni dökümanlara ve ilim adamlarına ulaşmamıza yardımcı olan muhterem Dr. Necati Öztürk Bey'e teşekkürü ifası gerekli bir vazife addederim.

[2] Abdulfettah Ebu Ğudde, Kıymetu’z-Zaman, Beyrut, 2002, s. 31.

[3] Bunların en etkilileri şunlardır: Kapalı mekandan açık alana çıkmak, bir odadan diğerine geçmek, soğuk su ile duş almak, bir şeyler içmek ya da yemek, arkadaşlarla sohbet etmek, yüksek sesle Kur’an-ı Kerim tilavet etmek, oturuş şeklini değiştirmek, şiir okumak, okunan kitabı ya da mevzuyu değiştirmek.

[4] Ebu Ğudde, Kıymetu’z-Zaman, s. 82.

[5] Tantavi ailesi biri kız olmak üzere beş kardeştir. Erkek kardeşlerin isimleri şu şekildedir: Ali, Naci, Muhammed, Abdulgani ve Said Tantavi'dir.

[6] Mütalaa esnasında kendisini yoklayan uykuya direnebilmek için kısa aralıklarla ağabeyinin evinin bahçesindeki havuzda duş alır.

[7] Tanışınca adınızı söylüyorsunuz, yıllar sonra karşılaştığınızda hiçbir şey söylemeden adınızı ve nereli olduğunuzu hatırlıyor.

Misafirlerinin adlarını oturdukları yerle birlikte ezberliyor. Meclis süresi içerisinde konuklarından birisi yer değiştirirse isimleri tadat ederken “Yahya nerede, Yahya! Senin yerin şurası değil mi?” diye ikaz ediyor.

Bir ikindi sonrası Fakih Mescidi’nde karşılaştığımızda aslen Of’lu, ikameten de Samsun’lu olduğumu söylediğimde Samsun ve Tarabzon’da yetişen ürünleri tek tek saydı.

İki ay sonra Fakih Mescidi’nde tekrar karşılaştığımızda Hocaya hayatı ile alakalı bir yazı kaleme almayı düşündüğümü söyleyince "benim değil alimlerin hayatını yaz" dedi. Siz de alimsiniz dediğimde O yine "alimlerin hayatını yaz" diyerek önceki cevabını tekrar etti. Peki ya siz alim değilseniz alim kimdir dediğimde "iyiler gitti, en hayırlılar toprağın altında" manasına gelen bir şiir okudu. Bir hafta kadar sonra Hoca’yı tekrar ziyaret ettim. Uzun uzun Osman’lı Devleti’nden bahsetti. Nureddin Mahmud Zengi zamanında iki Hrısitiyan’ın Efendimiz’e karşı yürüttükleri komployu anlattı. Konuşma arasında kendisi ile alakalı yazıyı kaleme aldığımı söyledim; tebessüm etti.


[8] Söz konusu lügatın farklı baskıları vardır. Daru’l-Fikr’den çıkan nüshası 20 cilttir. Bkz. EZ-Zebîdî, Tacu’l-Arûs min Cecahiri’l-Kâmus, Daru’l-Fikr, Beyrut, 2005, I, XX. Bu ifade, Bediuzzaman Hazretleri için bir noksanlık vesilesi olamayacağı gibi, Tantavi adına da kesinlikle bir üstünlük göstergesi kabul edilemez.

[9] İbn Nüceym, el-Eşbah ve’n-Nezair, Beyrut, 1999, s. 380.

[10] Abdülfettah Ebû Ğudde, el-Ulemau’l-Uzzab, Beyrut, 1999, s. 26.

[11] Bedi’ Yakub, Divanu’l-İmami’ş-Şafii, Beyrut, 2004, s. 63.

[12] Ahzab(33): 4.
Raid_IRON Çevrimiçi   Alıntı ile Cevapla
 
Raid_IRON için teşekkür edenler 3 kişi.
$dAmLa$ (10-06-2007), Notheart (26-05-2007), SuPeRiSi (29-05-2007)
 
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
H.z Muhammed (s.a.v) duyguların yazarı Dini Konular 4 29-05-2007 19:50
Kasım bin Muhammed DiLrUbA Hayat-üs Sahabe İslam Alimleri 0 06-04-2007 14:01
Ezher Şeyhi Tantavi Papa ile Vatikan'da bir araya gelecek Haberci Dünyadan haberler 0 21-02-2007 03:00
Muhammed Ali Clay AminoAsit Kim Kimdir 0 10-09-2006 16:04
Hz.Muhammed (s.a..v) !!! _aLmİrA_ Dini Konular 3 25-04-2006 19:24





1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752 753 754 755 756 757 758 759 760 761 762 763 764 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 779 780 781 782 783 784 785 786 787 788 789 790 791 792 793 794 795 796 797 798 799 800 801 802 803 804 805 806 807 808 809 810 811 812 813 814 815 816 817 818 819 820 821 822 823 824 825 826 827 828 829 830 831 832 833 834 835 836 837 838 839 840 841 842 843 844 845 846 847