Tunca Arıcan
Bergen Üniversitesi / Ethnomüzikoloji
Anathema’dan Danny Cavanagh ve Bergen’deki akustik performansı
Bu gece Anathema’dan Danny Cavanagh’ı, Norveç’te gerçekleştirdiği üç akustik konserin son ayağı olan Bergen Garage Rock Bar’da izleme şansı yakaladım. Yaklaşık bir buçuk saat sahnede kalan Cavanagh eski ve yeni Anathema şarkılarını sadece akustik gitar ve klavye ile söylerken hoş süprizler de yapmayı ihmal etmedi. Öyle bir konserdi ki elinizde 66 şarap şişesi olsa atmış yedinci şişeye geldiğinizde şeytan dürtükler ve sizinle konuşur. Ona sadece şöyle diyebilirdim belki de “artık al beni yanına cehennem ateşi düştü kalbime”. Türkiye’ye sık sık gelmeye başlayan hatta mayısta da dört konser verecek olan Anathema’yı “arabesk rock” diye tanımlayanlar oldu. Bu konserde akustik halleriyle her biri gerçekten yaktı içimizi. Biraz arabesk oldu belki ama bu satırları yazarken konserden çıkalı belki yarım saat olmadı etkisi baki hala.
Tek akustik gitar ve klavye kullansa da pedallar sayesinde oldukça etkili bir sound yakaladı Cavanagh sahnede. Bu halleriyle de oldukça “moody” idiler. Yeni albümde yer alacak üç parçayı da söylemeyi unutmadı. Yakın zamanda EP olarak piyasa sürüleceğini de belirtti. Ama süprizleri de anılmaya değerdi. İlk süprizi ki aslında artık akustik anlamda klasikleşen Pink Floyd’dan “Wish you were here” idi. Belki de Anathema’yı en fazla etkileyen gruplardan birisi ve de bir saygı duruşu niteliğindeydi sanki bu parça. Daha sonra konser günü tanıştığı Silya adlı bir Norveçli bayan vokalle The Gathering’den “Leaves” parçasını söyledi ki vokalin sesi alıştığımız kadın vokal tonuna (Evanescence vokalini oldukça andırıyordu) benzese de çok başarılı bir yorumdu ve Silya sesini inanılmaz güzel kullandı. Ama asıl süpriz bundan sonra geldi. Iron Maiden’dan “Wasted years” ı klavye ile bir balad şeklinde yorumladı Cavanagh. Parçanın ilk başındaki o meşhur gitar riffi piano tonuyla “The Exorcist”in meşhur müziğini anımsattı. Wasted Years’ı Cavanagh’tan hem de bir balad gibi dinlemek oldukça değişik bir deneyimdi. Son süpriz ki bu beklenebilecek bir şeydi çünkü Anathema’nın belki de en fazla feyz aldığını hissettiğimiz Radiohead’ten “Fade out”. Oldukça başarılı bir yorumdu. Malesef, tüm konseri bu tarz ses düzenleri için uygun olmayan bir kayıt cihazı ile kaytettim ve sonuç beklediğim gibi rezalet. Bu konserin kaydı kesinlikle yapılmalı ve piyasa sürülmeli bence. Bazı şarkılarda vokalde kendisinin değil de Vincent’ın olduğunu söyleyip her ne kadar af dilese de şarkılardaki Anathema ruhu çok derinden hissedildi. Eski basçıları daha sonra Antimatter’in kurucusu daha sonra bu gruptan da ayrılıp yeni projesi “ION” a yoğunlaşan Duncan Peterson’ın o muhteşem “Lost control” parçasını söylediğinde ise aslında bu adamın Anathema için büyük bir kayıp olduğunu tekrar anladım ki kişisel olarak Antimatter’ı da oldukça severim.
Konser esnasında şunu düşündüm: Son haliyle Anathema metal severlerle alternatif rock severler arasında bir köprü gibi. Artık bu grup “Serenades” ya da “Silent Enigma”yı yapan gruptan başka bir hal aldı ki köklerindeki içtenlik alternatif rock’un bazı tahamül edemediğim yanlarını çekilir hale getiriyor ve aslında alternatif rock pek de dinlediğim bir tarz değil. Anathema’nın gelecek olan albümünden söylediği parçaları akustik gitarla çaldığı için sound için bir şey demek zor ama kendisi şunları söyledi: “Son albüm yoğun, çarpıcı ve sert olacak”. İki parçada akustik gitarı kullanış şeklinden (ki bazı bölümlere elektro gitarı koyup hayal ettim) son albümün “Natural Disaster”dan daha fazla sert olacağını söylemek mümkün ama Anathema bu şaşırtır bilirsiniz insanı. Artık sert kelimesi daha fazla elektro gitar anlamına geliyor sanırım bu grup için.
“Serenades” bence doomdeath tarzındaki en iyi albümlerden biriydi ve Anathema belkid de metal kafalar için o zamanlardan önemli olmaya başladı. Ama deneyimler, düşünceler değiştikçe müzik de değişiyor. Muhafazakar olmak yerine durup anlamak ve gruba bir şans vererek müziği tanımak iyi bir yöntem bence. Anathema geçirdiği değişimlere şans verdim ve bence geldikleri nokta çok da kötü değil. Radiohead özentisi diye suçlamak kolay ama bu adamların kökleri ve yapmaya çalıştıkları ile değerlendirince içtenlikleri daha anlaşılır oluyor.