ÜYE GİRİŞİ

HIZLI ARAMA


Edebiyatçılar Şaiirler ve edebiyaçların biyografileri hayat hikayeleri.

Cevapla
Alt 06-04-2008, 01:48   #1 (permalink)
Sümbüle
~Leb-i Sevdâ~
 
Sümbüle - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
♥ Tiryakinim ♥
Kayıt: 05.09.2006
Yaş: 24
Mesajlar: 796
İtibar Gücü: 28


Hekimoğlu Ismail :

HEKİMOĞLU İSMAİL

“İnsana değer veren hayatın kalbine yürümesi, inandığı ve savunduğu değerlere gerektiğinde canı ile katılmasıdır. Dünyayı bu katılış değiştirir. İnanan insanın inandığına hayatı ile katılışında ortaya çıkan infilâk yeryüzünü sarsar, her şeyin ve herkesin yeri değişir. Artık hiçbir şey eskisi gibi değildir.
Hekimoğlu İsmail ile 1982 yılında tanıştım. “Şükrü Apuhan… güzel şiir yazıyor” demişti Ali Erkan Kavaklı. İlk cümlesi şu olmuştu Hekimoğlu İsmail’in; “Sur’a da yazacak mı?” Bu cümleden çıkardığım mânâ yirmi yıldır büyüklüğünden hiç kaybetmeden bana ders oldu. Madem ortada bir güzellikten söz ediliyordu, o güzellik işlemeliydi ve kendini göstermeliydi. O güzellik, doğru olan için derhal bir şeyler yapmalıydı.
Karşımdaki adam, hayatın kalbine doğru bütün ruhu ile dalış halindeydi. İnandığı değerlerden ve hayal ettiği menzilden başka her şeyi silmişti. Üstelik bunu sessizce yapıyordu. Bu çok zordur. İnsan bazı şeylerden vazgeçerken, biraz ses çıksın, biraz gürültü olsun, biraz bilinsin ister. Bu adamın sessizliği karşısında nice gürültülerin nasıl sinip saklandığını da bir müddet görecektim.
İnsanı kendisine çeken, yapıştıran bir samimiyeti vardı Hekimoğlu İsmail’in. Bu samimiyet sizde “Hemen bir şeyler yapmalıyım” fikri uyandırıyordu. O anda yapabileceğim şey, peşine takılmaktı. Yıllarca ardı sıra takip ettik sohbet ve derslerine gittik Kavaklı ile birlikte. Kimi zaman gece yarılarında gecekondu mahallelerin çamurlu yollarına saplandık, kimi zaman başka şehirlere yolcu olduk.
Gece geç saatlerde dönüyorsak ve bizde önemli işler yaptık duygusu hissetmişse kahvehaneleri gösterirdi: “Bakın kahveler henüz açık.”
Kim çağırırsa çağırsın, kaç kişi olurlarsa olsunlar gidiyordu Hekimoğlu İsmail. Ben ağzına kadar dolu bir salondaydı, bazen üç üniversite öğrencisinin paylaştığı bir evde. Bazen bir otel lobisinde iş adamlarına karşı konuşuyordu, bazen şehrin kenar mahallelerinden birinde yoksul bir evde sadece hane halkına. Hepsine de aynı heyecanla, aynı inançla anlatıyordu derdini.
Bu adam derdini seviyordu. “Derdimi Seviyorum” ciltleri bu sohbetlerden doğdu.
Bu sohbet ve konferanslar için gerekli yolculuklara sadece keyif ve sefa için dahi katlanılamazdı. Üstelik gidilen yerlerde çay, yemek gibi ikramlara bile karşı çıkıyor, bu ikramların zaruret olarak görülmesi yüzünden insanların daha az bir araya gelmelerinden şikâyet ediyordu.
Sık sık yurtdışından yapılan davetlere de uyuyordu Hekimoğlu İsmail. Dün Sivas’ta ise ertesi gün Almanya’da oluyordu. Onu uzaktan tâkip etmek bile insanın nefesini kesiyordu. Kalemi konuşuyor, kendisi konuşuyor; hayatı konuşuyordu. Bir taraftan da kimi insanları iş güç, ev, dükkân sahibi yapmaya çalışıyor, bunların bırakıp gittiği sıkıntılarla boğuşuyordu. İşten atılan yanındaydı, evde ezilen yanındaydı, kitabını bastırmak isteyen yanındaydı. İnsanlar, canlı bir türbe gibi dokunmak istiyorlardı ona. Öylesine müthiş bir samimiyet, öylesine katıksız bir inançtı ki ne derse desin, nasıl bir tavsiyede bulunursa bulunsun bunu bir iksir gibi alıp gidiyorlardı.
Hekimoğlu İsmail hayatın kalbine katılışı ile yalnız güçlü bir yazarlığı, güçlü bir gazeteciliği değil, gönüllerdeki rehber adamı da temsil ediyordu. Yalnız yazısı değil, duası da isteniyordu.
Bir gün ziyaretçilerinden birisi kitaplarının Anadolu’daki gazetelerde tefrika edildiğini, yazılarının broşürler halinde satıldığını söz konusu ederek bunun maddî bir zarar olduğundan bahsetti. Hiç oralı olmadı Hekimoğlu İsmail. “Ne güzel” dedi. “Adamlar hiç benden para istemeden fikirlerimi, inancımı yayıyorlar… Benim taşımı atıyorlar gaflet ve imansızlığın üzerine.”
Yirmi yıl boyunca en büyük sefâsının meyve yemek olduğuna şahit olduğum bu adam, başkalarının zengin olmasını istiyor ama kendisi ile ilgili maddî bir varlıkla hiç ilgilenmiyordu. İnsan bu kadar sade, bu kadar iddiasız, bu kadar sessiz ve aynı zamanda bu kadar büyük olabilir miydi? Hekimoğlu İsmail oluyordu. Büyük olmak isteyenlerin ondan alacakları büyüklük dersinin sınırı yoktur.
“Kendime Engel Olmayacağım” adlı kitabımı ona ithaf ettim. Bunun ilk sebebi bu tür kitapları yazmaya onun teşviki ile başlamış olmamdır. Herbert Gasson’un kalın bir cilt halinde belki otuz kırk yıldır sakladığı üç kitabını vermiş ve “Bunlar üzerinde çalış” demişti. “Hayat Yolunda Zorluklarla Mücadele” adlı kitap bu çalışmanın sonunda ortaya çıkmıştı ve bu kitap Gasson’un üç kitabının özeti gibidir. İkinci sebep de Hekimoğlu İsmail’in bütün bilgi birikimini kendi üzerinde azimle çalışarak sağlamasıydı.Yabancı dil biliyordu. Bir Kur’an-ı Kerim’i tek başına yayına hazırlayabilirdi. Hafızası Necip Fazıl’dan M. Akif’e kadar yüzlerce şiirle doluydu. Ve bir ömür sigara parasını kitaba vererek oluşturduğu zengin kütüphanesi içinde hem bir İslâm Tarihi’ne, hem yeni bir romana çalışabilirdi. Yaşadığı veya ilgilendiği dönemlerin muhalif muvafık bütün ediplerini, siyaset adamlarını, önemli şahsiyetlerini biliyordu. Hasan Ali Yücel hakkında da, Hüseyin Nihal Atsız hakkında da, Osman Yüksel Serdengeçti hakkında da sizinle saatlerce konuşabilir, onlar hakkında sayfalarca yazabilir, her birini mukayeseli olarak tahlil edebilirdi. Onun her yönü ayrı bir ders, ayrı bir ilhâmdır.
Bütün meşakkatleri bir bomba gibi belinde dolaştırarak oradan oraya bir taşkın gibi savrulan; yorulmadan, şikâyet etmeden derdini anlatan bu adamın Zaman Gazetesi’nin 15.5.1992 tarihli nüshasındaki köşesi bomboştu. Yedinci sayfadaki bu boşluk, onu gönüllerinin birinci sayfasında hep manşette tutanların gönlüne kıymık gibi giriverdi. Hekimoğlu İsmail hapishanedeydi.
Kader süslüyordu onu. Kader, onun samimiyetinin, inancının, gayretlerinin, o seviyorum dediği derdinin el birliği ile kuruverdiği yapıya demir parmaklıktan bir nazar işareti koymuştu sanki.
Bayrampaşa Hapishanesi’ndeki sıkıntılı günlerden sonra sevk edildiği Şile hapishanesine onu görmeye gittiğimde, bahçedeki kulübe gibi bir yerde namaz kılıyordu. İlk sözünün “zahmet etmişsiniz” olduğunu hatırlıyorum. Bol bol Kur’an ve tefsir okuduğunu, ziyaretçilerin arkasının kesilmediğini, hatta bir gardiyanın “Hocam sen hiç içeri girme, şurada kapının yanında otur” dediğini anlatmıştı.
Türkiye ayaktaydı. Onu birazcık tanıyan, birazcık bilen, hele hele o sıcak insanlığını birazcık görmüş herkes sarsılmıştı.
Yazarlardan sendikacılara, terziler odasından tarım kooperatiflerine kadar yüzlerce kuruluş ve binlerce insan telefon ederek, telgraf çekerek, yazı, şiir göndererek, gazetelere imzalı mühürlü ilanlar vererek üzüntü ve infiâlini dile getirdiler.
Bu tepkiler sadece fikirlerinde hürriyet içinde olması gereken bir yazarın, bir mütefekkirin hapsedilmesine değildi. Bu tepki daha çok onu seven insanların bu sevgilerinden doğan bir tepkiydi. Derdini seven adamı çok seviyorlardı.
Hapishane’den sakallı olarak çıktı. Bu sakal hapishane döneminin bir olduğu gibi ondaki tefekkür ve düşüncenin de yeni bir safhasına işaret ediyordu. Ayrıca sakal, çehresini daha da yumuşatmıştı.
Yine sohbet, ders ve konferanslara başlamış, şehirden şehre, ülkeden ülkeye koşuyordu. Hapishane sonrası, konferans ve yazı faaliyetlerini daha da hızlandırmış gibiydi. Daha az zamana daha çok şey sığdırmak istiyordu. O tarihe kadar hiç ayakta konuşurken görmediğim Hekimoğlu İsmail’i artık ayakta ve “daha çabuk olun.. daha çok çalışın..” diyen bir ses tonuyla konuşurken görebiliyordum.
Hapishane sonrası dönemde Hekimoğlu İsmail’in daha çok üzerinde durduğu, 20. Söz ve Hutbe-i Şamiye oluyordu. Bu anlamlar üzerine yaptığı yorumlar âdeta inlemeye dönüşmüştü. Önüne gelenin aklına geleni eleştirmesinden, bitmez tükenmez tefrikalardan, dünya-ahiret dengesinin kurulamamasından, ülke olarak bir türlü maddî ve mânevî refaha gidilememesinden âdetâ yaka silkiyor, bıkkın, kızgın bir sesle diyordu ki: “Bugün Müslüman’ın en büyük düşmanı şahsî günahlarıdır… Günah işleyen Müslüman su alan gemiye benzer. Su alan gemilerden donanma olmaz, olmaz!”
3 Şubat 2002 pazar günü Eyüp Sultan Camii’nde sabah namazı kılarken bomba patladı. Yere yıkıldı. Beyin kanaması geçiriyordu. Hastaneye kaldırıldığı haberi ile Türkiye bir defa daha ayaklandı. Şimdi onu hiç görmeye alışık olmadığımız bir şekilde, bir hastane ondasında yatıyor, gözleri öte taraflarda görüyorduk. Yurdun dört bir köşesinden, dünyanın her tarafından bir anne ağlayışı, bir kardeş sıcaklığı ve samimiyeti ile gönderilen dualarla halleşiyordu. Doktorlara göre yaşaması bir mucizeydi.
Hastaneye kaldırıldığı günün akşamında yattığı odanın önünde eşi ile karşılaştım, elini öptüm. Teselli türünden bir iki tuhaf söz ettiğimde bana söylediği sözlerle bir kere daha anladım ki, o da üstâdı gibi hayatı gayesi olan bir adamdı ve yaşadığı hayatın her saniyesi onun gayesini tasdik eden bir şâhitti.
Muhterem vâlide gözyaşları içinde diyordu ki: “30 yıldır bir defa bana şunu verir misin, demedi. Öylesine ayakta bir adamdı. Şimdi yardıma muhtaç bir halde şuracıkta uzanmış yatıyor olması beni perişan ediyor…”
Hekimoğlu İsmail’i hasta yatağında ilk gördüğüm an aklıma, onu Şile Hapishanesi’nde gördüğüm an geldi. Kelimelerin tükendiği bir andı benim için.
Birazcık kendine geldiği ikinci görüşümde Gaziantep’e gittiğimi anlattım. Erimiş yüzü bir anda gözyaşlarına boğuldu. Oğlu Osman Okçu’ya dönerek “Osman” dedi, “Gaziantep’te ağabeyler…” Hayretler içindeydim. “Ağabeylerin” isimlerini saymasını istiyordu oğlundan. Ölüm köprüsü üstündeki adam o halde de bir ömrü paylaştığı hizmet ve dava arkadaşlarının isimlerini duymak istiyor, onların kendisindeki anlamlarını bir defa daha yaşamayı arzu ediyordu. Bu sevgi, bu bağlılık bu vefâ, bu iman, bilmem ki kime nasıl ibret olur?!
Bir sonraki görüşümde yanından hiç ayrılmayan oğlu Osman Okçu’dan zorlukla ve titreyen bir sesle köşede asılı duran namaz takkesini istedi. Yüzlerce ilmekle örülmüş namaz takkesinin bir köşesine parmağını bastırdı. “Bak” dedi. “Kader ağlarını örüyor.. Ben şimdi buradayım…”
Çok sıkıntılı iki ayrı hastane döneminden sonra yorgun, bitkin bir halde evine kavuştu. Üzerinde hastalığın bütün izleri ama son derece ümitli ve kendinde, zor da olsa yine yazıyor, anlatıyor, dinliyor, hayatın kalbine o muhteşem dalışını sürdürüyor.
Hastane sonrası evinde ziyarete gittiğimde garip bir şekilde daha da berraklaştığını, ömrünü verdiği hikmetleri daha derinden kavrayıverdiğini, sözlerini, yorumlarını daha derinlerden çıkarıverdiğini gördüm.
Bir müddet hiç konuşmadan öyle bakakaldık Dursun Gürlek’le. Yine tuhaf sözler etmek istemiyordum. Hiç teselli edilemeyecek insanların teselliye kalkışmaları can sıkıcı oluyor.
Hatırımızı sordu önce. Sonra dedi ki: “Bakın şu feleğin işine! Bizi halden hale düşürüyor.”
En az saçma söz olacağı kanaatiyle “Ağabey” dedim, “Nasılsınız?”
“Tohum gibiyim” dedi. “Yeşermeye çalışıyoruz…”
Fatih’e doğru ara sokaklardan yürürken, rahmetli Çınarlı’nın iki mısraı takıldı dilime:

Neden o bestelerin hepsi kalmış öyle yarım
Neden o şarkıyı herkes duymaz da ben duyarım.

* * *
Hekimoğlu İsmail hiçbir eserini, hiçbir yazısını kıskanmamış, bunların kimler tarafından nasıl kullanıldığı ile hiç ilgilenmemiştir.
En parlak yayın projelerinden, eser konularından bahsederken “Şimdi bunları birisi kapar, yapar!” dendiğinde “Ben de yapsınlar diye söylüyorum.” demiştir. Onun öğüdü “Başkaları şunu yapıyor, bunu yapıyoruz bırak… Sen ne yapacaksın?”dır.
Onun hayâli kendi imal ettiğimiz makinelerle dolu fabrikalar ve o makinelerin bir ucunda asılı duran seccadelerdir. Onun hayâli bu milletin artık kaygıyı, çekişmeyi, bölünmeyi bırakıp huzur ve refaha kavuşmasıdır. Onun hayâli dünyadaki bütün Müslümanların emredildiği gibi kardeşçe bir arada olabilmeleridir.
Hekimoğlu İsmail darılmayı, küsmeyi bilmez. İyi bir şey yapan herkese hayran, iyi bir sonuca yol açan her işe, her faaliyete yardımcıdır. Kim yaparsa yapsın ortada bir hizmet varsa takdir ve dua ile anar. Bunun için kim nereye çağırırsa “Biz askeriz” diyerek koşar gider.
Kocamustafapaşa oturan mütevazı adamın, her geçen gün biraz daha iyileşmesi için dün olduğu gibi bugün de dualar yağıyor. Ona olan hasret gün be gün büyüyor.
Öğrettikleri ve önderliği için ona karşı şükran ve minnet duyguları ile doluyuz.
Şüphesiz o yalnız bir gazeteci, yazar, edib, hatip değil. Son devrin büyük dava adamları zincirinin son halkalarından biridir.

Selam olsun derdini sevenlere.
Buradakilere ve uzaktakilere
.

RECEP ŞÜKRÜ APUHAN
Sümbüle Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Sümbüle için teşekkür edenler 2 kişi.
jan_valjan (06-06-2008), NightBlue (07-06-2008)
Alt 06-06-2008, 22:35   #2 (permalink)
jan_valjan
Kendini aşan 2de1'ci
 
jan_valjan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ve gülümse şimdi..
Kayıt: 30.09.2007
Mesajlar: 3.108
İtibar Gücü: 78


önemli bir yazarımız ..teşekkürler.
jan_valjan Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
 
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
ismail yk sevenlerbudur12345678 Sanatçılar 0 06-10-2007 12:50
Hekimoğlu İsmail'den 'Babalar günü' değerlendirmesi Haberci Son Dakika Haberleri 0 16-06-2007 05:50
Ismail Yk - Seviyorum SweetWitch Türkçe Şarkı Sözleri 4 15-02-2007 22:44
eŞiMLe aNLaŞaMıYoRuM!!!HeKiMoĞLu iSMaiL ahSenTi Dini Konular 2 02-11-2006 13:52
HZ. ISMAIL (a.s.) ErGeNeKoN_ Peygamberlerimizin Hayatları 0 19-05-2006 18:58





1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752 753 754 755 756 757 758 759 760 761 762 763 764 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 779 780 781 782 783 784 785 786 787 788 789 790 791 792 793 794 795 796 797 798 799 800 801 802 803 804 805 806 807 808 809 810 811 812 813 814 815 816 817 818 819 820 821 822 823 824 825 826 827 828 829 830 831 832 833 834 835 836 837 838 839 840 841 842 843 844 845 846 847 848 849