Bu kız Kalıcı :P Kayıt: 27.10.2006
Mesajlar: 5.829 İtibar Gücü: 56 | SaFFaT SureSi.. Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla - Saflar halinde dizilenlere andolsun, (1)
- Haykırıp sürükleyenlere, (2)
- Zikir okuyanlara, (3)
- Tartışmasız, sizin ilahınız gerçekten birdir. (4)
- Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi'dir, doğuların da Rabbi'dir. (5)
- Şüphesiz biz dünya göğünü 'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip-donattık. (6)
- Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk; (7)
- Ki onlar, Mele'i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar; (8)
- Uzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azab vardır. (9)
- Ancak (sözü hırsızlama) çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen 'yakıcı bir alev' izler (ve yok eder). (10)
- Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık. (11)
- Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar. (12)
- Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar. (13)
- Bir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar. (14)
- "Bu, açıkca bir büyüden başkası değildir" dediler. (15)
- "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?" (16)
- "Veya önceki atalarımız da mı?" (17)
- De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz)." (18)
- İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar. (19)
- Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür." (20)
- "Bu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür." (21)
- "Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını bir araya getirip toplayın." (22)
- " Allah'tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün." (23)
- "Ve onları durdurup-tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir." (24)
- (Onlara seslenilir
"Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?" (25) - Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır. (26)
- Kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar: (27)
- "Gerçekten sizler bize sağdan (sağ duyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz." derler. (28)
- (Diğerleri de
"Hayır" derler. "Zaten sizler mü'min kimseler değildiniz." (29) - "Bizim üzerinizde zorlayıcı hiç bir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz." (30)
- "Böylece Rabbimizin sözü (yıkım ve azab va'di) üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız." (31)
- "Evet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik." (32)
- Artık o gün onlar azabda ortaktırlar. (33)
- Doğrusu biz, suçlu-günahkarlara böyle yaparız. (34)
- Çünkü onlara: "Allah'tan başka ilah yoktur" denildiği zaman, büyüklük taslarlardı. (35)
- Ve derlerdi ki: "Biz, ünlenmiş bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?" (36)
- Hayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de doğrulamıştı. (37)
- Şüphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız." (38)
- Yaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız. (39)
- Ancak muhlis olan kullar başka. (40)
- İşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır. (41)
- Çeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir. (42)
- Nimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde. (43)
- Birbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar). (44)
- Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır. (45)
- Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki). (46)
- Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir. (47)
- Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır. (48)
- Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz). (49)
- Böyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soruyorlar: (50)
- Bir sözcü der ki: "Benim bir yakınım vardı." (51)
- "Derdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın?" (52)
- "Bizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz?" (53)
- (Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?" (54)
- Derken, bakıverdi, onu 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü. (55)
- Dedi ki: "Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin." (56)
- "Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azab yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım. (57)
- "Nasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz?" (58)
- "Yalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz?" (59)
- Şüphesiz, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir. (60)
- Böylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır. (61)
- Nasıl, böyle bir konaklanma mı daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı? (62)
- Doğrusu biz, onu kâfirler için bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık. (63)
- Şüphesiz o, 'çılgınca yanan ateşin' dibinde bitip çıkar. (64)
- Onun tomurcukları, şeytanların başları gibidir. (65)
- Artık gerçekten, ondan yiyecekler böylelikle karınlarını ondan dolduracaklar. (66)
- Sonra kendileri için onun üzerinde kaynar su karıştırılmış bir içkileri de vardır. (67)
- Sonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateştir. (68)
- Çünkü onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı. (69)
- Kendileri de onları izleri üzerinde koşturup-duruyorlardı. (70)
- onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı. (71)
- Andolsun, biz onlara uyarıcılar göndermiştik. (72)
- Uyarılanların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak. (73)
- Ancak muhlis olan kullar başka. (74)
- Andolsun, Nuh bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik. (75)
- Onu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık. (76)
- Ve onun soyunu, (dünyada) onları da baki kıldık. (77)
- Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. (78)
- Alemler içinde selam olsun Nuh'a. (79)
- Gerçekten biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. (80)
- Şüphesiz o, bizim mü'min olan kullarımızdandı. (81)
- Sonra diğerlerini suda boğduk. (82)
- Doğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır. (83)
- Hani o, Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti. (84)
- Hani babasına ve kavmine demişti ki: "Sizler neye tapıyorsunuz?" (85)
- "Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah'tan başka ilahlar istiyorsunuz?" (86)
- "Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?" (87)
- Sonra yıldızlara bir göz attı. (88)
- "Ben, doğrusu hastayım" dedi. (89)
- Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar. (90)
- Bunun üzerine onların ilahlarına sokulup: "Yemek yemiyor musunuz?" dedi. (91)
- "Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?" (92)
- Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi. (93)
- Çok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler. (94)
- Dedi ki: "Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?" (95)
- "Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır." (96)
- Dediler ki: "Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın." (97)
- Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa biz, onları alçaltılmışlar kıldık. (98)
- (İbrahim) Dedi ki: "Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir." (99)
- "Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et." (100)
- Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik. (101)
- Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): "Oğlum" dedi. "Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun." (Oğlu İsmail) Dedi ki: "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah, beni sabredenlerden bulacaksın." (102)
- Sonunda ikisi de (Allah'ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail'i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı. (103)
- Biz ona: "Ey İbrahim" diye seslendik. (104)
- "Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz." (105)
- Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı. (106)
- Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik. (107)
- Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. (108)
- İbrahim'e selam olsun. (109)
- Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. (110)
- Şüphesiz o, bizim mü'min olan kullarımızdandır. (111)
- Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak'ı da müjdeledik. (112)
- Ona ve İshak'a bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de. (113)
- Andolsun, biz Musa'ya ve Harun'a lütufta bulunduk. (114)
- Onları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık. (115)
- Onlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular. (116)
- Ve ikisine anlatımı-açık kitabı verdik. (117)
- Onları dosdoğru yola yöneltip-ilettik. (118)
- Sonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. (119)
- Musa'ya ve Harun'a selam olsun. (120)
- Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. (121)
- Şüphesiz ikisi, bizim mü'min olan kullarımızdandılar. (122)
- Gerçekten İlyas da, gönderilmiş (peygamber)lerdendi. (123)
- Hani kendi kavmine demişti ki: "Siz korkup sakınmaz mısınız?" (124)
- "Siz Ba'le tapıp da yaratıcıların en güzeli (olan Allah'ı) mı bırakıyorsunuz?" (125)
- "Allah ki, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir." (126)
- Fakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azab için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır. (127)
- Ancak, muhlis olan kullar başka. (128)
- Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. (129)
- İlyas'a selam olsun. (130)
- Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. (131)
- Şüphesiz o, bizim mü'min olan kullarımızdandı. (132)
- Gerçekten Lût da gönderilmiş (elçi)lerdendi. (133)
- Hani biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık. (134)
- Geride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında. (135)
- Sonra geride kalanları yerle bir ettik. (136)
- Siz onların üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; sabah vakti. (137)
- Ve geceleyin. Yine de akıllanmayacak mısınız? (138)
- Şüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi. (139)
- Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı. (140)
- Böylece kur'aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu. (141)
- Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı. (142)
- Eğer (Allah'ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı, (143)
- Onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı. (144)
- Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık. (145)
- Ve üzerine, sık-geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik. (146)
- Onu yüzbin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik. (147)
- Sonunda ona iman ettiler, biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık. (148)
- Şimdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı? (149)
- Yoksa onlar, şahidlik etmekteyken biz melekleri dişiler olarak mı yarattık? (150)
- Dikkat edin; gerçekten onlar, düzdükleri yalanlardan dolayı derler ki: (151)
- "Allah doğurdu." Onlar, hiç şüphesiz, muhakkak yalan söyleyenlerdir. (152)
- (Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş? (153)
- Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz? (154)
- Hiç mi öğüt alıp-düşünmüyorsunuz? (155)
- Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var? (156)
- Eğer doğru söylüyorsanız, öyleyse getirin kitabınızı. (157)
- Onlar, kendisiyle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azab için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir. (158)
- Onların nitelendirdiklerinden Allah yücedir. (159)
- Ancak muhlis olan kullar başka. (160)
- Artık siz de, tapmakta olduklarınız da. (161)
- O'na karşı kimseyi fitneye sürükleyecek değilsiniz. (162)
- Ancak kendisi çılgınca yanan ateşe girecek olan başka (onu sürüklersiniz). (163)
- (Melekler der ki
"Bizden her birimiz için belli bir makam vardır." (164) - "Biziz, o saflar halinde dizilmiş olanlar, gerçekten biziz." (165)
- "Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz." (166)
- Onlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de: (167)
- "Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı." (168)
- "Gerçekten bizler de, Allah'ın muhlis olan kullarından olurduk." (169)
- Fakat (kitap gelince) onu tanımayıp-küfrettiler; yakında bileceklerdir. (170)
- Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir: (171)
- Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır. (172)
- Ve hiç şüphesiz; bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır. (173)
- Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir. (174)
- Ve onları seyret; (azabı) yakında göreceklerdir. (175)
- Şimdi onlar, bizim azabımızı mı acele istiyorlar? (176)
- Fakat (azab) onların sahasına indiği zaman uyarılıp-korkutulanların sabahı ne kötü olur. (177)
- Sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir. (178)
- Ve seyret; (azabı) yakında göreceklerdir. (179)
- Üstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirdiklerinden yücedir. (180)
- Gönderilmiş (peygamber)lere selam olsun. (181)
- Ve âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun. (182)
|