HIZLI ARAMA
| Dini Konular İnanca dair herşey bu forumda konuşuluyor. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
![]() Bir Gün Anlarsın Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 23
Mesajlar: 3.426 İtibar Gücü: 51 | ALLAH'ın Gazabı ve İlahi Aşk ALLAH-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Elbette hepsi huzurumuza getirileceklerdir." (Yasin; 32) Bu ayet-i kerime, kıyametin kopmasının ve dünyaya dönüşün mümkün olmamasının ardından, herkesin mahşerde toplanacağını beyan etmektedir. Gerçekten, öldükten sonra tekrar dirilme, mahşerde toplanma, hesap ve bunun sonucuna göre muamele olmasaydı, ölüm, insan için bir rahatlık olurdu. Lakin, herkes yeniden diriltilecek ve hesaba çekilecektir. Bu hesap sonucunda, ALLAH'a kulluk edenler iltifata mahzar olurken, ALLAH'a kulluk etmeyenler, kafiler ve münafıklar horlanacaktır. Bugün pişmanlık duymayan kullar için orası pişmanlık duyulacak yerdir. ALLAH’ın Gazabı Kıyamet ve mahşer günü hesap sorma günüdür. İnsanları yaratan ve onları dünya hayatında imtihana tabi tutan ALLAH-u Zülcelal, o gün onlardan hesap sorar. Nitekim ALLAH-u Zülcelal, ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Yemin olsun, biz kendilerine Peygamber gönderdiğimiz milletlerden de, onlara gönderdiğimiz Peygamberlerden de hesap soracağız. Biz bunların yaptıklarını tam bir bilgi ile onlara anlatacağız. Çünkü biz onlardan uzak değildik. O gün amelleri tartmak gerçektir. Kimin iyi amelleri ağır gelirse o iflah olur. Kimin iyi amelleri hafif gelirse, ayetlerimize karşı işledikleri zulümden dolayı nefislerini hüsrana bırakmıştır." (A'raf; 6-7) Hz. Peygamber (sav) sellem hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Siz Rabb'inizin huzuruna vardığınızda, tercüman olmaksızın size soru soracak, siz de O'na cevap vereceksiniz." (Tirmizi) Kıyamet gününde, ister hayır, ister şer, bütün amellerimizden hesaba çekileceğiz. O günde, ameli kötü olanlar için ayet-i kerimede buyrulduğu gibi: "Yazıklar olsun o kullara..." (Yasin; 30) denilecektir. Kalpler Çarpmaya, Vücutlar Titremeye Başlayacak İnsanın başına nasıl bir dert bir musibet geldiğinde: "Ah! Çok kederliyim!" dediği gibi, kıyamet gününde de kafir ve münafıklar, hasret ve keder içinde böyle diyeceklerdir. Evet, o gün öyle bir gündür ki, nice büyük Peygamberler bile, hayret içinde olduğu için kendi nefislerinin kurtuluşu için "nefsi, nefsi" (ben ne yapacağım!) diyecektir. Melekler halka dönecek, teker teker bütün insanları çağırararak; "Ey falan oğlu falan, hesaba gel!" diyecekler. İşte o anda kalpler çarpmaya ve vücutlar titremeye başlayacak, akıllar yerinden oynayacak, hatta bazıları hesaba çekilmeden cehenneme girmeyi tercih edecekler. ‘Keşke bu çirkin amellerimizle ALLAH-u Zülcelal'in huzuruna çıkmadan ve rezil olmadan, doğrudan cehenneme gitsek’ diyeceklerdir. İşte, bu dehşetli gün gelmeden evvel, ona hazırlanmamız lazımdır. İnsan, sonbaharda toprağa buğday atarsa, baharda orada ne biter? Buğday biter. Çiçek ekerse, çiçek çıkar. Toprağa diken tohumu atarsa, ondan diken çıkar. İnsan dünyada ne tohum ekerse, kıyamet gününde onu biçecektir. Bu dünyada insanın kalbindeki, içindeki, ruhundaki şey görülmez, tam hakikatiyle meydana çıkmasa da zahiri âzâlar üzerinde belli olur. Fakat kıyamet gününde, tam hakikatiyle ortaya çıkacaktır. İnsan son baharda ne tohum atarsa, baharda onu elde eder. Tohum atmayan kimseler, herkes harman zamanı buğdayını kaldırırken, tohum atmadığı için eli boş kalacaktır. Dünyada ibadet, zikir yapmayan, ALLAH-u Zülcelal'in taatinde bulunmayan kimseler de sonbaharda tohum atmamış gibi olurlar. Dünyada sonbaharda tohum atmayanlar, arkadaşları buğdayını pirincini kaldırıp sevinirken, nasıl pişman olup 'keşke ben de tohum atsaydım, tembellik yapmasaydım' diyorlarsa; bunun gibi bu dünyada hayır, taat ve zikir tohumu atmazsak, kıyamet gününde pişman olacağız. |
| | |
| | #2 (permalink) |
![]() Bir Gün Anlarsın Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 23
Mesajlar: 3.426 İtibar Gücü: 51 | Yazın Buğday Toplamayan Kışın Aç Kalır Seyyid Muhammed Raşid Hazretleri bazen şu hikayeyi anlatırdı: "Eski insanlar buğdayını biçtiği zaman, geride bazı taneler kalırdı. Fakir kadınlar ve erkekler de onu toplardı. O zamanlar dul bir kadın ve yetişmiş bir de kızı vardı. Buğdaylar biçildikten sonra o kadına: "Gidin geride kalan taneleri toplayın. Şimdi tam zamanıdır. Eğer toplamazsanız kış mevsiminde perişan olursunuz. Kızın da sana yardım etsin." dediler. Bu sözler karşısında, kadın: "Biz toplayıp ne yapacağız? Zaten ben ihtiyarım yakında öleceğim. Kızım da yetişkin olduğu için onu evlendireceğim. Dolayısıyla o tanelere ihtiyacımız yoktur." dedi. Kış geldiğinde ne ihtiyar kadın öldü, ne de nasibi olmadığı için kızı evlenebildi. Kış mevsimi geldi, hava soğudu, evde bir şeyleri olmadığı için perişan oldular. Kadın sokağa çıkıp; "Buğday toplama yeri neresidir? Bana gösterin ki biraz buğday toplayayım!" deyince, ona: "Bu zaman buğday toplama zamanı değildir, her tarafı kar kaplamıştır. Onun vakti yaz mevsimindeydi." dediler. Seyyid Muhammed Raşid Hazretleri bu olayı anlattıktan sonra şöyle derdi: "İşte, bu dünyada daha vücudumuzda hayat varken, şimdi buğday toplama zamanı iken, hazırlığımızı yapalım. Kış mevsimi geldiği, kar diz boyu olduğu zaman, yani ölüpte kabre girdikten sonra pişman olacağız. Bana bir yol gösterin diyeceğiz. Ama o zaman iş işten geçmiş olacak ve amel yapma vakti bulunmayacaktır." Şimdi amel yapma zamanı iken, elimizden geldiğince bunu değerlendirelim. Şimdi elimizde fırsat vardır. Yoksa, fırsat kaçtıktan sonra, o ihtiyar kadın gibi perişan oluruz. ALLAH-u Zülcelal kullarına karşı çok merhamet ve şefkat sahibidir. Fakat biz O'nun bu sabrına, keremine güvenip aldanıyoruz. ALLAH Seninleyken, Sen Kiminleydin? Bir gün Şeyh Ebu Hasan (r.aleyh), camide vaaz veriyordu. Evliyaullahtan Şibl-i Numani de caminin önünden geçerken onun vaaz ettiğini gördü. O diyordu ki: "Kıyamet günü ALLAH-u Zülcelal insana şöyle soracaktır: "Sana ömür verdim, bu ömrü nerede sarf ettin? Bu gençliği, kuvveti sana verdim, nerede sarf ettin? Günah işleyerek mi, sevap isleyerek mi yoksa boş gezerek mi geçirdin? Sana mal verdim, bu malı nereden kazanıp nereye harcadın, ölümü duydun buna ne hazırlık yaptın?" Şeyh Ebu Hasan'ın bu şekilde vaaz verdiğini duyan Şibli, ona şöyle dedi:"Ya Hasan! ALLAH'ın kullarını o kadar korkutma!" O: "Peki ne diyeyim ya Şibli?" deyince, dedi ki: "Sen onlara ALLAH seninle beraberken, sen kiminle beraberdin diye sor!" Bakınız, ne büyük bir sorudur. ALLAH devamlı olarak seninle beraberken, sen kiminle beraberdin? Buna nasıl cevap vereceğiz? Ben dünyayla, kötü insanlarla, keyf ve sefayla beraberdim mi diyeceğiz? ALLAH, kendi kudret ve azametiyle bizimle beraber olup bizden hiç ayrılmıyorken, bizim başkalarıyla beraber olmamız, ne kadar büyük bir haksızlıktır. Oysa cevabımızın ne olması gerekirdi? "Ya Rabbi! Senin bu zayıf yaramaz kulun, senin kuvvetinle, seninle beraberdir." dememiz lazımdı. O bizimle beraberken, bizim dünyayla, günahla, kötü insanlarla beraber olmamız çok ayıptır. ALLAH-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Siz nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir." (Hadid; 4) Onun için kendimizi hesap gününe hazırlayalım. ALLAH-u Zülcelal'in merhameti, keremi, bize sabretmesi, bizi mağrur ediyor. (Kendimi güven içinde görüyoruz.) Yoksa eğer cenneti, cehennemi, haşir meydanını, sırat köprüsü veya mizanı, bir an bize gösterseydi, aklımız hemen başımıza gelecekti. Ama bu bir imtihandır. ALLAH-u Zülcelal imtihanın bitmemesi için göstermiyor. ALLAH-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Sen Rabbinin kerim olmasıyla mı mağrur oluyorsun?" (İnfitar; 6) Nasıl ashab-ı kiram, Hz. Peygamber (sallALLAHu aleyhi vesellem) ile beraber olmaya muhtaç idiler. O, dinlerini muhafaza etmek için onlara bir delil idiyse, bunun gibi zamanımıza gelinceye kadar da sadat-ı kiram da bizim için delildirler. Mevlana Halid-i Bağdadi (ks) bir nasihatlarında şöyle buyurmuştur: "En mühim vasiyetim şudur ki; ölümü, ahiret hallerini ve nimetlerin hakiki sahibini unutmayınız. Elden geldiği kadar Peygamberlerin Efendisinin (sav) sünnetine uymada ileri gitmeye çalışınız. |
| | |
| | #3 (permalink) |
![]() Bir Gün Anlarsın Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 23
Mesajlar: 3.426 İtibar Gücü: 51 | ALLAH Dostları İle Olmak Muhabbetullah’a Vesiledir Evliyanın kalpleri, ilahi nurların çıkıp geldiği kaynaklardır. Onların hoşnut olduğundan, ALLAH-u Zülcelal de hoşnuttur. Onların kalplerinde yer eden, büyük devlete kavuşmuştur. ALLAH dostlarının hikmetli sözlerini ilaç gibi bilmelidir. Bizim yolumuz, İslam dinine ittiba yoludur. Herkes elinden geldiği kadar buna çalışmalıdır. Bütün gayretle sünnetin yayılmasına ve bid'atlerin yok edilmesine çalışmalı, müslümanların, ehl-i sünnet alimlerinin bildirdikleri doğru itikad üzere olmalarına uğraşmalıdır. Yine, ALLAH-u Zülcelal’in rızasını ve muhabbetini kazanmak uğruna, İnsanlardan gelen sıkıntılara katlanmak, ALLAH-u Zülcelal'in beğendiği, Resulullah'ın sevdiği ve büyük Evliyanın özendiği bir ahlaktır. ALLAH-u Zülcelal, devamlı bizimle beraberdir. Her ne kadar, biz O'ndan gafil olsak da, yine de O bizi, rızasını ararken görsün. Dini sohbetlere giderken, ALLAH'ın rızasının yolunu bilmek için kitap okurken, ALLAH bizi rızasını ararken görecektir. İmanın icapları vardır. İman ALLAH'a, Peygamber'e, kıyamet gününe, haşre, sırata, cennet ve cehenneme inanmaktır. İmanımızla bunları tasdik ediyoruz. İmanın şartlarına inanıyorsak, bunların icaplarını yerine getirmeliyiz. Zikir Yapmamak, Harpten Kaçmak Gibidir Biz Hz. Peygamber (sallALLAHu aleyhi vesellem)in ümmetindeniz. Biz de, az da olsa Hz. Peygamber (sav)e mutabaat edip, aynı şekilde hareket etmeliyiz. Sahabe-i Kiram, açlık ve susuzluk içinde, bir hurma ile yetinerek harp yapıyorlardı. Peki biz niçin: "Zikrimi yapamıyorum, nefsim şöyle etmiyor, böyle etmiyor!" diyoruz. Bu son derece yanlış bir şeydir. Kaldı ki zamanımızda kılıçla harp da yoktur. Namaz kılmak, namaz kılmak için cemaate gitmek, imsaktan önce teheccüde kalmak, işte bunların hepsi (manevi) harptir. Bunları yapmadığımız zaman, benim kanaatimce, harpten kaçıyoruz demektir. Bunları yapmayan kimse, harp olduğu zaman da kaçacak demektir. ALLAH-u Zülcelal bir insana muhabbet veriyor. Fakat insan, muhabbetin neden dolayı geldiğini, niçin verildiğini düşünmüyor. Halbuki kendisini ALLAH'a verdiği için, ALLAH da ona muhabbet vermiştir. Bundan başka, Hz. Peygamber (sav)e uymuş, mutabaat etmiş idi. Bundan dolayı da muhabbet verilmişti. Fakat o mutabaat azaldığı zaman, insanın muhabbeti de azalıyor. Çünkü muhabbet, Hz. Peygamber (sav)in mutabaatına bağlanmıştır. Bu dünyada bir şeyimiz kaybolduğu zaman, hemen onu aramaya koyuluyoruz. Peki, dünyada geçici olan, adi bir şeyimizi arıyoruz da, neden kaybolan muhabbetimizi aramıyoruz?!.. Halbuki insan, o muhabbetle ALLAH-u Zülcelal'in rızasını kazanarak, cennete girip cehennemden muhafaza olacaktır. Haklı olarak, insan nasıl ki, kaybolan dünyalık bir şeyini arıyorsa, ALLAH-u Zülcelal'in muhabbetini daha ziyade araması lazımdır. O muhabbetin tekrar bulunması da, yine Hz. Peygamber (sav)e mutabaat etmekle mümkündür. İnsan, Hz. Peygamber (sav)e mutabaat ettiğinde, yine eski muhabbetini bulacaktır. Peki insan, muhabbetinin doğru veya yanlış olduğunu nasıl bilebilir? Biz ALLAH-u Zülcelal'i ne kadar seversek, ALLAH-u Zülcelal de bizi o kadar sever. İnsan, herhangi bir yerde ALLAH-u Zülcelal'in ibadetinden, zikrinden ve hizmetinden bahsederse, onun muhabbetini kazanmış, ALLAH'a yönelmiş demektir. Fakat, ALLAH-u Zülcelal'den değil de dünyadan bahsederse, her ne kadar: "Benim ALLAH'a muhabbetim vardır!" derse de, yalan söylemiş olur. ALLAH-u Zülcelal'in razı olduğu meclislerde oturmak, doğruluğun alametidir. Daha açık olarak insan, muhabbetinin doğru olup olmadığını şöyle meydana çıkarabilir. Mesela, insanın günlük virdi vardır, diğer tarafta da nefsinin istekleri vardır. Bu ikisi karşı karşıyadır. Eğer insan, virdini çekmeyi tercih ederse, onun ALLAH-u Zülcelal'e muhabbeti var demektir. Fakat insan, ALLAH'ın zikrini bırakıp nefsin isteklerine uyarsa, her ne kadar: "Ben ALLAH'ı seviyorum" derse de, bu doğru sayılmaz. Hepimiz bunu derinlemesine düşünüp tecrübe edelim. İnsan ALLAH'ın zikriyle meşgul olduğu zaman, kalbi çok mutmain olup, dünyası da cennet gibi olur. Buna karşılık, insan ALLAH zikriyle meşgul olmayıp bütün dünyanın hükümdarı da olsa, o kimse felah bulamaz, rahat da edemez. Şimdi biz buradayız. Fakat şu an, kabre doğru gittiğimizden haberimiz var mı? ALLAH-u Zülcelal, bu ömrü bizlere sayı ile vermiştir. Onun için ömrümüzü boşa sarf etmeyip, tefekkür etmemiz lazımdır. ALLAH-u Zülcelal kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin... (Amin) İLİM MECLİSİNDEN SOHBETLER |
| | |
| | #4 (permalink) |
![]() ♥ EyNefis ♥ Kayıt: 17.07.2007
Mesajlar: 1.517 İtibar Gücü: 27 | Allah razı olsun kardeşim.. Çok güzel bi paylaşım... Eyvah demeden ALLAH diyelim.. Ecel gelmeden Rabbimize yönelelim inş... Bu dünyaya neiçin geldiğimizi unutmayalım... Burada misafir olduğumuzu unutmayalım... Amann dünyaya bir kere gelcem hayatı yaşim diyenler gibi gaflete düşmeyelim arkadaşlar,Fırsatımız varken Rabbi Rahimimize yönelelim... O varsa herşey var..O yoksa hiçbirşey yok...! |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| İlahi Peygamberler ve Peygamberimiz | KaaN | Peygamberlerimizin Hayatları | 5 | 27-04-2008 18:58 |
| İlahi Sözleri | CiwCiw | Dini Konular | 11 | 06-11-2007 13:25 |
| İlahi & Güllerin Efendisi | SweetWitch | İslami Download | 0 | 09-04-2007 13:52 |
| Yahudilerin gazabı! | @izci@ | Son Dakika Haberleri | 0 | 04-08-2006 07:15 |
| İlahi Adalet Ve Gurur | @izci@ | Dini Konular | 6 | 19-06-2006 16:11 |