*meZhepLEr (biLgiSİ oLan aRKadaŞLArın yArdımI gEReKLi) ... - Herşeyde biraz 2de1


Herşeyde biraz 2de1 » Hayatın İçinden » Dini Konular » *meZhepLEr (biLgiSİ oLan aRKadaŞLArın yArdımI gEReKLi) ...

Dini Konular İnanca dair herşey bu forumda konuşuluyor.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink) Alt 17-06-2006, 17:29
İşi kavrayan 2de1'ci
 
oNLy_yOu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Liberta per gli ultrAs !
 
Kayıt: 22.04.2006
Yaş: 23
Mesajlar: 1.766
Rep gücü: 37
Rep derecesi: oNLy_yOu Mübarek Bune Hız Az Nefes AloNLy_yOu Mübarek Bune Hız Az Nefes AloNLy_yOu Mübarek Bune Hız Az Nefes AloNLy_yOu Mübarek Bune Hız Az Nefes AloNLy_yOu Mübarek Bune Hız Az Nefes AloNLy_yOu Mübarek Bune Hız Az Nefes AloNLy_yOu Mübarek Bune Hız Az Nefes AloNLy_yOu Mübarek Bune Hız Az Nefes AloNLy_yOu Mübarek Bune Hız Az Nefes AloNLy_yOu Mübarek Bune Hız Az Nefes AloNLy_yOu Mübarek Bune Hız Az Nefes Al

*meZhepLEr (biLgiSİ oLan aRKadaŞLArın yArdımI gEReKLi) ...

 
daHa öncELEri peK tAkıLmAMıştım aMa şU sırALar meZhEp kOnusU bAyAğı bi aKLımI kurCALıyOr... biLdiĞİNiz üzERE (vEyA bENiM biLdiĞim kaDAryLa) sunni mEZheBi, hANefi vE şAfi oLmaK üzERE 2 koLa aYrıLmış... bEn şAfi mezhEbiNe mENsuBum... pEki geRçEKtE vAR mı bU meZhePLEr, şu sırALar gERçEKten kaFAmı kurCaLıyoR, derin bi arAştırmaYa giRdiM... nAsıL, nE zAMan oLuşMuşTur bU meZhepLEr, diNdE yEri vArmıDır... biLgiSi oLan arKaDAŞLArın bU kOnuda ki biLgiLEriNe iHtiYAcım vAr...yArdımCı oLabiLİrLErse sEviNiRim...

sAygıLAr,sEvgiLEr...

Konu oNLy_yOu tarafından (15-07-2008 Saat 02:30 ) değiştirilmiştir..
oNLy_yOu Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink) Alt 17-06-2006, 18:55
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.887
Rep gücü: 46
Rep derecesi: @izci@ Daha Yolun Başında

Ynt: *meZhepLEr (biLgiSİ oLan aRKadaŞLArın yArdımI gEReKLi) ...

 
İslamiyet’teki mezheplerin farklı oluşunun hikmeti nedir?


Çeşitli kesimler tarafından gündeme getirilen konulardan biri de “mezhep” meselesidir. Mezhep meselesi bir taraftan İslam’da bir ayrılık unsuru gibi gösterilmeye çalışılırken, diğer taraftan bir takım demagojilerle saf zihinler bulandırılmak istenmektedir. Meselenin üzerine biraz eğildiğimiz zaman mezheplerin bir ihtiyaçtan doğduğu, hiç bir zaman ihtilaf unsuru olmadığı anlaşılacaktır.

İtikat ve amel diye iki kısımdan meydana gelen İslam dininde, mezhepler, ameli (pratikte yaşanan) kısımları konu edinir. Birden fazla mezhebin meydana gelmesi, nazari prensiplerin mezhep imamlarınca farklı anlaşılmasından ileri gelmiştir. (Mektubat, 449 )

Mesela Hz. Peygamber (asm.) efendimiz namaz kılarken mübarek alınlarına taş batar ve alınları kanar. Hz. Ayşe (ra.) validemiz taşı Peygamber (asm.) efendimizin alnından alarak yere atarlar. Peygamber (asm.) efendimiz yeniden abdest alarak namazlarını kılarlar. Hanefi mezhebi imamı, İmam Azam Ebu Hanife hazretleri ile Şafii mezhebi imamı, İmam Şafii hazretleri abdesti bozan meseleleri ele alırken bu meseleyi değerlendirirler. İmam-ı Azam hazretleri, “Peygamber (asm.) efendimizin alnına batan taş kan çıkardığı için Resulullah (asm.) efendimiz abdest almıştır.” hükmüne varırken; Şafii hazretleri abdestin bozulmasını Hz. Ayşe (ra.) validemizin Peygamber (asm.) efendimizin alnına dokunmasına bağlamıştır. Böylece Hanefi mezhebinde az bir kan abdesti bozan sebeplerden biri olurken, Şafii mezhebinde kadının temasıyla abdestin bozulması kaide olarak benimsenmiştir. Görüldüğü gibi her iki hüküm de doğrudur ve haklı bir gerekçeye dayanmaktadır.

Mezheplerin doğuşu

Peygamber (asm.) efendimize kadar itikadi noktalarda aynı olan şeriatlar teferruat kısımlarında değişerek gelmiş, hatta bir asırda ayrı ayrı kavimlere ayrı şeriatlar gönderilmiştir. Ancak Peygamber (asm.) efendimizle birlikte daha başka şeriatlara ihtiyaç kalmamış ve onun dini bütün asırlara kafi gelmiştir. Fakat teferruat meselelerde bir takım mezheplere ihtiyaç kalmıştır. Hak mezheplerin imamları bu vazifeyi hakkıyla yerine getirmişler ve insanoğlunun bütün ihtiyaçlarına cevap vermişlerdir. Peygamber (asm.) efendimiz bir mucize olarak bu imamların geleceklerini ve büyük bir vazife yapacaklarını daha bunlar gelmeden haber vermiş ve bu mümtaz şahsiyetler de yapmış oldukları hizmetlerle Resulullah (asm.) efendimizi fiilen tasdik etmişlerdir...

İslam mezhepleri -bir iki cüz’i mesele hariç- hiç bir zaman iç harp ve karışıklıklara yol açmamış ve bu mezheplerin imamları da birbirine daima saygılı olmuşlar, birbirlerini ret ve inkar etmemişlerdir. Ayrıca bir mezhep tesis etmek niyetiyle ortaya iddialı bir şekilde çıkmamışlar, daha sonra bir araya toplanarak bir mezhep haline getirilen içtihatlarını zaman ve ihtiyaç anında ortaya koymuşlardır.

Mesela: İmam-ı Azam (H. 80-150) bir hadise ile ilgili olarak fetva verdikleri zaman, “Bu Numan bin Sabit’in (İmam-ı Azam) reyidir. Çıkarabildiğimiz reylerin en güzeli budur. Kim bundan daha güzelini ileri sürerse, doğruya daha yakın olan odur.” derdi.

İmam Malik (Maliki mezhebi kurucusu. H.93-179), “Ben bir beşerim. Bazen hata, bazen de isabet ederim. Bu sebeple benim rey ve içtihadımı inceleyiniz. Kitap veya sünnete uygun bulursanız, kabul ediniz, bulmazsanız reddediniz.” demiştir. (Hayreddin Karaman, Fıkıh Usulü, 33)

Hanbeli mezhebi kurucusu İmam-ı Hanbeli (H. 164-241) ve İmam-ı Şafii hazretleri (H. 150 - 204) de hiç bir zaman iddialı konuşmamışlar ve meslektaşlarını rencide edici sözler söylememişlerdir. Daha sonra bu büyük insanların rey ve içtihatları talebeleri ve alimler tarafından bir araya getirilerek Müslümanların gönül huzuru içerisinde ibadet yapmaları temin edilmiştir.

Hak birden fazla olur mu?

Bir zamanlar gazete sütunlarından Müslümanlara meydan okurcasına sorulan ve halen köşe bucak tekrarlanan bir soru vardır: “Hak bir olur; nasıl böyle dört mezhebin ayrı ayrı, bazan birbirine zıt hükümleri hak olabilir?”

Bu soruya Bediüzzaman Said Nursi hazretleri özetle şu cevabı verir: “Bir su, beş muhtelif mizaçlı hastalara göre beş hüküm alır. Önemli miktarda su kaybeden bir hastaya su içmesi vaciptir, şarttır. Yeni ameliyattan çıkmış bir hastaya zehir gibi zararlıdır. Tıbben ona haramdır. Diğer bir hastaya kısmen zararlıdır; su içmek ona tıbben mekruhtur. Diğer birisine zararsız menfaat verir, tıbben ona sünnettir. Diğer birisine de ne zarardır ne de menfaattır. Tıbben ona mübahtır afiyetle içsin... İşte burada hak taadüt etti, birden fazla oldu. Beşi de haktır. “Su yalnız ilaçtır, yalnız vaciptir, başka hükmü yoktur.” denilebilir mi?

İşte bunun gibi İlahi hükümler mezheplere uyanlara göre değişir. Hem hak olarak değişir ve her biri de hak olur, maslahat olur.

Birbirinden farklı gibi görünen mezheplerdeki teferruat meselelerinin hangisini ele alsak, imamların dayandıkları noktaların hak ve hakikat olduğunu görebiliriz. Bu hususta İmam Şarani hazretleri “Mizan” isimli bir eser yazmış, mezhep imamları arasında bir mukayese yaparak hangi hükmü nasıl anladıklarını ortaya koymuştur.

Bir misal:

Mezhep imamları İslami meselelerde değil, uygulanış tarzında kendilerine göre haklı sebeplerle ihtilaf etmişlerdir. Mesela abdest alırken başa meshetmekte bütün imamlar ittifak etmişlerdir. Ancak meshin tarzında ve miktarında ihtilaf etmişlerdir.

Abdesti bizlere farz kılan Rabbimizin, “Başınıza meshediniz.” emri “bi ruusikum” ibaresiyle gelmiştir. Dillerin en zengini olan Arapça’da çeşitli kelimelerin başına gelen ‘b’ harfi, bazen “güzelleştirmek”, bazan “bazı” manasını vermek, bazan da “bitiştirmek” manasını vermek için gelir. Abdest ayetinin “ruusiküm” kelimesinin başına gelen ‘b’ harfini mezhep imamlarının her biri ayrı manada anlamışlar ve bundan farklı bir uygulama ortaya çıkmıştır.

Bunun içindir ki İmam-ı Malik hazretleri: “Başa meshederken, başın tamamı meshedilmelidir. Zira buradaki ‘b’ harfi kelimeyi güzelleştirmek için gelmiştir. Kendi başına bir manası yoktur” der.

İmam-ı Ebu Hanife hazretleri ise: “Bu ‘b’ bazı manasına gelen ‘b’dir. Başın bir kısmı meshedilse kafi gelir” der.

İmam-ı Şafii hazretleri ise: “Bu ‘b’ bitişmek manasına gelen ‘b’ dir. Sadece elin başa bitişmesi, birkaç kıla değmesi kifayet eder, mesh tamam olur” der. Hal böyle olunca mezhep imamlarının her birinin hak yolda oldukları, teferruattaki ayrılık gibi görünen hükümlerin bir ihtilaf konusu olmadığı kendiliğinden ortaya çıkar ve kötü maksatlı olanların iddialarını havada bırakır...

(Ahmed Şahin, Hayat ve Biz, 235)



Alaâddin Başar (Prof. Dr.)


@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink) Alt 17-06-2006, 18:57
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.887
Rep gücü: 46
Rep derecesi: @izci@ Daha Yolun Başında

Ynt: *meZhepLEr (biLgiSİ oLan aRKadaŞLArın yArdımI gEReKLi) ...

 
Allah’ın yanında üstünlüğün ölçüsü nedir? Irk ve nesep farklılığı bu hususta önemli midir?

Irkçılığı men eden ve insanların aynı asıldan geldiğini ders veren âyet-i kerimede “Muhakkak ki, Allah indinde en kerim olanınız, takvada en ileri olanınızdır.” buyuruluyor.

Allah’tan korkma kavramı içinde, ırkçılıktan sakınma da dahil. Allah indinde en makbul olanlar, şu veya bu ırka mensup olanlar değil, hangi ırktan olursa olsun takvada en ileri gidenlerdir.

Takva, Allah’tan korkmak, Onun yasaklarından şiddetle kaçınmak, hassasiyetiyle uzak durmak mânâsına geliyor... Ama, takva sahiplerinin sıfatlarıyla ilgili âyetlere baktığımızda; takvanın, İslâm’ı bütünüyle yaşamanın âdetâ simgesi, alâmeti olduğunu görürüz.

Âl-i İmran Sûresinde; Rabbimiz bizi, mağfiretine, cennetine çağırıyor; çağırmaktan da öte, “Koşunuz!” diyor. Ve âyetin sonunda, bu cennetin, muttakiler (takva sahipleri) için hazırlandığı beyan ediliyor.

Bu ayet-i kerimede takva sahiplerinin sıfatları şöyle sıralanır:

“Onlar darda ve genişlikte infak ederler.” (Nafaka verirler, muhtaçların yardımına koşarlar.)
“Kızdıkları zaman, gayzlarını, öfkelerini yutarlar.”
“İnsanlardan gelen kötülüklere karşı affedici olurlar.”
“Onlar bir kötülük yaptıklarında, yahut nefislerine zulmettiklerinde hemen Allah’ı hatırlarlar da günahları için istiğfar ederler...”
“Yaptıklarında bile bile ısrar etmezler.”

İşte Allah’ın sevdiği kullar bu sıfatları taşıyanlardır. Hangi milletten, hangi tabakadan, hangi makamda ve hangi gelir seviyesinde olursa olsun. Allah’ın kulu olmanın şuuruna eren ve bunun zevkini tadan her mümin de, Allah’ın sevdiklerini sevmekle sorumlu değil mi?. Allah bu kullarını severken bir mümin nasıl olur da, bu sıfatlardan uzak bir ırkdaşını sevebilir?..

Fatihayı hemen takip eden sûrede de “Kur’an-ı Kerîm’in muttakiler için bir hidayet olduğu” nun beyan edilmesi ve takvaya dikkat çekilmesi ne kadar mânidardır!.. Bu sûrede muttakinin sıfatları: “Gayba iman etmek”, “namaz kılmak”, “Allah’ın ihsan ettiklerinden infak etmek”, “Kur’an’a ve daha önce inen kitaplara iman etmek”, “Âhirete şüphesiz inanmak” şeklinde sıralanır.

Bu sûrede de, ırktan, kabileden, amirden, memurdan, köleden, efendiden söz edilmez... Bu âyetler sadece iki misal... Bu nazarla baktığımızda Kur’anın bütün âyetlerinin ırk ayırımını reddettiğini açık açık görürüz.

Bütün emirler ya top yekûn insanlara, yahut müminleredir. Hidayete çağıran âyetlerde hitap bütün insanlığa yapılır; ne ırk, ne kabile, ne makam, ne de rütbe gözetilir. Bir Arab’ın hidayete ermesi, bir İngiliz’in hidayete ermesinden daha önemli değildir.

İbadete, itaate dair emirlerde ise hitap müminleredir. Bu hususta müminler arasında hiçbir ayırım yapılmaz... “Allah’a ibadet edin.”, “Ona secde edin.”, “Zekâtlarınızı verin.” gibi emirler ve “Faiz yemeyin.”, “Zinaya yaklaşmayın.”, “Gıybet etmeyin.” gibi yasaklar müminlerin tamamınadır. Bu emirlere uymanın ve bu yasaklardan kaçınmanın fazileti bütün kavimler için aynıdır.

Bir de azap âyetleri var; geçmiş kavimlerin başına gelen azaplarla ilgili ikaz âyetleri... Bu âyetlerde; kavimlerin işledikleri cürümlere, isyanlara, tekziplere, azgınlıklara ve Peygamberlerine karşı yaptıkları eza ve cefalara dikkat çekilir. Azap, bu cürümleri için gelmiştir. Yoksa şu veya bu kavimden oldukları için değil.

Irkçılığın akılla, ilimle, insafla hiçbir alâkası olmadığını Resulûllah Efendimizin (asm.) ırkçılık hakkındaki şu kelâmı güzelce ortaya koyar: “Asabiyyet-i cahiliyye”

İnsan, ırkından dolayı ne iyi olabilir, ne de kötü. İyinin ve kötünün tarifleri içinde böyle bir unsur yok. Bunu her akıl tasdik ettiği gibi, her vicdan da yakînen bilir. Bir insanın iyiliğinden söz ederken; onun güzel ahlâkını, takvasını, salih amelini, dürüstlüğünü, çalışkanlığını anlatırız. Bunların tamamı onun iradesiyle ilgilidir. Kimse kendi ırkını kendi iradesiyle seçmediğine göre, biz falan adam iyidir, çünkü filân ırka mensuptur desek cehlimizi ilân etmiş oluruz.

Neresinden bakarsanız bakınız ırkçılık dâvâsı cahiliyetten başka bir şey değil.

Peygamber Efendimiz, Arap milliyetiyle ortaya atılmadı. O, sadece Araplara değil, bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmişti. O, tevhit dâvâsıyla ortaya çıktı. Karşısında, her nev’iyle şirk vardı. İnsanları putların köleliğinden, nefsin esaretinden, bâtıl inançların tahakkümünden kurtarıp Allah’a kul etmek, Onun dergâhında boyun büktürmek istiyordu. Zulmün yerine adaleti ikame edecek, her türlü yanlış anlayışı vahiy nuruyla ortadan kaldıracaktı. Kötü ahlâkın her çeşidini, Kur’an ahlâkıyla değiştirecekti. Onun bu dâvâsı kabileler ötesi, ırklar ötesi, hatta kâinat ötesiydi. Yaratıcısına inanmayan kul nasıl üstün olabilirdi?. Öyleyse O, işe imandan başlayacaktı. Nitekim öyle yaptı.

Rabbine isyan eden kul nasıl faziletli olabilirdi? O halde O, insanları ibadet etrafında toplayacaktı. Nitekim öyle yaptı.

Ona kendi kavmi karşı çıktı. Kendi akrabaları karşı çıktı. Öz amcası karşı çıktı.

Asr-ı Saadette, sahabelerin, inanmayan yakınları ile harp etmeleri ne kadar anlamlıdır!.. O harplerde, ashap, hiçbir akrabalığı, yakınlığı olmayan mümin kardeşleriyle omuz omuza veriyor ve kendi babalarını, kardeşlerini öldürüyorlardı. O dökülen kanla şirk ve ırkçılık birlikte akıp maziye karışıyordu.

Alaâddin Başar (Prof. Dr.)


@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink) Alt 17-06-2006, 19:01
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.887
Rep gücü: 46
Rep derecesi: @izci@ Daha Yolun Başında

Ynt: *meZhepLEr (biLgiSİ oLan aRKadaŞLArın yArdımI gEReKLi) ...

 
Mezhepler arasındaki farkların sebebi nedir izah eder misiniz?

Allah-u Zülcelal Hazretleri, Habib-i Ekremi (a.s.m.) hürmetine, mezhepler arasındaki farklılıklar ile nihayetsiz rahmet ve kolaylık kapılarını açtı. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde "Ümmetimin ihtilafı geniş bir rahmettir." buyurmakla bu hakikati ifade etmiştir. Evet bu hadis-i şerif her türlü olumlu farklılığı içine aldığı gibi, mezhepler arasındaki farklılıkları da kapsar.

Bazı âyet ve hadislerdeki kelime ve cümleler ayrı ayrı hükümleri içermiştir. Bir tek sedefte birden çok inci bulunabilir. İşte müçtehitler âyet ve hadislerin sedefindeki cevherlerde farklı görüşler beyan etmiştir. Bu ise muhtelif kapıların açılmasına vesile olmuştur. Bu ihtilaf ümmet-i Muhammed için büyük bir kolaylıktır. Cenâb-ı Hakk

"Allah size kolaylık ister, zorluk istemez."

Din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi."

"Ve üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri atar (yani, hata ile adam öldürmekte kısas icrasını ve günah işleyen azaların, pislik değen elbisenin kesilmesi gibi ağır teklifleri kaldırır.)"

gibi âyet-i kerimelerle şeri'at-ı Muhammediye'nin gayet derecede kolay olduğunu ifade etmektedir.

Meselâ, İmâm-ı Şafiî'nin "Kadına el değince abdestin bozulması" şeklindeki görüşü, günümüz şartlarında Hac ibadeti esnasında çok sıkıntıya sebebiyet verir. Zira tavafın abdestli olarak yapılması lazımdır. Milyonlarca insanın toplandığı o kalabalıkta bu hükmün uygulanması adeta imkansız olduğundan, bu mezhep mensupları diğer mezhepleri taklit ederek tavaf yaparlar.

Abbasi halifesi Harun Reşid, İmâm-ı Mâlik'e "Senin kitaplarını yazdıralım, âlem-i İslâm'ın her tarafına dağıtalım. Ümmeti bunlara sevk edelim.", teklifinde bulunur. İmâm-ı Mâlik şu cevabı verir: "Ya emire'l-mü'minin, alimlerin farklı görüşleri Allah'tan bu ümmete rahmettir. Her biri kendi nazarında doğru olana tâbi olur. Hepsi hidâyet üzeredir ve hepsi Allah'ın rızasını ister."73

Müspet ayrılıklar, sahabe döneminde sıkça meydana gelmiştir. Hazret-i Peygamber de (a.s.m.) ümmetini, dilediği sahabenin içtihadıyla amel etme hususunda serbest bırakmakla böyle bir ihtilafa razı olmuştur. Sahabelerini içtihat farklılığından dolayı tenkit etmemiş, her iki tarafın da hükmünü hak ve münasip görmüştür.

"Sefere çıkan iki sahabe, namaz vakti geldiğinde su bulamayınca teyemmümle namazlarını kılarlar. Sonra vakit içinde su bulurlar. Biri namazı iade eder, yeniden kılar. Diğeri ise önceki kıldığını yeterli görür. Dönüşte durumlarını Resûlullah'a sorarlar. Hazret-i Peygamber iade etmeyene "Sünnete isabet ettin.", diğerine de "Sana iki defa ecir var." cevabını verir.

"Sahabelerim yıldızlar gibidir, onlara uyarsanız hidâyete erersiniz."74 hadis-i şerifi de bu hakikate işaret etmektedir. Buna binaen herhangi bir insan hak mezheplerden dilediğini tercih edebilir.

Kıblenin bilinmediği yerde namaz kılan bir mümin, kendi içtihadı ile bir yön tayin etse veya her rekatını bir başka yöne doğru kılsa namazın doğruluğuna fıkhen hükmolunur.

Bu sayede Müslümanlar zaruret hallerinde ruhsatı azimete tercih edebilmektedirler. Bu ise onlar için büyük bir rahmet olmuştur. Evet, Müslümanlar kendi mezheplerinde çözümü olmayan bir mesele hakkında, zaruret halinde, diğer bir hak mezhebin ruhsatı ile hareket edebilir ve böylece sıkıntıdan kurtulurlar.

Zaten şeriat-ı Muhammediye insanların fıtratına uygun olarak Allah tarafından vaz' edilmiştir.

Müçtehitler arasındaki ayrılıklar ümmet hakkında rahmet olduğu halde; geçmiş ümmetlerin helakine sebep olmuştur. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bir hadis-i şeriflerinde "Ayrılıklar geçmiş ümmetlere azap olduğu halde, benim ümmetime rahmet olmuştur." buyurmuşlardır.

Geçmiş peygamberlerin dinlerinde bütün hükümler açık ve kesin idi. Âyetlerde yoruma açık şeyler yoktu. Kat'i ve kesin olan meselelerde ayrılık olmayacağı da açıktı. İnsanlar bu kesin hükümlere uymakta zorluk çektiler, ayrılığa düştüler ve bu ayrılık onları helake götürdü. Fakat bizim şartlarımız geçmiş milletler üzerindeki darlığı kaldırmıştır. Meselâ, Hazret-i Musa'nın (a.s.) şeriatinde adam öldüren bir katile kısastan başka ceza verilmesi mümkün değildi.

İsa'da (a.s.) dininde ise sadece diyet vacip idi, kısas yasaktı. Şeriat-ı Muhammediye'de ise maktulun velisine kısas, diyet ve af arasında tercih hakkı verilmiştir. Diğer bir misal, onların şeriatında elbisenin, kirlenen yerini kesip atmak vacip iken bizim şeriatımızda temiz suyla yıkamak yeterlidir. Bu manada pek çok misaller vardır.



Mehmet Kırkıncı



@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink) Alt 17-06-2006, 19:02
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.887
Rep gücü: 46
Rep derecesi: @izci@ Daha Yolun Başında

Ynt: *meZhepLEr (biLgiSİ oLan aRKadaŞLArın yArdımI gEReKLi) ...

 
Kızılbaşlık ne demektir?
:

Kızılbaşlık, Anadolu Aleviliği için en çok kullanılan ve Alevilerce genel anlamıyla benimsenen isimlerden biridir. Bu kelimenin kullanımı on beşinci ve on altıncı asırlara kadar uzanır. Aleviliğe bu adın verilmesi ile ilgili değişik görüşler ileri sürülmektedir:

Birincisi: Hz. Peygamber, Uhud Harbinde Mekkeliler tarafından yaralanınca, akan kanlar başını tamamen kızıla boyar. Adeta bu hatırayı yad etmek isteyen Hz. Ali, iştirak ettiği diğer savaşlarda başına kırmızı bir taç takar. Kızılbaş tabiri de bundan ötürü verilmiş ve kullanıla gelmiştir.(1) Bu rivayetin değişik bir varyantını da diğer bir alevi yazar şöyle dile getirir: “Uhut’ta Hz. Muhammed’in yaralarından akan kanı Ali, başına sürerek yere damlamasını önlemiştir. Ali, Uhut’ta kendisini Peygamber’e siper etmiş, herkes kaçarken, Peygamberi korumuştu. Bu çarpışmada tam 16 yerinden yaralanmış, eli, yüzü kan içinde kalmıştı. Başlığı da kandan kıpkızıl olduğu için Ali’ye “Kızılbaş” denilmiştir.”(2)

İkincisi: Şah İsmail, II. Bayezid ile bir anlaşma yaparak, askerlerini Anadolu’dan Suriye’ye geçirir. Bu askerlerin başlarında kırmızı takkeler bulunmaktadır. Bundan dolayı Şiilere Kızılbaş adı verilirken, Anadolu Alevileri de Kızılbaş adını almışlardır.(3)

Üçüncüsü: Bu görüş de yine Şah İsmail’in askerleri ile ilgilidir. Şah İsmail’in Şii olan askerleri, diğerlerinden farklı olarak başlarında kırmızı bir külah taşımaktadırlar. Onlara izafeten Anadolu Alevilerine de Kızılbaş denilmiştir. (4)

Dördüncüsü: Müslümanlık’tan önce Şamanlık dinine mensup olan ve daha sonra Aleviliği kabul eden Türkmenlerin dini ayinlerini idare eden Şamanlar, başlarına kırmızı bir külah giyerlerdi. Alevi dedeleri de, başlarına kırmızı külah giyerek derneklerini idare ettiklerinden dolayı Sünni Türkler tarafından Anadolu Alevilerine Kızılbaş ismi verilmiştir. Bu nedenle şu dörtlüğü dile getirmişlerdir 5)

Melikoff’a göre, Kızılbaş kelimesinin Osmanlı belgelerinde kötüleyici bir anlam yüklenmiş olmasının sebebi, bu toplumun isyanlara karışmış olmalarıdır.(6)

Sonuç olarak şunu söyleyelim: Her ne kadar bazı kimseler Kızılbaş ismini bir hakaret ifadesi olarak ele alsalar da, bir grup Aleviler bunu bir iftihar vesilesi olarak algılamaktadırlar. Konuyla ilgili Zelyut şöyle der: “Aleviler, Kızılbaş olmaktan utanç ve küçüklük duymazlar. Onlar; karşıt insanların bu sözü hakaret anlamında kullanılmasına kızarlar. Hatta, “Kızılbaşlık gibi unvanımız var” diyerek Kızılbaş olmaları ile övünürler... Aleviler, Kızılbaşlık olayını Hz. Ali’ye bağlarlar.” (7)

Bu dört görüşün dışında iki ayrı görüş daha bulunmaktadır. Bize göre, bu iki görüş diğerlerinden isabetli görülmektedir. Bunlardan biri, kırmızı börk veya başlık giyen Türkmen boyları ile alakalıdır. Türkler arasında başa takılan başlıklara izafeten, urug, boy ve oymak isimlerine rastlanmaktadır. Mesela, siyah başlık (papak, kalpak) giyen bir Türk boyunun adı “Karakalpak” veya “Karapapak” tır. Buhara Mektebine mensup bir sünni tarikatı da “Yeşilbaş” olarak adlandırılmaktadır. Türkiye’de “Karabörk”, “Karabörklü”, Kızılbörklü”, “Akbaşlı” ve “Akbaşlar” isimleri ile pek çok köy bulunmaktadır. (8)

Aşıkpaşaoğlu Tarihi’nde bu hususla ilgili olmak üzere, şu örnek bulunmaktadır: Orhan Gazi, babası Osman Gazi gibi kızıl börk giyiyor ve askerine de giydiriyordu. Kardeşi Alaaddin Paşa, bu konuda kendisine şu öğüdü verir: “Hanım! Senin askerine bir alamet koyalım ki, başka askerlerde olmasın.” Orhan Gazi’nin, “Kardeş! Her ne ki sen dersen ben onu kabul ederim.” demesi üzerine Alaaddin Paşa, “Etraftaki beylerin börkleri kızıldır. Seninki ak olsun.” diyerek teklifte bulunur. Bunun üzerine Orhan Gazi Bilecik’te ak börk işlenmesini emretmiştir. (9)

Kızılbaş isminin menşei ile ilgili olarak bir diğer görüş de şöyledir: Erdebil tekkesi şeyhlerinden Şeyh Haydar (894/1488), on iki dilimli kızıl bir taç giymiş ve kızıl sarık sarmaya başlamış ve derecelerine göre müritlerine de aynı tacı sarıklı veya sarıksız olarak giydirmiştir. Bu nedenle Erdebil Tekkesi mensuplarına “Kızılbaş” adı verilmiştir. (10)
Kaynaklar:
1- Enver Behnan Şapolyo, Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi, İstanbul 1964, s. 254.
2- Zelyut, Alevilik., s. 82.
3- Şapolyo, Mezhepler ve Tarikatlar., ss. 254.
4- Şapolyo, a.g.e., ss. 255.
5- Şapolyo, a.g.e., ss. 255.
6- İrene Melikoff, “Alevi-Bektaşiliği Tarihi Kökenleri Bektaşi-Kızılbaş (Alevi) Bölünmesi ve Neticeleri”, Tarihi ve Kültürel Boyutlarıyla Türkiye’de Aleviler Bektaşiler Nusayriler, İstanbul 1999, s.23.
7- Zelyut, a.g.e., s. 82.
8- Mehmet Eröz, Türkiye’de Alevilik Bektaşilik, Ankara 1990, ss. 81-82; Ethem Ruhi Fığlalı, Türkiye’de Alevilik Bektaşilik, Ankara 1989, ss. 9-10; Şapolyo, a.g.e., s. 255.
9- Aşıkpaşaoğlu, Tevarih-i Al-i Osman, Atsız Neşri, İstanbul 1949, s.117.
10- Fığlalı, Türkiye’de Alevilik Bektaşilik, s. 12; Bekir Kütükoğlu, Osmanlı-İran Siyasi Münasebetleri, İstanbul 1993, s. 2; CL. Huart, “Haydar”, İ:A:, İstanbul 1993, V, 387; Abdülbaki Gölpınarlı, “Kızılbaş”, İA, cilt 6, s.789; Sayın Dalkıran, İbn-i Kemal ve Düşünce Tarihimiz, İstanbul 1997, s. 20; Osmanlı Devleti’nde Ehl-i Sünnet’in Şii Akidesine Tenkidleri, İstanbul 2000, s. 9.





Sayın Dalkıran (Doç Dr.)


@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink) Alt 17-06-2006, 19:03
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.887
Rep gücü: 46
Rep derecesi: @izci@ Daha Yolun Başında

Ynt: *meZhepLEr (biLgiSİ oLan aRKadaŞLArın yArdımI gEReKLi) ...

 
Âl-i Beyt sevgisinin dinimizdeki yeri nedir?

Âl-i Beyt’e Allah için muhabbet etmek, dinimizde vaciptir. (İmam-ı Şâfiî’ye göre farzdır.) Cenâbı Hak Şurâ sûresinde şöyle buyurmaktadır:

“Resulüm, sizden peygamberlik vazifesine mukabil ücret istemez. Yalnız Âl-i Beyt’ine meveddet (sevgi ve saygı) istiyor.” (Şûra Sûresi, 23)

Peygamber Efendimiz (asm.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurdular:

“Size verdiği nimetlerinden dolayı Allah’ı sevin. Beni de Allah için sevin. Âl-i Beyt’imi de benim için sevin.”

Diğer bir hadîslerinde ise: “Bir kimse, sahabelerimi, zevcelerimi ve Ehl-i Beyt’imi sever de onların herhangi birine ayıplamada bulunmazsa, onların sevgisiyle bu dünyadan göçerse kıyamet günü benimle beraber olur.” buyurmuşlardır.

Bu hadis-i şerif, Âl-i Beyt muhabbetinin dinimizdeki önemini en veciz ve en açık bir şekilde ifade etmektedir.

Yine bir hadis-i şeriflerinde Peygamberimiz (asm.): “Sizlere iki şey bırakıyorum. Onlara yapışsanız kurtulursunuz. Birisi Kur’an-ı Kerim, biri Âl-i Beyt’imdir.” buyurmaktadır.

Bu hadis-i şerifte Allah’ın Kitabı’na ve Âl-i Beyt’e yapışmanın birlikte zikredilmesiyle, bizlere şu hakikat ders verilmiştir:

Allah’ın Kitabı’na uyan her Müslüman, Âl-i Beyt’i sevecek, Âl-i Beyt’i seven her Müslüman da Allah’ın Kitabı’yla amel edecektir.

Her şeyde olduğu gibi Âl-i Beyt’i sevmenin de bir ölçüsünün olması lâzımdır. Bu ölçü ise, Resulüllah Efendimizin (asm) Sünnet-i Seniyye’sini, bütünüyle yaşamaktır. Bu hususu Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade etmektedir:

“Âl-i Beyt’ten vazife-i Risaletçe muradı Sünnet-i Seniyye’sidir. Sünnet-i Seniyye’yi terk eden hakikî Âli Beyt’ten olmadığı gibi Âl-i Beyt’e hakikî dost da olamaz.”

Bu hakikate binâen, ancak Sünnet-i Seniyye’ye tâbi olan bir Müslüman, Âl-i Beyt’i gerçek anlamda sevmiş olacaktır.

Zira, böyle bir Müslüman’ın yapmış olduğu bütün ibadetlerden ortaya çıkan hayır ve hasenâtın bir misli “Sebep olan işleyen gibidir.” kuralı gereği, Peygamber Efendimizi, Âl-i Beyt’e ve bütün sahabelere de yazılmaktadır. Böylece, o mümin ile Âl-i Beyt’in ruhları arasında bir ilişki ortaya çıkmakta, bu onlara sevaplar hediye ettiği gibi, onlar da bundan memnun ve mesrur olmaktadırlar.

Şunu da ifade edelim ki, Âl-i Beyt’e sadece soyut bir sevgi beslemekle yetinilirse o takdirde Resulullah Efendimiz (asm.) insanlara sadece Âl-i Beyt’i sevdirmek için gönderilmiş olur. Hâlbuki, Peygamberimiz (asm.) insanlara Allah’ı tanıttırmak, sevdirmek ve onları ibadet vesilesiyle Allah’ın dergâhına sevk etmek için gönderilmiştir.

Bu tarz bir anlayış, insanın yaratılış gayesini sadece bir sevgiye bağlamak olur. Hâlbuki, Âl-i Beyt de dahil, bütün insanlar, Aziz ve Celil olan Allah’ı tanımak ve O’na ibadet için yaratılmışlardır.

Meşârik’teki bir hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz, Hz. Fâtıma’ya hitâben: “Ey benim kızım Fâtıma-i Zehrâ, canını Cehennem ateşinden kurtarmaya çalış. Zira ben ahirette-farz ve vacipleri terk ve yasak olan şeyleri işlemeniz sebebiyle azâba sürüklenmenizi Allah dilerse-üzerinize gelecek azap ve cezayı def edip uzaklaştırmaya muktedir değilim.” buyurmuşlardır.

Bizim Ehl-i Beyt’i sevmemiz onların sadece mücerret şahsiyetleri için değil, Kur’an’a yaptıkları hizmetleri, İslâm Dini’nin neşrinde gösterdikleri büyük fedakârlıkları, ilim ve irfan sahasında yaptıkları hizmetleri içindir.

Ehl-i Beyt’i seven her mümin, ibadet görevini yerine getirmekle, onları örnek almalı, onlara benzemeli ve onlar gibi olmaya gayret etmelidir. Ehl-i Beyt’i gerçek anlamda sevmek de ancak bu yolla gerçekleşebilir


Mehmet Kırkıncı


@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink) Alt 17-06-2006, 19:06
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.887
Rep gücü: 46
Rep derecesi: @izci@ Daha Yolun Başında

Ynt: *meZhepLEr (biLgiSİ oLan aRKadaŞLArın yArdımI gEReKLi) ...

 
Mezhepler konusunda ekliyecek bir sürü,yazı var umarım bu kadarı yeter,ama soru varsa konuyla ilgili,araşırmalar sonucunda cevaplamaya çalışabiliriz.
Hepinizden Allah cc razı olsun
@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink) Alt 17-06-2006, 19:08
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.887
Rep gücü: 46
Rep derecesi: @izci@ Daha Yolun Başında

Ynt: *meZhepLEr (biLgiSİ oLan aRKadaŞLArın yArdımI gEReKLi) ...

 
Müslümanların kendi aralarında ki ihtilaf nedenleri nelerdir?


Şunu bilmekte yarar bulunmaktadır. Hz. Peygamber’in sağlığında sahabenin kendi arasında hiç ihtilaf etmediği söylenemez. Ancak bu ihtilaflar, vahiy almaya devam eden Hz. Peygamber’e arz edilmiş ve Hz. Peygamber de problemi en güzel bir şekilde gidermiştir. Asıl problem Hz. Peygamber’in vefatından sonra çıkmıştır. Zira, artık vahiyle cevap verecek ve problemi çözecek bir merci bulunmamaktadır. Her ne kadar bazı Şiiler, imamların vahiy aldıkları yolunda görüşler ileri sürmüş (1) ise de, bunlar gerçeği yansıtmamaktadır.

Hz. Peygamber, kendisinden sonra ümmetinin arasında oluşacak inanç ekolleri ile ilgili olarak, şöyle demektedir: "İsrail Oğulları’nın başına gelen şey, ümmetimin de başına gelecektir. İsrail oğulları 72 fırkaya ayrıldı, ümmetim de onlardan bir fazlası 73 fırkaya ayrılacaktır ve biri dışında diğerleri nara gidecektir."

"Ey Allah'ın Resûlü! Ateşten kurtulacak bu fırka hangisidir?" denildiğinde, Resulullah (asm) "Benim ve ashabımın yolundan gidenler" buyurdu." (2)

Bu hadisinde Hz. Peygamber, “ümmetim” tabirini kullanarak, büyük İslam toplumunu hangi durumda olursa olsun kucaklamaktadır. Bu itibarla, bir Müslümanın bir başka müslümana, farklı görüş ve düşüncesinden dolayı, “Sen müslüman değilsin” demeye hakkı ve salahiyeti bulunmamaktadır. Kur’anda konuyla alakalı olarak şöyle buyurulmaktadır
“... Size, Müslüman olduğunu bildirene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek: ‘Sen mümin değilsin’ demeyin...” (3)

Hz. Peygamber’den sonra meydana gelen ihtilafların nedenlerinden bir kısmına kısaca temas edelim:
Birincisi, Arap ırkçılığıdır: Kur’anda şöyle buyurulmaktadır: “Ey İnsanlar! Muhakkak ki, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışasınız diye sizi, milletlere ve kabilelere ayırdık. Elbette ki, Allah katında en şerefli olanınız, ondan en çok korkanınızdır...”.(4)

Hz. Peygamber de bir hadisinde, “Ey insanlar! İyi bilin ki Rabbiniz birdir. İyi bilin ki, Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Araba, kızıl derilinin siyaha, siyahın kızıl deriliye hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük, ancak Allah’tan korkma iledir”(5) buyurmaktadır. Bu ifadeleri ile Allah Resûlü menfi anlamdaki ırkçılığı kesin bir dille reddetmesine rağmen, maalesef Hz. Osman döneminde kavmiyetçilik ateşi tekrar tutuşmuştur. Özellikle Emeviler ile Haşimiler ve Rebia ile Mudar kabileleri arasındaki eski rekabetler tekrar nüksetmiştir. Emevi iktidarı döneminde ise, çok daha dehşet verici noktalara çıkmıştır. Arap olmayan milletler “mevali” olarak adlandırılmış ve ikinci sınıf olarak kabul edilmişlerdir. Hatta bu yanlış ve kaba düşünce Türklerin Müslüman olmalarını bir süre geciktirmiştir.

İkinci sebep hilafet anlaşmazlıklarıdır. Özellikle bu konu günümüzde bile tartışılmaktadır. Hilafet tartışmaları, özellikle Şianın ve Haricilerin ortaya çıkmasında çok büyük rol oynamıştır.

Üçüncü sebep, Müslümanların eski din mensuplarından birçoğuna komşu olmaları ve eski din sahiplerinden bir kısmının İslam’a girmeleridir: İslam’a girenler içerisinde Yahudiler, Hıristiyanlar ve Ateşperestler vardı. Bunlar Müslümanlığı kabul ettiklerinde eski dinlerinden kafalarında kalan düşüncelerini tamamen söküp atamamışlardı. Çünkü bu düşünceler onların hislerine hakim olmuştu. İşte bu nedenle onlar, İslami meseleleri eski inançlarının ışığı altında değerlendirmekteydiler. Bu işi, samimi Müslüman olanların yanında, İslam’ı yıkmak için Müslüman görünen bir kısmı insanlar da kasten yapıyorlardı. Dolayısıyla İslam içerisinde pek çok ihtilaflar ortaya çıktı ki, bunlar zamanla sosyal taban buldu ve sonuçta bir takım batıl mezhepler oluştu.

Dördüncü sebep, bir çok kapalı meseleyi incelemeye girişmektir: Allah’ın sıfatlarının ispatı ve reddi bu kabilden tartışmalara örnek verilebilir.

Beşinci sebep, çeşitli hikayelerdir: Özellikle İsrailiyat dediğimiz, eski din mensupları tarafından İslam içine sokulan ve İslam’danmış gibi gösterilen hikayeler de ihtilafların körüklenmesinde rol oynamıştır. Bir ara mescid-i nebide oldukça çoğalan hikayeciler, Hz. Ali tarafından camiden kovulmuşlardır. (6)

Altıncı sebep, Kur’an-ı Kerim’de manası herkes tarafından kolaylıkla anlaşılamayan müteşabih ayetlerin bulunmasıdır: Kur’an’da iki türlü ayet bulunmaktadır. Bunlardan ilki herkes tarafından manası çok açık bir tarzda anlaşılabilen “muhkem ayetler”, bir de manası ancak Allah ve Resûlü ve bir de dini ilimlerde derinlik kazanmış ve belirli bazı şartları taşıyan bilginler tarafında anlaşılabilen “müteşabih ayetler”. Asıl problem ikinci guruba giren ayetlerin anlaşılması konusunda ortaya çıkmaktadır.

Burada zikrettiğimiz nedenlerin dışında pek çok ihtilaf nedenleri sayılabilir. Şunu akıldan çıkarmamak gerekir ki, farklı anlayışlar din değil, dinin yorumlarıdır. Hiçbir yorum dinin yerine ikame edilemez. Her yorumun doğru ve yanlış olma ihtimali bulunmaktadır.

Kaynaklar:
1- KULEYNİ, Ebû Cafer Muhammed b. Ya’kûb b. İshak, el-Usûl mine’l-Kafi, Tahran 1388, I, 271.
2- Ebû Davud, Kitabu's-Sünne, 1; İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, 17. Bu hadisin değerlendirmesi ile ilgili bkz. Sayın Dalkıran, “Yetmişüç Fırka Hadisi ve Düşündürdükleri”, EKEV Akademi Dergisi –Sosyal Bilimler-, c. I, sayı I, Ankara, Kasım 1997, ss. 97-116.
3- Nisa (4), 94.
4-Hucurat (49), 13.
6- Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 411.
7- Ebû Zehra, Mezhepler Tarihi., 18.


Sayın Dalkıran (Doç Dr.)


@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #9 (permalink) Alt 18-06-2006, 00:35
İşi kavrayan 2de1'ci
 
oNLy_yOu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Liberta per gli ultrAs !
 
Kayıt: 22.04.2006
Yaş: 23
Mesajlar: 1.766
Rep gücü: 37
Rep derecesi: oNLy_yOu Mübarek Bune Hız Az Nefes AloNLy_yOu Mübarek Bune Hız Az Nefes AloNLy_yOu Mübarek Bune Hız Az Nefes AloNLy_yOu Mübarek Bune Hız Az Nefes AloNLy_yOu Mübarek Bune Hız Az Nefes AloNLy_yOu Mübarek Bune Hız Az Nefes AloNLy_yOu Mübarek Bune Hız Az Nefes AloNLy_yOu Mübarek Bune Hız Az Nefes AloNLy_yOu Mübarek Bune Hız Az Nefes AloNLy_yOu Mübarek Bune Hız Az Nefes AloNLy_yOu Mübarek Bune Hız Az Nefes Al

Ynt: *meZhepLEr (biLgiSİ oLan aRKadaŞLArın yArdımI gEReKLi) ...

 
seVgiLi @İZCİ@ vE ayyildiz vErdiğiNiZ biLgiLErLe, öĞREnmEK isTediĞim çOğU şEYin yAnıtInı aLdım. yiNe dE biRAz dAha aRAşTırACaM aMa eN aZındAn kaFAmdA peK bi sOru iŞAREti kaLmaDı.bUndAn sonRA yaPAcAĞım şeY bu biLgiLEriN dOğRuLuğUnu aRAşTırMak oLaCAk.mAdEm bu iŞi öĞrEnmEK iÇin yoLa çIktIm, iYicE biLgi sAhiBİ oLayIm ki aYnı soRunu yAşAyan oLurSa aNLaTAcAK biŞeyLErim oLsun...

iKiNiZDen dE ALLAH rAzı oLsun, çOk yArdımcı oLdunuz eMiN oLun...


@İZCİ@ sEndEn bi riCAm daHa oLacAk... aLevi biRçOk aRKAdaŞım vAr vE bEn aLEviLiK haKKındA pEk bi biLgiYe sAhiP dEğiLim... eLindE ki kaYnaKLAr bAyAğı hoşUmA giTti... bU kOnudA dA biLgi verEbiLiRsEn çOk meMnun oLacAm... tABi sAdeCe sEn dEğiL, bu kOnudA biLgiSi oLan aRkadAŞLArDA biLdiKLEriNi paYLaşırSa bEn vE aYnı sıKıntıdA oLan arKAdAŞLar fAYdALAnıRLar diYE düŞünüyoRum

tEkrAr tEŞekkürLEr...

oNLy_yOu Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #10 (permalink) Alt 18-06-2006, 01:03
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.887
Rep gücü: 46
Rep derecesi: @izci@ Daha Yolun Başında

Ynt: *meZhepLEr (biLgiSİ oLan aRKadaŞLArın yArdımI gEReKLi) ...

 
Alevilik hakında bir başlık açıyorum,umarım faydalı olurum.
@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
Çocuğu olan ve internet Cafesi olan yani kısacasi Her evde olmasi lazım olan Porg Argion Program Inndir 14 14-05-2008 11:59
İstanbuldaki Arkadaşların Dikkatine!! ToLL Türkiye Hakkında - Genel - 0 16-11-2007 20:37
dinimizde mezhepler 1 KaaN Dini Konular 0 07-07-2007 10:44
Arkadaşların tüfekle oyunu kanlı bitti Haberci Son Dakika Haberleri 0 12-02-2007 19:40


Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:32 .

Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447