ÜYE GİRİŞİ

HIZLI ARAMA


Dini Konular İnanca dair herşey bu forumda konuşuluyor.

Cevapla
Alt 01-02-2007, 15:48   #21 (permalink)
NİRVANA
Banned
 
NİRVANA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 10.11.2006
Mesajlar: 1.639
İtibar Gücü: 0


Kainatın Efendisi

Yolumuz Onun yoludur O kalplerin nurudur
Ona tabi olanların cennette bir yeri olur

İnsanların en yücesi en doğru söz onunkisi
Muhammed aleyhisselam kainatın efendisi

Uymazsan eğer ona bütün çaban gider boşa
Yapılan tüm iyilikler kalır bu yalan dünyada

Ehli sünnetten olmalı Resulullah'a uymalı
Allah’a itaattir bu yolundan ayrılmamalı
NİRVANA Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 01-02-2007, 16:28   #22 (permalink)
NİRVANA
Banned
 
NİRVANA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 10.11.2006
Mesajlar: 1.639
İtibar Gücü: 0



GÜL’CE
CAHİT YEŞİLYURT (1952)


Gün ışığı adını öperek uyandırır badem ağaçlarını
Her çiçek sana gözlerini açar gibidir
Kuşlar bile diktiğin seher imâretini
Sabah yelinin mahmûr saçlarında haşrolarak
Kutsar gibidir
Ve dolunay göğsünde taşıdığı için parmağının nadir kolyesini
Baygın bir yüzle dolaşır mutlu zamanlar dilberi gibi
Saçların karanlık geceler ayetidir
Yüzünü gören der: Kutlu olsun sabahımız

Ne vakit haberlerini duysam
Hoyrat ağızlardan
Nutkum tutulur bakar kalırım
Başını okşayarak büyüttüğün süreçlerin katına çıkar
Barbar bir minvalde topallayan günlerim
Ne güne dek yaban kapılarından toplayacağım
O cânım andacım
Adını çirkin bir akla bulayıp şölenlerde gezdiren
Buzul dudaklarında solduranlardan inan ki
Kıskanıyorum adını

Ne önemi var
Hurdahaş hayatların mezadına bunca rağbetin
Yadında çıkılır oysa göklerin emzirdiği bakir zamanlara
Güller saçlarına sokulan mevsimlerin tortusudur
Kızıl kıyamet bir efkâra teşne dudaklardır açılan
Bulutların dudaklarından dökülen salavatlardır
Bahar yağmurları
Ki bahar Tâhâ veYâsîn donanmaları gibi
Senin kamu âleme mâil rahîm gülüşündür

Senin biricik menziline yağan billûr saatlerin
Benim hüsran bahçelerini savuran kadavrama hayat üflesin
Tut ki sana dair sayfalar diye güvercinler
Çocukluğumun sedef burçlarına tünesin
Şol yüce cenahımızdan
İhlâl edilmiş taptaze ummanların
Cânlara cân taşıyan safası esip gelsin
Kederden yüzleri görülmeyenlerin
Yumuşasın tenleri gönülleri kamaşsın
Arş’a kök salan o kutlu başın
Şöyle bir dönüp yönelsin semtimize
Ha sen gülmüşsün bir an
Ha kardan bir kıyamet kopmuş üstümüze
Ha köklerin melekûtuna tutunmuş melûl yakarışlarımız
Ha sen “amin”lerle geçmişsin
Düşlerimizin saydam ovalarından.

Yıldızların cümbüşü kurcalayan izzetli parmakları
Şöyle değiversin diye sularına
Yanyana bekleşirlerdi kalpleri çarparak kadınlar ve çocuklar
Göklerin taze ilgisiyle baygın sularla
Abdest alsınlar diye seçkin arkadaşları.

Ah, yollarına bakıp duranlardan biri de ben olsaydım!
Ya da ayağına çabuk yel
Teşrifini fısıldayınca mescide
Birden yarılan saflar arasından
Süzülerek yanık misk kokularıyla
Sırtını mihraba yüzünü ashaba dönüp selâm verdiğinde
Yüzünün kereminden âşıklarına bağışlar sunup
Munis bir heybetle namaza durduğunda
Bir kuş olup mescidinin penceresine konsaydım
Kur’ân okuyan Kur’ân’ın sesini duysaydım!
Bir gülüşünü kapıp çığlık çığlığa
Medine’nin dağlarına düşseydim!

İçimizden biriydin
Arş’a kök salmıştı başın
Yüryüzünde gezinirken gövden
Omuzlarının arasını öpmek için
Sırtına sarmıştı gölgen
Tüm yaratılmışlara bir şefkat olarak geldin
Geçmişin ve geleceğin haberlerini getirdin
Bizim gibi yiyip içsen de
Asla değildin bizim gibi
Sana vahyolunuyordu ötelerin ötesinden
NİRVANA Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 15-02-2007, 16:39   #23 (permalink)
NİRVANA
Banned
 
NİRVANA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 10.11.2006
Mesajlar: 1.639
İtibar Gücü: 0


Bütün çiçeklerin içinde bir çiçek (gül), bütün taşların içinde bir taş (yakut), bütün insanlar içinde bir insan (peygamber) o. Şairin dediği gibi, Muhammedün beşerün lâ ke’l-beşer / Bel hüve yâkâtün beyne’l-hacer
Mânâ: Muhammed elbette beşerdir, ama sıradan bir beşer gibi değildir. Belki taşlar arasında yakut ne ise, insanlar arasında Muhammed de odur.
Sevginin damıtılmış, süzülmüş, rafine muhatabı olarak sevilen (maşuk), estetik sevgi imbiğinden geçirilip Müslümanların kalbine süzülen aşk (Muhammed). .
Neler söylenmedi onun hakkında, neler yazılmadı. Yazmakla bitirilemedi ve bitirilemeyecektir de. Bütün söz ustaları kalemleri ellerine aldılar, adına na’t dediler onu anlattılar; tazarru dediler, ona iltica ettiler. Siyer dediler hayatını söylediler, şemail dediler vasıflarını sayıp döktüler. Hilye yazdılar yakınlıklarını ifade için, mi’raciye dizdiler şanını tebcil için. Adına gül dediler ve besteler yaptılar gül terennümünde, ilahiler söylediler gül deminde. Na’tî diye mahlas kullandılar, divanlar doldurdular; adını anarak başladılar mesnevilere bir bakışına mazhar olmak için. Aherli kağıtlara döküldü bin bir harf düz ve eğik, Rasul’ü yazmak için yarıştı gubari ile şikeste ta’lik. Hamdullah’tan Hâmid’e harf başına Muhammed diye yazdı divitler; Levnî’den Osman’a tel tel renk verdi maviler ve çivitler. Onun içindir ki ne yana baksa Rasul’den bir iz görür gözler, ne yöne dönse Rasul’ü özler, geceler ve gündüzler. Eşya ve varlık Rasul için vardır ve Rasul, elbette eşya ve varlık kadardır. Bir milyon adı varsa aşkın, bir eksiğiyle hep Rasul’ün gül yanağından alır ilhamını. Kağıt, kalem ve kitap... Söz, kelam ve hitap... Kimiler gül deyip ömür boyu gülerler; kimiler gül deyince gül uğruna ölürler.
Muhammed, benim Efendim.
Efendim’i anlatmayan dil ne söyler ki efsaneden başka!.. Muhammed harflerinden Muhammed söylemeyen kelimeler gerçeği olmayan isimlerden öte nedir ki?!.. Gülün kokusunu taşıyan bilgi canda ışık; ama bir gül destesi götürmeyen kervan bedene kuru yüktür.
Gülünce yüzünde güller açan güzeller, yüzyıllarca bütün güzelliklerini bir tek güzellikten damıtarak yaşadıklarının farkındaydılar; yazık ki teknoloji çağında bunu kaybettiler. Oysa beşeriyet bütün zaman ve mekan boyunca onu bilememenin ve onu sevememenin ıstırabıyla kıvrandı ve büyük hakikat şu ki başını nereye vursa o Efendiler Efendisi’ne sığınmaktan başka kurtuluş bulamayacak, Efendim’i örnek almadıkça ete kemiğe bürünmüş feryadından kurtulamayacak. Eller nakış nakış, desen desen Muhammed’i dokudukça, kağıtlar renk renk, deste deste Muhammed’i okudukça ancak kurtulacak beşeriyet. Onun gül damlası terinin ıtırlarında bülbüller yaşar aşk ile, ve aşk ile yanağının rengine pervaneler düşer. Çünkü kimin eline değerse bir gül, elleri gül kokar onun.
“Eğer Elçi’nin vasıflarının şerhini devamlı, durmadan söylesem, yüzlerce kıyamet geçer de o yine bitmez.” der Mevlana. Lisan ve kalem onu hakkıyla anlatamaz, bunu herkes bilir. Bu yüzden biz haddimizi elbette bilecek ve Zekâî Mustafa Dede’den ariyet bir beyit ile ona iltica edeceğiz:
Garîk-i bahr-i isyânem şefâat yâ Rasûlallah
Esîr-i nefs-i nâdânem şefâat yâ Rasûlallah
Elbette hasretini terennümdür kasdımız Efendimizin, cür’etimiz ise içimizin yanışından. Varlığa o iken sebep, hayalinden ya fikrinden, hiç olmazsa adının zikrinden nasıl duralım ayrı.
NİRVANA Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 15-02-2007, 22:18   #24 (permalink)
DiLrUbA
Kendini aşan 2de1'ci
 
DiLrUbA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
../TURKEI:D/..
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 12.995
İtibar Gücü: 98


emekleriniz icin tsk........ dewami dilegi ile
DiLrUbA Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 16-02-2007, 11:17   #25 (permalink)
NİRVANA
Banned
 
NİRVANA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 10.11.2006
Mesajlar: 1.639
İtibar Gücü: 0


Sen Gİdİnce Efendİm

SEN GİDİNCE EFENDİM

Sevgili!
Sen gitmiştin...
Koyup bir başımıza, bırakıp pak ellerimizi, gurbetlerine salmıştın bizi.
Yetim kaldık, öksüz kaldık ve ellerimiz kirlendi yokluğunda...
Sen gitmiştin...
Ayrılıkların dilini hece hece ağlıyoruz şimdi.
Akşamlar iniyor dağlara ve hasretimiz yankılanıyor yamaçlarda.

Sevgili!
Nasıl gelelim sana ;
huzuruna nasıl varalım, yalvaralım?!.
Ve duyurabilsin mi sesini!?.
Efendim, duyar misin sesimizi?..

Sevgili!
Sen aşk ikliminde sultan, sen güzellik şahikasında dolunay, sen vefa göğünde
hilal.
Biz bir bakışının dilencisi,
biz dolunay tutkunları,
biz bayramı gözleyen oruçlar.
Güzellik ordusunun hakanı sen, gam ruzigârinda gedalar biz.
Sen imrenme, biz ayıplanma.
Sen özüsün varlığın ve biz varlık iddiasında küstah yoksullar.
Sen sabah yıldızlarının ışığı, biz gaflet uykusunda kervancı.
Dert ve keder denizinde çığlık çığlığayız biz,
kumrular ve bülbüller seni bestelemekte oysa.
Çığlıklarımızı bestelere karıştırıver efendim,
düşkünlerine, savrulmuşlarına kulak ver.
İtivermezsin elinin tersiyle bizi, değil mi efendim?..

Sevgili!
Sen gitmiştin...
Yokluğunda kaybettik önce varlığımızı ve sonra yok eyledik aklımızı da.
Hasretinle akan zamanlarda cevherimiz özden, madenimiz mıknatıstan ayrıldı.
Sen gitmiştin...
Gönüllerimiz billur kadehler gibi çalındı sengsarlara;
ırmaklarımız mecralarında susuzluğa mahkum edildi.
Sen gitmiştin...
Çelik mermere çarptı, iradeye ateş düştü yokluğunda.
Hasretinden akıllar yitirildi efendim,
gönüller gölgelere düştü.
Kucak kucağa güneşlerimiz söndü,
dudak dudağa denizlerimiz kurudu
ve sen gitmiştin efendim.
Sen gitmiştin...
Seninle birlikte her şeylerimiz gitti.
Şehitlerimiz kefenlerinden sıyrıldı senden sonra;
kanlarımız sahralar doldurdu.
Kelimelerimiz anlamlarını yitirdi,
kutlu erlerimiz tutsak oldu nefis ordularına...
Hiçbir şey kazanmadık ayrılığında, efendim,
hiç kâr elde edemedik.
Aldandık, hep aldandık.
Delilimizi yitirdik, delillerimizi yitirdik.
Dillerimiz dilim dilim edildi efendim.
Bize sevmeyi unutturdular ilkin;
sonra sevginin ne olduğunu...
Kendi gönlüne ihanet edenlerimiz, gönlün kendisine ihanet ediyorlardı artık.
Vurgunlar yedik pes pese efendim...
Ve sen gitmiştin.

Sevgili!
Sen gitmiştin...
Biricik sığınağımız, varlığımızın övüncü, yüz akımızdın.
Hayırları söyleyip gitmiştin,
biz ser işler olduk.
Uzun uzun emellere kapıldık,
kapılanıp kaldık umutların kapısında.
Yolunda yürümekten üzerimize düşen,
baş kaldırdık önce ve sonra yıkılışlar gördük hep efendim.
Ellerimiz vardı açıldıkça dolan, uzandıkça verilen;
böğrümüzde kaldı ellerimiz.
Hanım idik halayık olduk;
bay idik köle edildik.
Sen gitmiştin...
Yanmış igsilerle kara bahtımıza kara resimler çizdiler.
Aşk dervişleri avare, pejmürde, hercâyî rüzgârlara kapıldılar,
dönüşlerinin ahengini kırdılar.
Bölük bölük kadınlarımız,
grup grup erlerimiz,
demet demet çocuklarımız,
kimi güler, kimi ağlarken yitirdiler kendilerini.
Ve sen gitmiştin efendim...
Sevgili!
Hani bir aşk idin, bir güzellik idin sen, güzellikle askın kesiştiği
prizmada.
Güzelliğin cihanı gösteren bir ayna;
aşkın o aynanın cilası idi hani.
Güzelliğin olmasa efendim,
aşkı hiç bilmeyecekti cihan;
aşkın olmasa güzelliği hiç anlamayacaktı.
Aşk pazarında mezat hep güzelliğine; güzellik yurdunda yollar hep aşkına
durmuştu efendim...
Ve sen gitmiştin...
Sevgili!
Derd ile ağlayandın; hem derde salandın!..
Gönül yurdunda çaresizlerin çaresi, hastaların merhemiydin.
Saadetle yasamış, saadet çağını yaşatmıştın.
Suretleri ve canları iman ile sen şekillendirmiş,
"Lâ" ile "Illa"yi i'câz ile sen dillendirmiştin.
Sen gidince, ey sevgililer sevgilisi, güvercinlerimiz tuzaklara esir düştü;
Hüdhüdlerimizin mil çekildi gözlerine.
Artık düşmanlarımız dostlar arasında;
dostumuz düşman içinde.
Divanelere döndük, yaya kaldık yolunda.
Kendimizi unuttuk, seni bilmez olduk...
Sana muhtacız!..
Sana en fazla muhtacız.
En fazla sana muhtacız.
Uyandır bizi uykumuzdan...
Gel ey sevgili!
Bir gelişle gel, bir gülüşle gel.
Doğ ufkumuza, sar dünyamızı, gir gönlümüze yeniden...
Sana muhtacız...

Sana en fazla muhtacız...


iskender Pala
NİRVANA Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 16-02-2007, 11:27   #26 (permalink)
NİRVANA
Banned
 
NİRVANA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 10.11.2006
Mesajlar: 1.639
İtibar Gücü: 0


NURUNDANDIR BÜTÜN RUHLAR

“Beni seven cennette benimle beraber olur”

Mihrabım!
Mihrabıma uğra saba yeli,huzuruna varıp edeple, selamımı ilet, heceler yarım yamalak,
heyecanlar salkım saçak....

“Ant olsun kuşluk vaktinde...” onun saçlarını kıskanmaktan gecenin bağrı yanık;gece yarısı
hasretle uyanıktır.

“Güneşe ant olsun ...” ondan daha kutlu bir faniyi hiç izlemedi ve ondan daha kıymetli bir
hazineyi hiç gizleyemedi.

Ahmet !... gönüller gıdası ruhlar şifası...Gözlerin feri ,şerefin zaferi...
Dudağının değdiği bir güle bin can feda Ahmet, eline değişmiş bir ele cihanca cihan feda !

Işığım!
Göz kırpasıya Burakınla vardığın yere bin yılda varamazken berk uran melekler ,nasıl aşkına
dönmesin zeminler ve zamanlar ,nasıl tutulmasın burçlar ve felekler.Sen var iken kıblem,gök
ile yerin hangi varlığa adansın ya emekler,ya hangi renk iltica etsin dallarına çiçekler ?
Cemalini gören aşık iken nurum,gamzene rüyada olsun ermesin mi tennure kelebekler ?

Günaydınım !
Tohum versende bize mahsul olabilseydik,kanat olsan da bize katına varabilseydik.
Şarkıların ürperdiği şebnem avuçlarında Medine rüzgarlarının ışıltılı kumlarınca
Yanabilseydik,sana kanabilseydik.
Bir kez olsun aşkınla döktüğümüz gözyaşlarından abdest alabilse ve denizine bir kez olsun
dalabilseydik, ya denizinde kalabilseydik.
Himalayalar kadar kara yüzümüzü kara yerlere sarabilseydik; bağrından raziye ve marziye
ilhamlar alabilseydik.

Sevgilim!
Kutlu gelişine yüz bin selam olsun, sen aydınlık içinde aydınlık,sen açıklık içinde açıklıktın.
Seninle sevgiler sevgili olur , seninle muhalimiz hâle dururdu.
Mühürleri kaldırmada son idin sen,can kilitlerini açmada sonuncu,gülümsesen.
Seni görenlerin güneş düşerdi gözünden , seni sevenlerin ışık yayılırdı yüzünden.
Birer efsaneydi iki yanağın;hayal ile hatıra eleğim sağmalarıyla karanın ve ağın.

Sultanım !
Adına altınlar bastıran sultanlar şehirler alırdı, şimdi şehirleri düşüyor adınsız sultanların,adını
gizli anıyor aşık-ı nalanların.
Kulluk prangaları çözülünce ayağımızdan,azat oldu zülfünün zenciri solumuzdan ve
sağımızdan...
Ashabının kara kerpiçte gözsüz gördüğünü , biz cilalı aynalarda yitirdik de yaptık düğünü.
Tedavisinde hayat bulmuş hekime düşman hasta gibiyiz, mürebbisine kin güden çocuklara
yasta gibiyiz.
İnsanlık güneşe nispet zulmete döndü , balıklar suya öfkelendi,kuzgun ete döndü,bahtımız
hasrete döndü...

Hasretim !
Gümüş tenli Yusuf’u arayanlar gül teninde Yusuflar Ülkesine girdiler;cennet peşinde koşanlar
gül cemalinde cennetlere erdiler...
“Körün elinden tutana Hak’tan yüzlerce ecir vardır!” buyurmuştun.
Kıyam et,tut körlerin elinden ve İsrafilleyin kıyametten evvel bir kıyamet kopar.
Yıllar yılı kendi yatağını öpen nehirlerce ak ezeli özlemlerimizin yokuşlarına ve öğüt,
yine öğüt , yine öğüt aşk tanelerimizi değirmenlerinin nakışlarına...

Övüncüm!
Ruhlarımızdan kuşluklar geçti, gün geçti...
Akşam oldu,düğün geçti... ve gece olmadan ,Yesrib’in güneşi,kerem kıl, tüllenen
hayallerimize bir huzme bıraksın himmetin ve artık getirdiğin kutsal emanetin
kaybolacağından korkmasın ümmetin!
Kalbimizi kaydırmadan ,bize onu haşre dek baki kılma ruhsatı ver ve yalın unutuşların
poyrazında bırakıp bizi bir başımıza, belleklerimizin tereddüt dolu zembereklerinde
kıvrandırma yeter.
Gel son kez ilk baharımızol!
Bu mevsim güller incitilmesin,gamküsarımız ol!

Ömrüm!
Tâhâ ve Yâsin aşkına...
Öncesinde senin aşkın yoksa neye yarar ölüm ! ...
NİRVANA Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 16-02-2007, 11:41   #27 (permalink)
NİRVANA
Banned
 
NİRVANA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 10.11.2006
Mesajlar: 1.639
İtibar Gücü: 0


MUHAMMED (A.S.M.) MUHABBETTİR

Aşk ehli taşı gediğine koymuş:
Muhabbetten Muhammed oldu hasıl
Muhabbetsiz Muhammed'den ne hasıl?

Çölde açan bir güldü o. Rengi solmaz, kokusu tükenmez bir gül. Sevginin bedelini ödeyen Yakub gibi, uzaktaki Yusuf'u koklayan bir yürekle gözlerini takas edenler alabilirdi o gülün kokusunu.

Aşkı ve acıyı ondan öğrendik. Yaşamanın ve ölmenin, ölmeden önce ölüp öldükten sonra yaşamanın sırrını o öğretti bize. Göklerin sofrasını o açtı önümüze. Onun sayesinde tenezzül buyurdu Allah yüreklerimize.

Evet, aşkı ondan öğrendik: Sevdi ama sevdaya "kara" çalmadı. Sevdanın yüzünü karartmadan sevmeyi beceremeyenlere, "ak sevda"yı öğretti. Aşka istikamet açısı verdi. Sadece o açıyı takip edenler aşkın sırrına erdi.

Başkalarının öğrettiği aşk sahibini tutuklayan bir tutkuya dönüşüyordu. Onun aşk öğretisi ise sahibini özgür kıldı. O aşk çizgisini izleyenler sevdikçe özgürleştiler, özgürleştikçe sevdiler ve sonunda hayatı bir demet muhabbete dönüştürdüler; muhabbete, yani insanın harcadıkça çoğalan tek sermayesine...

İman etmedikçe cennete giremezsiniz" diyordu; fakat daha müthiş, insanı iliklerine kadar sarsan bir şey daha söylüyordu: "birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş sayılmazsınız!" Bu, imanı yetiştiren toprağın sevgi olduğunu ifade etmekti. Muhabbetin yürekte istikrar bulmuş hali olan iman, ancak sevgi toprağında boy verebilirdi.

Dahası "Mü'min, seven ve sevilen dost olan ve dostluk kurulandır, sevmeyen ve sevilmeyende, dost olmayan ve dostluk kurulmayanda hayır yoktur!" diyordu. Sadece demekle kalmıyor, bu sözün nasıl hayata dönüştürüleceğinin en güzel örneklerini de veriyordu.

Onun sevgisi, canlıları aşıp cansızları dahi kuşatıyordu. Uhud için diyordu ki; "Uhud, o bir dağ; ama o bizi sever, biz de onu severiz!"

Dağı seven ve dağ tarafından sevildiğini farkeden bir yürek nasıl bir yürektir? Bu insanı yürekten sarsan muhabbet dersinin, bizim özlemeyen, sızlamayan, yanmayan, inlemeyen, sevmeyen, duyarsız, taşlaşmış ve hatta taştan daha da katılaşmış yüreklerimizde yaptığı yankı nedir?

Modern birey anlayabilir mi bu tavrı? İçinde yürek yerine taş taşıyan modern insanda nasıl bir karşılık bulur bu davranış? Şairin "Şarkı görmez, garbı bilmez, görgüden yok vayesi/Bir utanmaz yüz yaşarmaz göz bütün sermayesi" dediği bedeviden bozma, köylülüğe müptela, varlıkla sınanınca lümpen kaprislerine, yoklukla sınanınca aşağılık komplekslerine kapılanlar, nasıl anlar ve anlatır, nasıl yaşar ve yaşatırlar bu muhabbeti/Muhammed'i?

Muhabbeti Muhammed'den öğrenenler ölmemenin sırrını da öğrenmiş oldular. İşte onlardan biri, bu sırrı şu dizelerle açığa vurdu:

"Âşık öldü diye salâ verirler
Ölen hayvan imiş âşıklar ölmez "

Âşıkların ölmeyeceğinin ondan güzel kanıtı olur mu? Muhabbetin merkezi olan gönülden yola çıkarak anlayın bunu: Birine "alçak" derseniz hakaret etmiş olursunuz, "alçak gönüllü" derseniz iltifat. Çünkü gönül öyle yüce bir makam ki, kendisine ilişen alçaklığı bile elinden tutup katına yüceltir, "alçak gönüllülük" bir yücelik olup çıkar.

Acıyı da "Ben hüzünlerin peygamberiyim!" itirafında bulunan o Ufuk İnsan'dan öğrendik: Saçları sevdiklerinin ölümüyle değil, Allah'la ilişkisini örselememek uğruna gösterdiği çabayla ağaran Yüce Önder, Kutlu Rehber'den. Çağların günahını yıkamak için gece yarıları saldığı gözyaşları, yattığı şilteyi ıslatıp Aişe'yi uyandıracak kadar sel olup çağlayan Ayaklı Kur'an'dan.

Bu soylu acı değil miydi, Hıra'da kendi ruhunu yeniden doğuracak bir sancıya ebelik eden? Buna insanın oluş sancısı da diyebilirsiniz. Baksanıza o okyanus misali kutlu sancıdan payına bir damlacık düşenler, yaşadıkları çağın, 'nükleer güç merkezlerinin' dahi yanında yaya kaldığı etkinlikte birer 'gül ve güç merkezi' oluyorlar!

Çağın Ebu Cehillerinin onu anlamasını, onu sevmesini kimse beklemesin. Değil mi ki o, atası İbrahim gibi insanlığa şeytanı, şeytanları taşlamayı öğretti. Şeytan ve dostları da o gülü ve onun gül yüzlü dostlarını taşlayacaklardır.

Ben modern Ebu Cehillerin yaptığından daha çok, ona ümmet olduğunu söyleyenlerin yaptıklarının onu üzdüğünü düşünüyorum. Onun mirasına sahip çıkması gerekenler, sadece sakalına ve hırkasına sahip çıkıp onun öğretisini çağın dışına atmakla onu daha fazla üzüyor olsalar gerek.

Allah'ın bize gönderdiği Hz. Muhammed (sonsuz sayıda selam, hürmet ve muhabbet ona olsun) bir tek Muhammed idi. Fakat, geleneğimiz en az üç Muhammed ortaya çıkardı:

1. Göklere çıkartılan insanüstü Muhammed
2. Ara kablosu, postacı muamelesine maruz bırakılarak aşağılanan Muhammed
3. Kur'an'ın tanıttığı muhteşem bir ahlaka sahip olan örnek insan Muhammed.

Bir de muhaddislerin ömrü boyunca hep konuşan ve hiç iş yapmayan Muhammed'i, sûfilerin ömrü boyunca içiyle uğraşıp dış dünyaya sırt dönen Muhammed'i ve fakihlerin işi-gücü Kur'an'ı kodifike edip ondan formel hükümler devşirmek olan Muhammed'i var.

bu satırları bitirmeden, o insan güzeline bir maruzatım var:

Seni çok özledik, bizi bu çağa karşı dik tutan senin kokundur

Yel essin Ya Rasullallah...

Kokun gelsin!
NİRVANA Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 16-02-2007, 13:34   #28 (permalink)
NİRVANA
Banned
 
NİRVANA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 10.11.2006
Mesajlar: 1.639
İtibar Gücü: 0


En Sevgiliye

Ey sevgili En Sevgili;

Ey nurunun hürmetine âlemler yaratılmış olan, Ey nurların en nurlusu!
Ey sevgili, Sen pür-cemâl, sen pör-kemâl, Sen pür-rahim ü şefkat!
Ey sevgili, Rabb-i Hakimin bizlere rahmetinin tecellisi güzeller güzeli Resülullah. Rahim olan Allah'ın bizlere merhameti. Ey dürr-i yekta! Asi, kibirli, enaniyet denizinde boğulmuş günahkârların umudu, Cilvegâh-ı Enbiya. Aşk ehlinin Sultanı. Acıkmış gönüllerin sofrası, bir tek hatırına aşkların feda edildiği Sultan. Kainata gönderilen armağan. Ruhlarımızın enisi; Resul-ü Ekrem... Bütün güzelliklerin biricik merkezi, Nebilerin imamı, Allah'ın yeryüzünde yarattığı halifelerin mehpeykeri, vatan-ı aslînin cenneti. Sevda mevsimlerinin en güzel iklimi Ey Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa!
Varlığın varoluş gayesi biricik Efendimiz! Kainat sizinle şereflenmek arzusuyla yanıp tutuşmaktaydı. Cennetin kapısında o güzel ismi gören gözden, yüreklere damıtılan hasretiniz gün geçtikçe dindirilmez bir yangın olmuştu. Her yeni doğan güneşe Seni sormaktaydı Varaka! Goncaları göğüslerinden zorla koparılan annelerin feryatlarıyla inleyen gökyüzü yolunu gözlemekteydi. Fitne, (yol arkadaşı) günahla çığlık çığlığa kol geziyordu Mekke sokaklarında... Ve bir gece âlemlere rahmet olan nurun Hz. Adem'den beri en temiz silsileyle Amine'ye ulaştı. Bu kutlu haberi alamadı Abdullah. Ve siz geldiniz Ya Resülullah, Membâ-i Lütuf gibi düştünüz kainata. Gönüller sükûnet buldu, zulmün sesi kesildi Ahmed-i Muhtarla, gülmeyen yüzler güldü. O çöl sizinle cennet bahçesine döndü...
Ey enfes rayihasıyla cihanı ıtır bahçesine çeviren gül; sözleriyle madde ve mânâyı hallaç eden, her şeyin ötesini temâşâ etmemiz adına bize sır perdesini aralayan, örnek hayatıyla köhneleşmiş anlayışları tarumar ederek dünyanın cennet yüzünü açan sevgili! Daha Seni elestte seçen Rabbim en büyük görevi vermişti Sana. Öyle bir gayretin vardı ki Senin; kendini unutmuştun adetâ. İlahî îkaz gelmişti inanmıyorlar diye, ama yılmadın. Her defasında sana hakareti vazife edinmiş Ebû Cehil'in elinden tutma adına, neredeyse kapısında sabahlıyor, bu da yetmiyor onu dualarına alıyordun: "Allah'ım ne olur iki Ömer'den biri!" demiştin, kimseyi unutmamıştın ve hani Ömer İbn-u Hattab gelmişti de şükrü borç bilmiştin Allah'a...

Ey hasır sedirde sabahlayan, kainatın ve kalplerin padişahı, dişini kırdılar tebessümünü gösterdin onlara; başını yardılar, önlerine serdin yüreğini; adını sildiler, sineye gömdün. Cennet-i Zehra vücudunu taşa tuttular, o büyük melek onları helak edecekken ellerini açtın Sevgiline! Öyle bir hayattı ki yaşadığın, canına kastetmeye gelenler Sende can bularak geri döndüler. Sen hep yol göstericiydin bu uğurda. Hiç yılmadan sünnet-i seniyye tohumlarını atıyordun geçtiğin yollara...

Ey ismi Arş-ı Âlâda yazılı, meleklerin dilinde teşbih olan Habib-i Zîşân! Efendim; göremedim gözlerini ama eminim güneşten güzeldi. Duyamadım kokunu ama eminim rüyalarda avunduğum rânâlar kadar cemîldi. Oysa o kadar isterdim ki terinden güller dermeyi. Yusuf’u gördüğünde ellerini kesen kadınlar, Seni görseler kalplerini keser diyordu Hz. Aişe. "Vallahi Muhammed aydan daha güzeldir" deyince Cebir b. Semere, ay hicabından kendini gizliyordu. Ya sana aşık o minicik bulut... Ey Mîraç Şehsuvârı sevgili; o kadar mahzun olmuştu ki gökyüzü, Rabbim onun da duasını kabul etti. Bu dua vesilesiyle mîraç gerçekleşti. Israr ediyordu melekler dönmemen için geri. Ey merhamet âbidesi, Namazdı miracın en güzel hediyesi...

Ey Makâm-ı Mahmûd’un buhurdanı, mahlukâtın en müntehabı ve en müstesnası Beytullâhın, aşk sarayının Padişahı! Bak bugün senin izinde kurtuluş arayan gariplere. Biliyorsun Ebû Bekirler, Ömerler, Aliler, Huzeyfeler ve Bilâller seni analarından babalarından, yurtlarından ve yuvalarından daha çok sevdiler. Bu sevgi bitmedi Ya Resûlallah! Bu sevgi bitmedi. Yeryüzünün her metrekaresinde senin aşıkların, senin sevdalıların var. Tek başına millet olacak İbrahimler var. Senin perdedârın olacak Sâd b. Ebi Vakkaslar.
Biz senin çektiğini çekmedik Ya Resûlallah. Gelecek için yaptığın fedakârlıkları gösteremedik. Ancak Senin yolunda güller topluyoruz. Elimize batan dikenler mi? Seninkinin yanında ne kî?

Ey Rahmeten lil'alemin Efendim! Bir gün arkadaşlarının arasında ufuklara bakıp "Kardeşlerime selâm olsun!" demeseydin katlanılır mıydı bu hasrete? Öyle ki sevgim hüznüme denk, içimde ayrılık, fırtına, nefsimle daima cenk. Hicranla iki büklüm olduk Ya Resûlallah. Kardeşlerinin adına yaraşır biçimde taşıyamıyoruz emânetini. Kardeşlerin olma şerefinin hakkını veremiyoruz. Korkunç bir belirsizlik var Senin dünyanda. Koskoca bir âlem garip ve zamanzede. Kimilerimiz akla takılıp düz yolda yolsuzluk yaşamakta, kimilerimiz yalancı gönül hülyalarına dalmakta. Ey Hurşid-i Şefaat Efendim! Biz çağın yetimleri çoğu zaman üzsek de seni, rahmet elini hissediyoruz hep başımızda, bizi affeden o dilâra nefesi...

Ey ölümsüzlük iksiri, ey çölleri cennete çeviren Gül-i Rânâ! Hani ümmetine duanı kıyamete bırakmıştın. Benim gibi biçâreyi de şefaatinle şereflendirir misin? Benim de bu kirli ellerimden tutar mısın? Yoksa yüzüme bile bakmaz beni orada şimdiki gibi mahzun mu bırakırsın? Ya Resûlullah madem sen Şefi-ül Müznibîn'sin, mademki "Benim şefaatim ümmetimden büyük günahları olanlar içindir." buyurdun. Ben de bu şefaati ümit etmekten geri kalamam. Biliyorum Efendim, sen merhamet âbidesisin. Hani Tâif'de ayaklarını kanatan o gafilleri bile affetmiştin. İşte ümidim bundandır. Bunca badireye katlanıyorsak sana olan sevgimizdendir. Kalbimize gözyaşlarının tadını vermeye gör sultanım. İnan ki sevgin taze vicdanlarımızda filizleniyor, zaman ihtiyarladıkça Sen gençleşiyorsun. Sevgi fedailerin var nur yolunda kıvranan, Bilâller senin ismini haykırıyor her ezanda an be an...

Ey Şâhid-i Mukaddes, Sultân-ı Selâtin ve Ey Muhtaç gönüllerimize âb-ı hayat olan Sevgili. Şimdi sana bu mektup yerine canımı hediye etmeyi o kadar isterdim ki. Ama günahlarım mesafeyi arttırıyor Ya Resûlullah! Utanıyorum, âcizim, güçsüzüm, çaresizim. Yine de ümitliyim. Belki bir gün duan avuçlarıma kayan bir yıldız olur ve nefsimin daraldığı anlarda lebbeyklerle dönerim yeniden hayata...
Ey gönüllerimize işleyen derin nefes. İnsanlık senin gelmeni bekliyor. Rahip Bahîra'nın, Varaka bin Nevfel'in, Zeyd bin Amr'ın beklediği gibi. Sen ki Hz. İbrahim'in duası, Hz. İsmail'in muştususun. Sen Ey kâinat kitabının müfessiri; o gelişinle nasıl yeşerttiysen dünyayı, sönmeyen ateşleri söndürüp yıktıysan kasırları, şimdi yine doğ kalplerimize, "Ehlen ve Sehlen" diyen heybetinle belir ufukta. Ey insanlığın gönlündeki sümbül! Mademki bağban Sensin, bu bağ niye Sensiz kalsın. Bizi yalnız bırakma, ruhlarımızı sensizlik ateşi ile yakma...
Ey Sevgili En Sevgili
Sevgin öyle doldurdu ki kalbimi
Hasretin öyle acıtıyor ki benliğimi
Aşkın olmasa hiç kalbim sevmeyi öğrenir miydi?
Gel demeye bilmem dilimin kudreti kâfi mi?
Bu müthiş zamanın dehşeti özletiyor Asr-ı Saadeti
Özledik Efendim Seni
Gel de güldür gariplerini…
NİRVANA Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 19-02-2007, 12:16   #29 (permalink)
NİRVANA
Banned
 
NİRVANA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 10.11.2006
Mesajlar: 1.639
İtibar Gücü: 0


Arrow

Esselatü vesselamü aleyke Ya Rasulallah
Esselatü vesselamü aleyke Ya Habiballah
Esselatü vesselamü aleyke Ya Şefiallah
Esselatü vesselamü aleyke Ya Rasulüssekaleyn
Esselatü vesselamü aleyke Ya Rahmetelilalemin
Ey Alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili, ey kainatın gözbebeği, ey varlık nuru Efendim..
Bu mektup vesilesiyle Sana hitap edebilmek ne güzel. Sana sunabileceğim kelimeler muhabbetimi ifade edemez.Sana verebileceğim avuç avuç gözyaşlarım var sadece..
Ey nurdan Sevgili, tek tesellim, tek ümidim Sana olan muhabbetim ve salavatlarım. Ne güzel, ne ferahlatıcı bir bağlantı kuruluyor bu selamlaşmalarda. Zerreler adedince salatü selam olsun Sana, çiçekler, yapraklar adedince salatü selam olsun Sana, yıldızlar adedince salatü selam olsun Sana, yağan yağmurlar adedince salatü selam olsun Sana..
Zaman ve mekan uzaklığı Senin için birşey ifade etmese de Senden bindörtyüzyıl sonra dünya gurbetindeki ümmetinden bir ferdim. Şu fani alemde o kadar yalnızım ve garibim ki bana neşve veren Senin izinde yürümek arzusu ve Seninle buluşabilmek ümidi oldu. Ben Seni görmeden sevdim ve inandım. Ashap birgün görmeden duramazken ben bu hasretle ne yapayım Ey Güzeller Güzeli...
Huda Senden güzelini yaratmamış. Senden güzelini görmemiş gözler. Acaba bu güzelliğe dayanabilir mi sevginle rakikleşmesini istediğimiz kalplerimiz?
Uhud dağından ahirzaman ümmetine gönderdiğin selamını aldım.Selamını gönlümün en mûtena köşesine yerleştirdim. O selamdır bana değerimi hatırlatan. Şefaatçilerin şefaatçisinin ümmeti olmak ne güzel..
Ne mutlu bize ki ayağının tozuyla arşı şereflendiren şerefli peygamberin şerefli ümmetiyiz. Rabbim bizi bu şerefle yaşat, bu şerefle öldür, bu şerefle haşret..
Halîk-ı zülcelâl Senin sevginle onsekizbin alemi yaratmış. Ya biz ne yapalım bu zenginlik karşısında?Adını arşta kendi adının yanına yazmış. Biz nereye yazalım adını??Verebileceğim, uğrunda feda edebileceğim bi canım var. Canım, bütün varım yoluna bin defa kurban olsun Ey Gönüller Sultanı..
Ummanında kaybolduğum nursun Ya Rasul!
Aşkında fani olduğum cansın Ya Rasul!
Rahmetinle güldüğüm gülsün Ya Rasul!
Firkatinle yandığım korsun Ya Rasul!
Cennet yolumsun yoldaşımsın Ya Rasul!
Damarlarımda dolaşan sevdamsın Ya Rasul!
Andığım kandığım yandığım Sensin Ya Rasul!
Seni gören gözleri aradım kainatta. Güneşe baktım, aya baktım, yıldızlara baktım tek tek. Gülü bağrına basan şehirdeki kayalara baktım. Kadem-i şerifinle şereflenen Sevr'e baktım. Sağanak nur yağmurlarına tutulmuş Hira'ya baktım. Kainatın merkezi Kabe'ye baktım, baktım.. Sana ait izleri bulmak istedim. Kalp gözüm simayı alîni görmek istiyor Ya Rasulallah!
Şundan eminim ki Sana olan hasretim ne kadar büyürse ben Sana o kadar yakınlaşıyorum. Sana olan muhabbetim o kadar büyüsün , o kadar büyüsün ki ; bu sevgi atmosferi içinde benliğimi yitireyim. Bütün nefsani duygulardan uzaklaşayım. Senin gözünle bakayım dünyaya , Seninle bütünleşeyim. Tut elimden Rabbime götür beni. Senin sevgin ruhum alınırken yanımda olsun. Kabirde yardımcım olsun. Münker ve Nekir'e cevap verecek dil olsun. Mahşer hararetinde serinlik olsun. Sıratta refikim olsun. Ve bu sevgi beni Sana cennette komşu eylesin..
Rabbimden bir dileğim var. Sana olan muhabbetimi almasın gönlümden. Ya Şefialmüznibin. Senden dileğim ise hasta kalplerimizin Seninle şifa bulmasıdır. Senin dünya sofrasından elini çektiğin gibi '' ahiret doygunluğu'' istiyorum..
Ey Sevgililerin En Sevgilisi... Asırlardır derûni muhabbetle Sana yazılan na'tler, şemaili şerifler Seni ne kadar anlatabilmiş bilmiyorum. Meğer ne zormuş Senin mükerremliğin karşısında bişeyler yazabilmek
Rabbim ! Cür'etkârlığımı bağışla, haddim olmayarak bu kalemi elime aldığım için lütfuna sığınıyorum.
Can Peygamberim! Eminim Seninle birgün buluşacağız . Senden rahmet nazarları istiyorum. Ben fakirim, ben garibim , ben sâilim..

ARZUHAL

Şifa Özerdem(Altınoluk Dergisi 2001 yılı Rasulullaha Mektup Yarışması Türkiye üçüncüsü)
NİRVANA Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 25-05-2007, 15:43   #30 (permalink)
pygbergülü
Yeni 2de1'ci
 
pygbergülü - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 25.05.2007
Yaş: 23
Mesajlar: 7
İtibar Gücü: 0


pygbergülü Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
 
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
Gönlümün Gülüydü Nurten ozanyazar Hikayeler ve Efsaneler 1 03-12-2007 11:02
Hoşçakal Gönlümün Nazlısı ayaz_gozlu Paylaşmak İstedikleriniz 2 21-10-2007 16:22
GönLümün TutukLusu..!! PaçoSS Şiir Köşesi 11 13-10-2007 20:24
GÖnlÜmÜn GÜlÜ.... nUv@nd@ Dini Konular 0 30-09-2007 13:42
Gönlümün Yüküsün ahSenTi Paylaşmak İstedikleriniz 7 31-05-2007 14:59





1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752 753 754 755 756 757 758 759 760 761 762 763 764 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 779 780 781 782 783 784 785 786 787 788 789 790 791 792 793 794 795 796 797 798 799 800 801 802 803 804 805 806 807 808 809 810 811 812 813 814 815 816 817 818 819 820 821 822 823 824 825 826 827 828 829 830 831 832 833 834 835 836 837 838 839 840 841 842 843 844 845 846 847 848