HIZLI ARAMA
| Dini Konular İnanca dair herşey bu forumda konuşuluyor. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
![]() Bir Gün Anlarsın Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 24
Mesajlar: 3.429 İtibar Gücü: 51 | Üstünlük ve Şeref Allah'a İtaattadır! Okumadan burada yazanları anlayacağını zanneden yoktur sanırım.. Şimdi şeref nerededir? Şeref, elbette Islâm'dadır, Acem olsun, Arap olsun, Türk olsun, Kürt olsun, siyah olsun, beyaz olsun… Kim olursan ol. Kim daha ziyade takva ehli ise, şerefli ve üstün olan odur. Üstünlük ve şeref, makam sahibi bir zatın oğlu veya kızı olmakla elde edilmez. Yine zengin bir adamın karısı olmakla da kazanılmaz. Şerefi rütbe, makam ve riyasette de hiç aramayın. Malda, mülkte, güzellikte de aramayın. Şeref ve üstünlüğü nerede arayacağımızı bize anlatan şu olaya kulak verelim: Bir rivayete göre; Efendimiz SallALLAHu Aleyhi ve Sellem zamanıdır… Bir gün, siyahî bir köle satılığa çıkarılır. Satılığa çıkarılan köle, kendisinin yeni efendisinden şöyle bir ricada bulunur: "Beni alan kimse beş vakit namazımı Resûlullah'ın arkasında kılmaktan beni alıkoymasın." Kölenin bu ricasını kabul eden biri onu satın alır. Köle artık bütün namazlarını Resûlullah SallALLAHu Aleyhi ve Sellem'in arkasında kılmaktadır. Gün olur, bir namazda Efendimiz kölenin hazır bulunmadığını fark eder. Kölenin sahibine durumu sorar: "Kölen nerede?" "Hastalandı." Resûlullah SallALLAHu Aleyhi ve Sellem, ashabı ile birlikte köleyi ziyaret ederler. Bu ziyaretten birkaç gün sonra köle vefat eder. Vefat haberi Efendimize ulaşınca, kölenin vefat ettiği yere giderler. Köleyi kendi elleri ile yıkar, kefenler, namazını kıldırır ve defneder. Bu durumu gören ensâr ve muhacirînden bazıları: "Bu bir köleydi. Peygamber Efendimiz ona ne kadar çok önem verdi" diyerek hayretlerini ifade ederler. Işte o sırad a şu âyeti kerîme nâzil olur: "Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbiriniz ile tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki ALLAH yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz ALLAH bilendir, her şeyden haberdardır." (Hucurât, 13) Şimdi şeref nerededir? Şeref, elbette Islâm'dadır, Acem olsun, Arap olsun, Türk olsun, Kürt olsun, siyah olsun, beyaz olsun… Kim olursan ol. Kim daha ziyade takva ehli ise, o, ALLAH katında en kerimdir, en şereflidir. Evliyaullahtan bir zat, çöplükte temiz bir bez parçası görür. Onu almak için çöplüğe doğru yöneldiğinde, aynı anda bir köpek de aynı çöplükte bir kemik parçası görmüştür. Ikisi birden çöplüğe doğru hareket ederler, niyetleri farklı; ama hedefleri aynı çöplüktür. Köpek, ALLAH dostunun, kendi kemiğini alacağını sanarak ona hırlamaya başlar. ALLAH dostu, köpeğe dönerek şöyle der: "Ey köpek! Çok iftiharlanma. Bizim birbirimize karşı hiçbir üstünlüğümüz yok. Ne senin iyi olduğun belli, ne de benim. Yarın âhirette imtihanı kazanıp sıratı geçebilirsem, ben senden üstünüm. Çünkü sen orada toprak olacaksın, ben ise, Rabbimin nimetlerine kavuşacak ve cennete gireceğim. Fakat imtihanı veremez, sırattan cehenneme düşersem, o zaman sen benden üstün olacaksın. Çünkü senin toprak olman, benim cehenneme girmemden daha hayırlıdır." Kureyş'ten bir topluluk, bir gün ALLAH'ın Resûlü'ne uğradılar. O sırada Resûlullah'ın yanında Süheyb, Ammar, Bilâl, Selman ve Habbab RadıyALLAHu Anhüm gibi fakir ve zayıf mü'minler bulunuyordu. Mekke'nin ileri gelen müşrikleri Hz. Muhammed'i bu fakir, garip ve zayıf mü'minlerle görünce: "Ya Muhammed! Kavminin ulularını ve şereflilerini bıraktın da bunlarla mı oturup kalkıyorsun? Bizi senden bunlar uzaklaştırıyorlar. Bunları yanından kovarsan, biz de seninle oturur ve seni dinleriz." dediler. Müşriklerin bu teklifine karşı Peygamber Efendimiz SallALLAHu Aleyhi ve Sellem: "Mü'minleri yanımdan kovamam." buyurur. Müşrikler: "Öyleyse biz geldiğimizde onlar meclisten kalksınlar. Arabistan'ın çeşitli yerlerinden gelen insanların, bizi o kölelerle görmesinden hayâ ederiz. Biz senin yanında bulunurken onlar yanımızdan uzak olsunlar, biz kalkıp ayrıldığımızda dilersen onları yanına tekrar oturt." teklifinde bulundular. Peygamber Efendimiz müşriklerin bu teklifini kabul eder gibi olmuştu. Hemen âyeti kerîme olaya müdahale etti: "Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O'na yalvaranları kovma! Onların hesabından sana bir sorumluluk; senin hesabından da onlara herhangi bir sorumluluk yoktur ki, onları kovup da zalimlerden olasın!" (En'am, 52) ALLAH vaadinden caymaz "ALLAH, sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hâkim kıldığı gibi onları da yeryüzüne sahip ve hâkim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (Islâm'ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve (geçirdikleri) korku döneminden sonra bunun yerine onlara güven sağlayacağını vaad etti. Çünkü onlar bana kulluk ederler, hiçbir şeyi bana eş tutmazlar. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, işte bunlar asıl büyük günahkârlardır." (Nur, 55) "ALLAH vaadetti" de ve orada dur; zira Mevlâ Teâlâ buyuruyor ki: "Muhakkak ALLAH vaadinden caymaz." Yukarıda zikrettiğimiz âyeti kerîme senelerden beri sayısızca defa okunmuştur. Lakin şimdi verdiğimiz mânasına hiç rastlamadık; bu mânası hiç düşünülmedi. Üstadımız buyurdu ki: "Bir âyeti celîlenin mânasını çözmek kadar tatlı bir şey yoktur." Bu büyük lezzetten, tattan kendinizi mahrum etmeyin. Hele o analar, babalar yok mu, tefsir okuyan çocuklarının ne kadar güzel bir şeyle meşgul olduklarını anlamıyorlar. Bazı ana babaların şöyle dediklerini üzüntü ile öğreniyoruz: "Âyetlerin mânalarını bilecekler de ne olacak?" Yazık, hem de çok yazık… Babalar, analar geri kaldılar; onlardan dünyaya gelenlerse daha ileri gittiler. Birçok defa rastladık: Gençler, çocuklar meseleyi kavramış; fakat analar babalar kavrayamamışlar. Mevzuumuza dönelim. Mevlâ Teâlâ vaadetti. Kime? Iman edip sâlih amel işleyenlere… Amel imana bağlıdır. Iman kuvvetliyse amel de kuvvetlidir. Iman zayıfsa, amel de zayıftır. Mevlâ Teâlâ bu âyeti kerîmesinde şöyle buyurmuş oluyor: "Ey kullarım! Sizler bana iki şeyi, iman ve sâlih ameli temin edin; bunun karşılığında ben de size üç şeyi temin edeceğim:" 1Sizleri yeryüzünde halife, hükümran kılacağım. 2Islâm'ı kuvvetlendirip, icra imkânı vereceğim. 3Iç ve dış korkulardan size emniyet vereceğim. Değerli kardeşlerim, bunlar sizin bizim yapacağımız işler değil; bunlar Mevlâ Teâlâ'nın yapacağı işlerdir. Hükmü veren O, biz karışamayız. Biz ancak başta açıkladığımız iki şartı yerine getirmeye bakalım. Toplumumuza şöyle bir baktığımızda ilk iki şartın yani iman ve sâlih amel şartlarının olduğunu görürüz. Bu iki şartın olmasına rağmen, Mevlâ Teâlâ'nın üç vaadi hâlâ tam olarak yerine gelmemiştir. Neden? Nedenini anlamak için, Kur'anı Kerîm'e müracaat edeceğiz. Bu sûrenin âyetlerinde geçen iman ve ameli sâlihin, bir başka sûrenin âyetlerinde nasıl olması gerektiği bildirilmektedir. Dinleyelim bakalım, ne buyuruyor Rabbimiz: "Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? ALLAH'a ve Resûlü'ne inanır, mallarınızla ve canlarınızla ALLAH yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır." (Saf, 1011) Âyeti celîlede Mevlâ Teâlâ: "Ey iman edenler!" diye hitap ettikten sonra "Iman ediniz" diye emir buyuruyor. Bundan kasıt şudur: "Ey sûreta iman edenler! Hakikî iman ediniz!" Sûreta olan iman, büyük davaları kaldıramaz. Bu sebepten Mevla Teâlâ'nın sûrei Nur'daki üç vaadinin tahakkuku, iman ve ameli sâlihin hakikate erişmesine bağlıdır. Dolayısıyla âyeti celîle, şu mânayı ifade eder: "ALLAH sizden hakikaten iman edip, hakikaten ameli sâlih işleyenlere vaadetti." Yaşadığımız zaman, hiç şüphesiz çetin ve zorlu bir zamandır. Dinî faaliyet alanları kısıtlı olup, dinî müesseselerin önünde büyük meseleler vardır. Islâm dini çok büyük dindir. Bu dinin büyüklüğü ölçüsünde büyük âlimler lâzımdır. Büyük âlimler nasıl olur? Büyük âlimler, kenarlarda, köşelerde olmaz. Âlim olmak, muntazam bir tahsil devresi ister. Diğer ilimler okunurken, Islâm ilmi gereği gibi alınamıyor, ondan yoksun kalınıyor. Olmaz! Olamaz azizim! Bu din ufacık bir engel kabul etmez. 17 sene başka ilimler okuyacaksınız sonra da, din hocası olacaksınız, nerede?... Boğaz Köprüsü'nü bir marangoz yapabilir miydi? Hayır! Onu, bu işlerden anlayan mühendisler yaptılar. Islâmî ilimler de bir köprü gibidir. O kadar muazzam bir köprüdür ki, kâinat oradan geçecektir. Bunu hiç küçük hocalar becerebilir mi? Büyük âlimler yetiştirebilmek için büyük imkânlar lâzımdır. Istanbul'da Usuli Fıkıh kitabını okutabilecek birkaç hoca zor bulunur. Bu ve benzer kıymetli kitapları yazan aslanlar, âhirete intikal ettiler. Yazmış oldukları eserler de yavaş yavaş unutuluyor. Nitekim Resûlullah SallALLAHu Aleyhi ve Sellem Efendimiz şöyle buyuruyor: "ALLAH Teâlâ kullarından ilmi çekip almaz; lâkin âlimlerin canını almakla ilmi alır. Bir tek âlim kalmayıncaya kadar âlimleri çekince, insanlar kendilerine birtakım câhil reisler edinirler. Bütün müşkül meseleler o câhil kimselere sorulur; onlar da bilgisizce fetva verirler. Böylece hem kendileri saparlar, hem de başkalarını saptırırlar." Denizlerin suyu çekilse, balıklar ortada kalır, onları yemek için kargalar toplaşırlar. Mevlâ Teâlâ, iman edip ameli sâlih işleyenleri dünyada halife kılacağını vaadetmiştir. O'nun vaadi haktır, muhakkak yerine gelecektir. |
| | |
| | #2 (permalink) |
| Kayıt: 29.04.2006
Mesajlar: 507 İtibar Gücü: 14 | hepsini okuyamandim ama yarinisini okudum super cok sagol ellerine saglik devaminida kesin okurrum |
| | |
| | #3 (permalink) | |
| Kayıt: 20.04.2006 Yaş: 23
Mesajlar: 1.541 İtibar Gücü: 0 | Alıntı:
paylasimin icin tesekkurler... | |
| | |
| | #4 (permalink) |
![]() Bu kız Kalıcı :P Kayıt: 27.10.2006
Mesajlar: 5.829 İtibar Gücü: 56 | Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun. Salat ve selam efendimiz Muhammed aleyhisselamın üzerine olsun. Allah'u Teala EI-Haşr Suresi 18.Ayette; Anlamı; "İman edenler,Allah'tan hakkıyla korkun! Herkes ahireti için ne hazırladığına baksın. "Hazret-i Ali bu Ayeti şu şekilde açıklamıştır. "Bugün iş ve am el günüdür, yarın ise hesap günüdür. " Konumuz Allah'tan korkmak ve Allah'ı sevmek.Allah'ı duygusal bir varlık olarak düşünen, Allah'ı doğru tanıyamamıştır. Korku ve sevgi kullarda kullanıldığı üzere Allah'a isnat edilemez. Allah'tan korkmayı ise insanlardan korkma ile eşanlamlı kullanamayız. Allah korkusu demek: Allah'ı hakkıyla tanımak demek. Hakkıyla tanımak ise Allah-u Teala'nın sıfatlarının manalarını ehlinden öğrenmek ile olur.Bir insan Allah'ın sıfatlarını hakkıyla bilir ise,gündelik hayatında, fiillerinde veya ibadetlerinde Allah-u Teala'ya yakışmayacak, mahlükata (yaratılmışlara) ait olan fiilleri ona yakıştırmaz (benzetmez).İşte bunu yapan insan Allah'tan hakkıyla korkmuş demektir. O insan Allah'a hakkıyla ibadet eden kul konumuna gelmiş demektir.Çünkü Allah'a ibadet etmenin birincisi onu herşeyden tenzih etmektir. Ondan sonra Onu tesbih etmektir. Bugünkü dersimizde ise Allah'ın üzerimizdeki en büyük hakkını öğrenip yerine getireceğiz.Allah-u Tealayı sevmek işte böyle olur.Nedir Allah'ın kulları üzerindeki en büyük hakkı? "Kulların Allah'a ortak koşmamaları. Yani kulların Ona şirk koşmamalarıdır. Birşeyleri Ona benzetmemeleridir." Kimki Allah-u Tealaya ortak koşar, benzerlik isnat eder, şirk isnat eder,Allah-u Teala'nın hakkını yerine getirmediğinden dolayı, Allah'ın, bütün Meleklerin ve bütün mü'minlerin laneti bu kişinin üzerinde olur. Bunu Allah Kur'an da bildirmiştir. Demek ki en aşağı mahlük bunu yapan kişidir. İnsan yaratılmışların en şereflisi olduğu halde, Allah'ın en büyük hakkını yerine getirmediğinden dolayı en aşağı varlık olmuştur. Bu kişi, bütün Peygamberler, bütün Melekler ve bütün salih kullar tarafından lanetlenmiştir. Bunun ne manaya geldiğini ancak ahiret'te hakkıyla müşahede edeceğiz. Dünyadaki ilim ehli de şirk koşanları diliyle söylemesede, kalbinde lanetliyor. Onların mevcut halini lanetliyor. Gelecek halini değiL.Burası önemli. İleride şirkli bırakıp Müslüman olursa bu lanetlik kalkar, onun dostu olunur. Çünkü Allah tövbe edenleri sever. Allah'ın sevmesi bizimki gibi değildir. Bizim eşimizi,dostumuzu sevmemize benzemez. Bizimki dünyevidir.Bizim sevgimizin bir hali vardır,bir infiali (meydana geliş sebebi) vardır. Allah-u Teala'nın ki buna benzemez.Şekil değildir.Bir hissiyat değildir. Nedir Allah'ın sevgisi? Kulun onun rızasına uygun bir inanca sahip olmasıdır. (Buda Allah'ın lutfuyladır elbette.Allah ona hidayet nasip ettiği için Allahlın sevgili kulu olmuştur) Allah’a şirk koşan bu hal üzere ölür ise, ahirette ebedi azabı hak etmiştir. İşte bütün lanetler bu insanın üzerindedir.Hatta diğer mahlukatların bile laneti onun üzerindedir. Yediği yemek bile ona lanet eder.Kendisini Müslüman zannedip Kuran okusa, Kuran ona lanet okur. Namaz kılsa, namaz ona lanet eder. Hepsi onun aleyhine şahitlik ederler. Neden? Çünkü Allah-u Teala'nın hakkını hakkıyla yerine getirmemiştir. Bu ilimden mahrum olmuştur. Allah'a olan inancı lafta kalmıştır. Kalbindeki inancı fiillerine yansıdığında, başkaları tarafından uyarıldığı halde inat etmesiyle, onu uyaran insanlarında küfrüne şahit olmasına sebep olmuştur. İnsanların kalbini sadece Allah bilir. Biz bilemeyiz. Avrupa ülkelerine hristiyan ülkesi, İsrail' e yahudi ülkesi, Çin, Japonya ve Hindistan'a putperest ülkesi diyoruz. Çünkü o ülkelerdeki insanların çoğunluğu bu inançlara sahipler. Oradaki Müslümanlar azınlıkta oldukları için bizim tarafımızdan anılmıyorlar. Kim ki oralarda Allah'ın en büyük hakkını yerine getirirse o Müslüman'dır. O bizim bu genellememizin içine girmez Allah'ın rahmeti büyüktür. Biz küfür üzere olan insanları hakka çağırınz. Fakat küfür üzere olduğunu bildiğimiz kimseye, Müslüman olana kadar 'Müslüman' gözüyle bakamayız. Müslüman olmaz ise ve biz onun Müslüman¬ olmadığına şahit isek veya Müslüman iken Dinden çıktığına şahit olduysak. tekrar Müslüman olduğuna da şahit olmadıysak, onun için Müslüman öldü diyemez ve cenaze namazını kılamayız. Çünkü Müslüman olmayanın cenaze namazını kılmak haramdır.Bunu yapmak ise küfürdür. "Canım oda Allah'ın kuludur" deyip vesveselerle kendi imanınızı tehlikeye atmayın. İnsanların vesvese yoluyla kendi imanını bozma tehlikesi vardır. Bunlan ancak ilim yoluyla çözebiliriz. En-Nisa Suresinin 48.A.yetinde Allah-u Teala, onun hakkını yerine getirmeyenler için açıkça şöyle bildiriyor: Anlamı: "Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimse için bağışlar. " Buradaki 'bağışlamaz' kelimesi ahir et içindir.Kıyameti görmeyen kurtulduğunu sanmasın.Her insanın Kıyameti ölümüyle başlar. Müslüman olmadan öleni Allah-u Teala asla bağışlamayacak. Bu Ayet'ten şek ve şüphesi olanda Müslüman değildir. Çünkü bu Ayet muhkem (manası açık) bir Ayettir. Taklidi İman: Bir çocuğa imanı sorulduğunda alacağımız cevap nedir? "Benimannem babam Müslümandır, bende Müslümanım" der. İşte bu taklidi imandır. Peki ya taklit ettiği iman batıl ise ne olacak? Anamı, babamı taklit ettim demesi onu kurtaracakmıdır? Demek ki taklidi iman caizdir fakat kalbindeki imanın hakkaniyetini öğrenmesi de Müslümanın birinci vazifesidir. Din dersinin en birincisi Allah-u Teala'yl hakkıyla tanımak ve onu herşeyden tenzih etmektir. " .. Bunun dışındaki günahları dilediği için bağışlar" Bu ikinci kısmıda anlamamız önemli. İlk kısımda ne demiştik? Allah'a şirk koşmak, yani Müslümanlık dışı bir hal üzere olanları bağışlamaz. Ama bunun dışında aklınıza hangi günah gelirse gelsin Allah dilerse affeder. Demek ki şirk en büyük günah. Bir çok büyük günah var. Mesela: Namaz kılmamak, oruç tutmamak, kumar oynamak, zina etmek, haksız yere adam öldürmek. Düşününki bir kısım insan hayatı boyunca bu günahları yapıyor. Ama değiImi ki o kimseler Müslüman;işte onlardan dilediğini Allah bağışlar. Yani Allah lutfuyla, keremiyle dilerse onları affeder Cennetine nasip eder, dilersede onlara dilediği kadar azap nasip eder, Cehennemde onları bir müddet azaplandırır. Bu azap kabir azabıyla başlar. Bazı büyük günah işleyen Müslümanlar kabirde ve mahşerde azap çekerler. Yeniden dirildikleri zaman Arş'ın gölgesinde değilde, güneşin hararetinde kalırlar. Cehennemde yanabilirler, ama sonunda mutlaka Cennete girerler. Hrıstiyan, putperest dedik. Birde mürted var. Mürted Müslümanken Dinden çıkana denir. Oda kafir'dir. Hatta onun kafirliği hrıstiyan ve yahudi'ninkinden daha beterdir. Neden? çünkü onda Müslümanlık nimeti varken onu kendinde muhafaza etmedi, kıymetini bilmedi. Bu sebepten dolayı onun azabı daha büyüktür. (Tabi bu hal üzere ölürse. Yeniden Müslüman olmaz ise.) Mürted olmanın sebeplerinden biride yukarda saydığımız büyük günahlardan birini helal saymaktır. Çünkü Allah'ın Kur'an'da yasakladığı bir şeyi, Peygamberin getirmiş olduğu şeriatı yalanlamış olur. Yalanladığı için de Allah'a isyan edilmiş o lur. Çünkü Din Allah'ın Dinidir.Bu Dinin kuralları vardır. Allah'ın en büyük hakkını yerine getirenler, bu kuralları uygulamakla mükelleftirIer |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Allah'a inanmıYormuSun.. | ahSenTi | Dini Konular | 3 | 29-10-2007 11:26 |
| Allah'a emanet | DeJJaVu | Fotoğrafçılık ve Resimler | 14 | 05-09-2007 01:44 |
| Genelkurmay Başkanı'na Şeref Madalyası | @izci@ | Son Dakika Haberleri | 0 | 14-08-2006 18:57 |
| ...:::ALLAH'A KARŞI KONUMUMUZ:::... | @G@NT@ | Dini Konular | 1 | 30-06-2006 05:48 |
| BJK FUTBOL ŞEREF TABLOSU | ^^SuLuBoYa^^ | Beşiktaş | 4 | 30-04-2006 23:30 |