HIZLI ARAMA
| Dini Konular İnanca dair herşey bu forumda konuşuluyor. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
![]() Bu kız Kalıcı :P Kayıt: 27.10.2006
Mesajlar: 5.829 İtibar Gücü: 56 | Hazret-i Fâtima Radiyallâhü Anhâ Hz. Fâtıma’nın (r.anhâ) doğumu; miladî 609, Cemâziyelahirin 20. Cuma günü, Bi‘set-i Nebevî’den üç ay önce, Mekke’dedir. Babası; âlemlere rahmet, iki cihan serveri, enbiyânın imâmı, asfiyânın tâcı, gönüllerimizin ilâcı Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz... Annesi, Hz. Hatîcetü’l-Kübrâ (r.anhâ) vâlidemiz... Lakabı ise Zehrâ’dır. “Fâtıma”, kendisi ve zürriyeti cehennem ateşinden korunmuş demektir. Nitekim Deylemî’nin (rh.) Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivâyet ettiği bir hadîs-i şerifte Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.), “Kızımı ancak, Allah onu ve sevenlerini cehennemden uzaklaştırdığı için ‘Fâtıma’ diye isimlendirdim” buyurmuşlardır. “Zehrâ” ise, beyaz ve nûrânî yüze denmekle beraber; saf, berrak, pek parlak ay gibi mânâlara da gelmektedir. Fâtıma vâlidemiz parlak bir yüze sahipti ki, bakanın gözleri kamaşırdı. Ay ışığı gibi geceyi nurlandırırdı. Hz. Âişe’nin (r.anhâ), “Ben karanlık gecede Hz. Fâtıma’nın yüzünün aydınlığı ile iğneye iplik geçirirdim!” dediği kadar parlaktı. Hz. Fâtıma (r.anhâ), kadının insan olarak hiçbir kıymet hükmünün olmadığı bir cemiyette dünyaya gelmişti. Hatta insanlar, Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz’le, yaşayan erkek evlâdı olmadığı için, soyu kesik mânâsına “ebter” diyerek alay etmeye yelteniyorlardı. Böylesi bir cemiyette, Resûlüllah Efendimiz o cemiyetin bütün bu peşin hükümlerini hiçe sayıyor, mübârek kızları Hz. Fâtıma, bulundukları yere geldiğinde ayağa kalkıyor ve ona, oturması için kendi yerini gösteriyordu. Efendimiz (s.a.v.), bu hareketiyle Hz. Fâtıma’nın şahsında kadına verilmesi gereken muallâ mevkie işâret ediyorlardı. Hz. Fâtıma vâlidemiz sadâkatte, ahde vefâda ve sâir bilumum güzel ahlâkta zirvede idiler. Hz. Âişe (r.anhâ) vâlidemiz, “Resûlüllah’tan başka Fâtıma’dan daha doğru sözlü birini görmedim” diyerek, onun bu hasletini de dile getirmiştir. Fâtıma vâlidemiz, annelik makamının da en mümtaz örneğidir. Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Hz. Zeynep (radıyallâhü anhüm) onun sıcak ikliminde yetişmiş ve hiç şüphesiz insanlık tarihinin iftihar tablosundaki yerlerini almışlardır. Yine Hz. Âişe’nin (r.anhâ) bildirdiğine göre, ruh ve madde cephesiyle hâsılı her şeyiyle insanlığın ufku mübârek babalarına benzedikleri için, kendilerine, babasının kızı mânâsına, “Bint-i Ebîhâ” deniliyordu. Kezâ babalarını bağrına basıp gözetmesinden dolayı da, sahâbîler ona, “Ümmü Ebîhâ” yani babasının annesi sıfatını lâyık görmüşlerdi. Baba-kız arasındaki sevgi, nezâket ve nezâfet âlemde görülmemiş bir âhenkte idi. Hz. Fâtıma vâlidemiz, Resûlüllah Efendimiz’in Cenâb-ı Hak’tan aldığı emir neticesinde Hz. Ali kerramallâhü vecheh ile evlenir. Evlilikleri süresince Hz. Ali’ye o kadar mükemmel bir eş olur ki; Hz. Ali (r.a.) de, “Ben, Fâtıma’yı incitecek ve rahatsız edecek tek bir hareket dahi yapmadım” diyerek, kendisinin de ona karşı olan nezâket ve hassâsiyetini ifade eder. Hz. Fâtıma (r.anhâ), ilmî sâhada da dirâyet sahibi idi. Fıkıh ve tefsir mevzularında âlim, Kur’ân-ı Kerim’i anlayıp anlatmada, ictimaî mes’elelere hâl çereleri bulmakta eşsizdi. İslâm’da kadının muallime ve mürebbiye olmasının en güzel örnekleri ondadır. Hâsılı Fâtıma vâlidemiz, engin-zengin, ince ve derin bir rûha sahipti. Necip Fâzıl’ın ifadesiyle, “Masmavi gök kadar ve en ince fikir kadar derin”di ve zengindi onun gönlü. Oruçlu olduğu halde, üç gün boyunca iftarını suyla yapıp, sofrasındaki bir lokma ekmeği kapısına gelen fakire ikrâm edecek kadar da cömertti. Onun için daha ne söyleyebiliriz ki, bu aczimizle... O, kıyâmete kadar gelecek bütün mü’min hanımlara, numûne-i imtisâl olacak her türlü güzel ahlâkın sahibiydi |
| | |
| | #2 (permalink) |
| Kayıt: 29.10.2006
Mesajlar: 30 İtibar Gücü: 0 | Paylaşımın için teşekkür ederim. Allah razı olsun Hz. Fatıma'nın (r.anha) sevgili anneleri, Peygamber efendimizin (S.A.V) mübarek eşleri Hz. Hatice (r.anha) 'yı da burda anmak istiyorum. HATİCE ANNEMİZİ UNUTULMAZ KILAN HİZMET Eline aldığı kuru bir hurma dalına dayanarak Resûlüllah’ın kapısına kadar gelmiş olan yaşlı bir kadın, içeri girmek arzusunu izhar etmesi üzerine; – Yâ Resûlâllah, kim olduğunu bilmediğimiz bir ihtiyare kadın, zâtınızı görmek istiyor,” dediler. Resûl-i Ekrem Hazretleri: – Müsaade edin, gelsin,” buyurdular. İhtiyarlıktan âdeta rükû eder halde duran kadın, hurma dalından edindiği asâsına dayana dayana Resûlüllah’ın kapısından içeri girdi, bir-iki adım ilerledikten sonra, kendisini tanıyan Resûlüllah hemen ayağa kalktılar; altlarındaki içi hurma lifi dolu minderlerini göstererek oturmasını istediler. Resûlüllah’ın bu kadına gösterdiği hürmet ve alâka, orada hazır bulunan Hazret-i Ömer’in dikkatini çekti; hattâ kim olduğunu merak ettiği bu ihtiyareye gösterilen bu ikramı, biraz da fazla gibi bulduğu içindir ki, ihtiyare kalkıp gittikten sonra: – Yâ Resûlâllah, bu kadın kimdi ki, kendisine ayağa kalkacak kadar hürmet ettiniz, minderinizi verecek kadar alâka gösteriniz?” dedi. Resûlüllah’ın cevabı tek cümleden ibaretti: – Bu kadın, bizim Hatîce’nin dostlarındandı!” Burada aklımıza şöyle bir sual geliyor: – Resûlüllah Hazretleri, senelerce evvel vefat etmiş olan Hatice Validemize, neden bu kadar alâkâ duyuyordu ki, O’nun dostlarına bile ayağa kalkıyor, minderlerini vermek kadirşinâslığında bulunuyorlardı? Hatîce Validemizin kendisini bu derece sevdiren hususiyeti ne idi? Bu sualin cevabını da, Hazret-i Âişe Validemizin hazır bulunduğu bir mecliste cereyan eden şu hatırada bulmak mümkündür. Fahr-i Kâinat Efendimiz, bir aile sohbetinde, Hazret-i Hatîce Validemizi uzun uzun yâdetmiş; bazı hatıraları yeniden anlatarak, geçmiş günlerini dile getirmişti. Hazret-i Âişe Validemiz: – Yâ Resûlâllah, senelerce evvel ölüp gitmiş olan bir yaşlı kadını, bu kadar hatırlayıp yâdetmekte ne fayda var? Allahü Zülcelâl, size, O’ndan daha genç ve güzelini ihsan etmiş; ağzında dişi bile kalmamış bir ihtiyare yerine daha gencini vermiştir,” dedi. Âişe Validemizin bu sözlerine karşı Resûlüllah Hazretleri’nin, Hz. Hatîce Validemizi niçin unutmadığını bildiren şu cevaplarını, dikkat ve ibretle okumaktayız: – Yâ Âişe! Seneler geçtiği halde Hatîce’yi unutmayışım, O’nun dış güzelliğinden değildir. Herkes beni red ve inkâr ettiği zaman, Hatîce bana inandı ve tasdik etti. Etrafımdakiler bana, yalancısın, dediği zaman; Hatîce bana, doğru söylüyorsun, asla çekinme, dedi. İnsanlar benden bir pulu esirgediği zaman, Hatîce, bütün servetini önüme sürerek bunların hepsi emrindedir, istediğin kadar harcayabilirsin, dedi. Dünyada yalnız kaldığım günlerde, Hatîce, benden asla geri kalmadı; bunların hepsi geçicidir, üzülme, ileride bu güçlükleri kolaylıklar takip edecektir, dedi. İşte ben, Hatîce’yi, bu fedakârlıkları için unutmuyorum!” Hz. Hatîce’yi seneler geçtiği halde unutturmayan meziyetleri, Resûlüllah nezdinde, kadın arkadaşına oturduğu minderini verdirecek kadar kazanmış olduğu itibar ve kıymeti; hanımların dikkatlerini çekmelidir. Mü’mine hanımlar, İslâm dâvası uğrunda fedakârca çalışan kocalarına engel olmamalı. Hatîce annemiz gibi, bütün kuvvet ve imkânlarıyla dâva uğrunda çalışan beylerini takviye ile yardımcı olmalıdırlar. Kaynak: yenidünya dergisi eki hanımefendi dergisi sayı: Ekim 2006 |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Hazret-i İbrahim ve Gerçek Babası | KaaN | Peygamberlerimizin Hayatları | 1 | 03-08-2007 12:26 |
| Hazret-İ Osman | !NC!PéR!S! | Hayat-üs Sahabe İslam Alimleri | 3 | 30-06-2007 19:24 |
| Hazret-i Ali (radıyallahü anh) buyurdu ki: | ahSenTi | Dini Konular | 2 | 15-03-2007 13:51 |
| Hazret-i Ebu Bekr'in üç vasfı | ahSenTi | Dini Konular | 2 | 22-01-2007 13:34 |
| Hristiyan ve Hazret-i Ali'nin Zırhı | **Zerd@** | Dini Konular | 1 | 17-05-2006 19:20 |