| | Her şeyin Tek’in takdiri, dilemesi ve yaratmasıyla meydana geldiğini; olanın, olandan başka türlü olmasının da mümkün olmadığını idrak eden “Basiret”; bunu, kendisinde açığa çıkan “iman nûru” ile yaşayabilmekte ve kavrayabilmektedir!. Bu “iman”la da, Allah Rasulü'nü görmemiş, duymamış olsa bile, sonuçta Cennet boyutunun bir ferdi olur!…
İnsan, tüm ömrünü şartlanma yollu, şartlanmaların kendi bünyesinde oluşturduğu mantık düzenine göre geçirir. Ve bu şartlanmalarının oluşturduğu mantığının kabul edemediği şeyleri de bir türlü özümleyemez ve reddeder.
İşte “iman nûru” bir kişide oluştu mu, artık o kişi mantığına ters düşeni reddetmeyi bırakarak, o şeyin olabilirliğini araştırmaya başlar. Zihin kapasitesinin ötesinde bir şeyler olabileceğini düşünebilir. “Her şey benim bildiğimden ibarettir, en büyük benim, benim bilmediğim olamaz, mantığımın kabul etmediği şey yoktur“ izansızlığından kurtulup, yeniye, ileriye, algılayamadığına açık bir hâle gelir.
İşte bu algılayamadığını inkâr etmeyip, olabilirliğini düşünme ve inanma hâlini “İMAN NURU” diye tanımlarız.
İnsanı sürekli yeniye, ileriye, bilmediklerine, algılayamadıklarına açık bir hâle getiren özellik “İMAN NURU”dur!. Kişi de iman nuru yaratılmamış, var edilmemiş ise, o kişi şaki olarak gider.
Kişide iman nuru yaratılmış ise, o kişi saîd olarak gider. İman nuru var olmamış kişinin sonradan iman nurunu kazanması mümkün değildir.
Ana rahminde 4.AY SONU o kişiye iman nuru verilir. İman nuru verilmemişse, o kişi bir daha iman nurunu elde edemez İMAN NURU OLMAYAN KİŞİ
NE KADAR AKILLI OLURSA OLSUN HİDÂYETE EREMEZ
Aklın ölümötesi yaşam konusunda kendisine yön verebilmesi belki şu donelerden hareketle bir dereceye kadar mümkün olabilir..
"Var olan hiç bir şey yok olmaz; yoktan da hiç bir şey var olmaz!" prensibi bir gerçek olduğuna göre... Benim de bedenin tüm değişimlerine rağmen bunlardan etkilenmeyen bir "BİLİNCİM" olduğuna göre... Demek ki, bedenim ne tür değişimlere tâbi olursa olsun, "BİLİNCİM ASLA YOK OLMAYACAKTIR"! Bu da insanın ölümsüzlüğü, demek olur!.."
İşte bu yoldan akıl, ilim sayesinde bir dereceye kadar ölüm ertesinde de yaşamaya devam edeceğini kavrayabilir...
Ya sonrası?
Kişi ölümötesine dair Nebi ve Rasûllerin verdikleri sayısız bilgiler hakkında nasıl malûmat toplayacak beş duyu ile?...
İşte bu sebepten dolayı dinin esası "iman" nuruna dayanır!.
Maddi değerlerden arınmış, maddeötesi değerlerle meşguldür; ancak felsefede kalmıştır. Buna eskiler işte iman nurundan mahrum kaldığı için felsefecidir derler... Söz doğrudur. İman, vardır veya yoktur; azı-çoğu olmaz!.
İman nuru ise değişkendir...Azalır veya çoğalır..
İman nurunun çoğalmasını sağlayacak değişik faktörler vardır ki, bu kişinin anlayış kapasitesiyle doğru orantılıdır!.
İman nuru yoksa o kişide, gününü daha rahat geçirmek için yaşar sadece!. Ölümötesi şartları ve karşılaşacaklarını düşünmez!.
Sadece daha fazla kazanıp daha rahat yaşamaktır amacı… En yakınlarını bile bu yolda feda eder!. Dünya batağında çırpınan en yakınlarına bile bir tekmeyi de o atarak, âhıret için bir şey yapmadan yalnızca dünya için beyinlerini çalıştırmalarına göz yumar Akıl, iman nuruna basamaktır. Akıl iman nurunu değerlendirir. Fakat iman nuru olmaz ise, kişi cennete giremez!. Cennetin anahtarı iman nurudur, akıl değildir.
Akıl, insanı iman nuruna erdirir. Yol, akıldır. İman saraydır. İman nuru olan kişide basiret açılır!
İman nuru, kişinin basiretini açtığı içindir ki o kişi,
“başını ne tarafa döndürürsen Allah’ın âyetini görürsün”
âyetinin işaret ettiği mânâ ile varlığa bakar ve her kişide-her varlıkta Allah’ın vechini müşâhede eder ve Allah’ın vechinin müşahade etmenin gerektirdiği edep ile hareket eder,isimle-resimle perdelenmez.
Dolayısıyla ırk-renk-din-cins farkı ayırt etmeksizin bütün insanların adı arkasındaki varlığın Hak’ kın varlığı olduğu idrakiyle kızma-üzülme-sinirlenme-darılma gibi hallerden arınmış olarak her an Allah’tan razı bir halde yaşar! Bu razı halde yaşamanın sonucu da bir âyeti kerime ile;
“Ey beni görerek rızaya ermiş olan kulum, Cennet hâli mübarek olsun sana”
âyeti tecelli eder.
İşte bu kişi dünyada yaşarken Cehennemden çıkmış, Cennetin huzurunu ve güzelliğini yaşamağa başlamıştır.
[b][font="Georgia"][size="3"][color="Black"] İMAN NURU İNSANI SÜREKLİ YENİYE;
ALGILAYAMADIKLARINA AÇIK HÂLE GETİREN ÖZELLİKTİR!
"MÜ'MİN" ismine gelince. Bu isim kişinin "İMAN NURU"na kavuşmasına vesile olur. "İMAN NURU" ne demektir?.
İnsan, tüm ömrünü şartlanma yollu, şartlanmaların kendi bünyesinde oluşturduğu mantık düzenine göre geçirir. Ve bu şartlanmalarının oluşturduğu mantığının kabul edemediği şeyleri de bir türlü özümleyemez ve reddeder.
İşte "imân nûru" bir kişide oluştu mu, artık o kişi mantığına ters düşeni reddetmeyi bırakarak, o şeyin olabilirliğini araştırmaya başlar. Zihin kapasitesinin ötesinde bir şeyler olabileceğini düşünebilir. Her şey benim bildiğimden ibarettir, en büyük benim, benim bilmediğim olamaz, mantığımın kabul etmediği şey yoktur, izansızlığından kurtulup, yeniye, ileriye, algılayamadığına açık bir hale gelir.
İşte bu algılayamadığını inkâr etmeyip, olabilirliğini düşünme ve inanma hâlini "İMAN NURU" diye tanımlarız.
İnsanı sürekli yeniye, ileriye, bilmediklerine, algılayamadıklarına açık bir hâle getiren özellik "İMAN NURU"dur!.
İMAN NURUNUN GÜÇLENMESİ,
KİŞİYE EDÂ KAPıSINI AÇAR!
İman nuru çeşitli sebepler ile zaman zaman güçlenir, parlar. Zaman zaman zayıflar ama, yok olmaz!.
İman nurunun güçlenmesi kişiye eda kapısını açar.
“MUTLAK İMAN NÛRU” İLE YAŞAYAN KİŞİ
Hakikat ilminin mevcut olduğu şuur, “İlmi İlâhi” den başka bir şey değil.
Bu sebeptendir ki “gören gözün-işiten kulağın hakikati Allah’tır” işaretinin vurgulamak istediği şey; gözün-kulağın-,dilin -organların bağlı olduğu hakikat noktası, Allah’tır demektir!
Bunu anlayıp idrâk eden kişi, bu anlayışla günlük yaşamını düzenlediği zaman, ”mutlak iman nuru” ile adım atıp yaşıyor demektir!
Bunun sonucu nedir?...
Sen,saygı duyduğun babana söver misin ? Sevdiğin-saygı duyduğun annene hakaret eder misin?
Ne iş yaparsa yapsın,annendir-babandır-başının tacıdır. Belki biraz üzülürsün ama hiçbir zaman ne ağzını bozarsın,ne kafanı bozarsın, ne içinden-ne dışından sövmezsin.
Peki, saygı duyduğun annene-babana sövmezsin-dil uzatmazsın-hakaret etmezsin de karşındaki varlığın hakikati olduğunu bile bile ,o suretin ardındaki Hakk'a dil uzatır-söver-kızar mısın?
RASULULLAH’IN BİLDİRDİĞİ ALLAH’A İMAN ETMEK
ANCAK İMAN NURU NASİP OLMUŞ KİŞİYE MÜMKÜN OLUR
Rasûlullah aleyhisselâmın vahiy yoluyla alıp bize bildirdiği "ALLAH"a iman etmek; ve aklı o istikamette kullanarak değerlendirmek, ancak ve ancak yaratılışında "iman nuru" nasip olmuş kişiye mümkün olur. Başka türlü mümkün olmaz!.
Olmadığı zaman da biz o kişiyi eksik kusurlu görmeyiz!. Şükrederiz, bize nasib etmişse; ne âlâ!. Nasip etmemişse, “takdiri ilâhi” deriz.. Hükmüne razı olmaktan başkaca bir şey elimizden gelmez!.
CENNETİN ANAHTARI,
İMAN NURUDUR!
Akıl, kesitsel algılama araçlarımız olan beş duyu verilerine dayanan bir biçimde şartlanma yollu verilere dayalı hükümler vererek kendine tâyin ettiği hedefe doğru yürür.
Oysa aklın bu kanallardan elde ettiği veriler, genel veri potansiyeli içinde, okyanusta bir damla oranında bile değildir!
Eldeki tüm verileri en mükemmel bir biçimde değerlendiren süper bir akıl düşünelim... Ama dikkat ediniz!... "Eldeki tüm verileri" dedik...
Evet, bu akıl, bu verilere göre kendine bir rota çizdi... Sonra, bunların dışında öyle verilerle karşılaştı ki, belki de kendisine tayin ettiği rotanın tam yüzseksen derece zıddını tercih etmek zorunda kaldı!..
Nitekim, nice çok akıllı, okumuş, dalında büyük uzman olmuş kişiler görürüz ki, bunlar bir anda hem de ileri yaşlarda, büyük birikimlerine rağmen o güne kadar yaşadıklarının tam aksine bir hayatın içine dalarlar...
Zira, akıl, eline geçen verilere göre, bir mantık kullanarak kendine yol bulur...
Oysa "ölüm"le başlayan sonsuz yaşam ise, aklın hiç bir zaman elde edemeyeceği veriler ihtiva eder. Aklın veri tabanını oluşturan beş duyunun yani kesitsel algılama araçlarının bu sahada bir şeyler elde etmesi olanaksızdır!.
Nur, ilim nurudur. Nuru, ampul ışığı, güneş ışığı zan etmeyin. Nur kelimesinin anlamı, iman nurudur. İnsanı Allah’a erdiren şey iman nurudur.
Akıl, iman nuruna basamaktır. Akıl iman nurunu değerlendirir. Fakat iman nuru olmaz ise, kişi cennete giremez!. Cennetin anahtarı iman nurudur, akıl değildir.
Akıl, insanı iman nuruna erdirir. Yol, akıldır. İman saraydır.
İMAN NURU DEĞİŞKENDİR!
(Soru: Üstadım, imanın hep aynı derecede kalacağını duymuştum. Yani ne artar ne azalır. Ben bazen namaz kılma isteği duyarken, bazen istemiyorum. İman nûru hep aynı mı kalır?...)
İman, vardır veya yoktur; azı-çoğu olmaz!... İman nûru ise değişkendir... Azalır veya çoğalır...
KİŞİ, İMAN NURU KADARIYLA ŞEFAATTEN YARARLANIR!
Ölüm anından sonra, iman nûru artmaz veya azalmaz...
Dolayısıyla kişi, iman nûru kadarıyla şefâatten faydalanır ve Cehennem’den çıkıp; iman nûru kadarının karşılığı olarak Cennet boyutunda yaşar. | |