| | Avret sayılan uzuvlardan birinin tamamı veya en fazla dörtte biri açık bulunsa namazı bozar, fakat dörtte birinden noksan miktarı açık bulunsa bozmaz.
Bir kimse namaz kılarken kendi kastı ve fiili olmaksızın açılan bir avret yerini derhal örtse namazı bozulmuş olmaz. Fakat kıyam veya rukû gibi bir rüknü tamamlayacak kadar bir müddet örtmezse, tercih edilen görüşe göre, namazı bozulur.
Böyle bir şey, namaz kılanın kendi kastı ve fiili ile vuku bulursa namazı derhal bozulur.
Bir kimse temiz elbisesi bulunduğu ve onu giymeye kadir olduğu halde giymeyip de karanlık bir gecede çıplak olarak namaz kılacak olsa, namazı icma, bütün müçtehitlerin ittifakı ile caiz olmaz.
Cildin rengini gösterecek derecede ince olan bir elbise ile avret yeri örtülmüş sayılmaz. Bu sebeple böyle bir elbise ile namaz sahîh olmaz. Elbisenin darlığından dolayı avret yerinin belli olması -tahrimen mekruh ise de- namazın sahih olmasına mâni değildir.
Elbise bulacağını ümit eden çıplak kimse, vaktin çıkmasından korkmadıkça bekler. Temiz yer bulacağını ümit eden kimse hakkında da hüküm böyledir.
Avret yerini örtecek bir şey bulamayan kimse, oturarak ve ayaklarını kıble tarafına uzatarak îmâ ile namazını kılar, daha faziletli olan budur. Çünkü bu vaziyette oldukça kapalı bulunur. Avret yerinin bir kısmını örtecek bir şey bulunursa kullanmak farz olur. Bu halde en evvel "Avret-i galîze" denilen ön ve arka taraflar örtülür, sonra erkeklerce butlar, daha sonra dizler örtülür. Kadınlarca da butlardan sonra karınlar, arkalar ve daha sonra dizler, daha sonra da diğer uzuvlar örtülür.
Bütün bunlar, namazın her türlü şartlarda edası lâzım ve dinen yapılması istenen pek büyük farz bir vazife olduğunu göstermektedir.
Yukarıda zikredilen açıklamalar ışığında: Namazda ve namaz dışında örtülmesi gereken avret mahallinin erkeklerde diz kapağı ile göbek arası, kadınlarda ise, el, yüz ve ayaklar dışındaki bütün beden olduğu ve namaz kılarken, bu uzuvların vücut hatlarını belli etmeyecek ve rengini göstermeyecek nitelikte bir elbise, örtü ile örtülmesi gerektiği anlaşıldığından, kadınların baş açık olarak namaz kılmaları caiz değildir. Kadınların namazda başını açması namazını iptal eder. ALLAH Teâlâ buyurur ki:
"Kadınlar, zinetlerini(n bulunduğu yerleri) açmasınlar. Bunlardan görünen kısmı (yüz ve eller) müstesna." (Nur sûresi: 31)
Safların düzenlenmesine gelince: İslami hükümlere göre, sadece namaz kılarken değil, ihtiyaç ve zaruret bulunmadıkça kadınların erkekler arasına karışmayıp, uygun olan ayrı bir yerde bulunmaları uygun olur. Bu itibarla ister cuma, ister bayram, ister cenaze, hangi namaz olursa olsun, kadınlar erkeklerle birlikte namaz kıldıkları takdirde, erkeklerden ayrı, uygun bir yerde namaza durmaları gerekir.
Nitekim Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz, namaz saflarını önce erkekler, sonra erkek çocuklar en arkada da kadınlar olmak üzere düzenlemiş ve Ebu Hureyre (R.A.)�den rivayete göre:
"Erkeklerin en hayırlı, yani en çok sevap alacağı saf ilk saf, en az sevap kazanacakları saf son saftır. Kadınların en hayırlı, yani en çok sevap alacağı saf son saf, en az sevap kazanacakları saf ise saf ilk saftır" (Müslim; Salat: 132; Ebû Davud; Salat: 98, Tirmizi; Salat: 166, Nesaî; İmamet: 32, İbn-i Mace; İkame: 52, A.b. Hanbel; No: 10611; 3/3, İbn-i Hibban; Birr ve�l-İhsan: 3; No: 402; 2/127) buyurmuştur. Sünnet olan safların böyle olmasıdır. | |