HIZLI ARAMA
| Dini Konular İnanca dair herşey bu forumda konuşuluyor. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
![]() Bir Gün Anlarsın Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 24
Mesajlar: 3.427 İtibar Gücü: 51 | Ehlullah'ın Kapısında İstanbul'daydım... Hepimiz bir boşluk içindeydik. Birbirimizden imdat bekliyorduk. “İnandım” demek yetmiyordu. Tıpkı “Yandım” demenin yakmadığı gibi... ALLAH'ın huzurunda günde 40 defa secdeye kapanıyorduk. Yazık ki kafamızda 40 bin put taşıyorduk. Dünya denen ahtapotun zehirli kollarından kurtulamıyorduk. İbrahim olup, Tevhide dönemiyorduk. “Kurtulduk” diyebileceğimiz anda da kendimizi “Gurur ve Kibir” uçurumunun tâ tepesinde buluyorduk. Çaresizlik... Âcizlik... Çoğu zaman “ALLAH'ın bize yeteceğinden” gafildik. İslâm'ı söylemekle kurtulacağımızı sanıyorduk. Bu düğümün dua, gözyaşı ve aşkla çözüleceğini bilmiyorduk. “İhlâs” dilimizden düşmüyordu. Yazık ki samimi olamıyorduk. İslâm'ı söylemekten, İslâm'ı yaşamaya fırsat bulamıyorduk. Hâl ehli olanları aramayı düşünemiyorduk. Kâl ehli olmaktan kurtulamıyorduk. İstanbul'da yorgun argın, kırık dökük geziyordum. Ümit ışığım, sönmek üzere bulunan bir muma dönmüştü. Neredeyse: “Ben adam olmam” diye bağıracakken, bir de baktım Alioğlu Kitabevi'nin önüne gelmişim, içeride iki yakın dost. İkisi de şair, gönül adamı... Şairleri dinlemek hoş oluyor, yazık ki mutluluğu uzun sürmüyor. Olduğun yerde bocalayıp duruyorsun, iman mı bu? Gaflet mi? Senin günahkâr bir kulunum!... Yardımından mahrum bırakma!... Bir sebep halket!... Bir delil gönder! Karanlıklarda kaldım!... Bana bir yol göster... Birden dışardan bir ses duyuldu. Birisi “Selâmünaleyküm” dedi ve içeri girdi. “Aleykümüsselâm” dedik, yer gösterdik oturdu... O beni tanıyormuş. Ben tanıyamadım, arkadaşlar tanıttılar... Bu gelen kardeş, Mahmut Efendi Hazretleri'nin yakınında bulunan bir kişi idi. Sanki RABBİM “Benden delil mi istiyordun?... Al işte sana delil!...” diyordu. Demek ki, dualarım yerine ulaşıyordu. Boğazıma bir şeyler düğümlendi. Gözyaşları mı zor tutuyordum. Çöl ortasında susuzluktan çıldıran bir insana dönmüştüm... “Beni Efendi Hazretleriyle görüştürebilir misiniz?...” dedim. “Ne zaman istersen...” dedi. “Ver öyleyse adresi... Yarın oradayım inşALLAH ... ” dedim. Ertesi gün sözleştik. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kul hatasız olmazdı. Herkes nefsin tuzağına düşebilirdi. Acaba Efendi Hazretleri'ni umduğum gibi bulamayacak mıydım? Ertesi gün... İçimde bu korkularla... Sözleştiğimiz saatte gittim... Destursuz bağa girilmez. Huzura nasıl girilsin? Telefonlar... Aramalar... Konuşmalar ve “Yarın öğlen namazından önce... Efendi Hazretleri sizi bekliyor...” dediler. Yarın mı? Yarına bir asır var daha!... Eve döndüm çaresiz yarını bekleyecektik. Bakalım bu gecenin sabahında ne güneşler doğacak ya da sessizce batacaktı! Bu, benim için belki de son ümitti. Ertesi gün sabah vapuruyla karşıya geçtim. Dostlar beni bekliyordu. Çok heyecanlıydım. Güneşe yaklaştıkça eriyordum. Çok heyecanlıydım. Geniş bir kapıdan içeri girdik. Bizi gıyaben tanıyan... Sakallı, sarıklı, bir sürü tertemiz insan... Bizi bir yerlere çıkardılar, tertemiz, küçücük bir odaya aldılar. Zaman zaman camilerde etrafa harikulâde güzel bir koku yayılır. Sanki Cennet Meltemi'dir. Hayret, burada nereye baksam, yüzümü o kokular okşuyordu. Birden bire tüy gibi hafifledim. Sanki dünyadan kopmuştum. “Efendi Hazretleri geliyor!” dediler. Bir de baktım ki, mübarek elini tutmuşum, üst üste, tekrar tekrar öpüyordum. Bir tek tebessümüyle beni benden almıştı. “Yek nazar eylese Ârif-i Billah.. Aslı kemharayı, mücevher eyler...” Onun bir bakışı beni mücevher etmedi; ama beni benden aldı... Yeni sevdalara saldı... Kemerinden bir anahtar çıkardı, yandaki bir kapıyı açtı. Deminkinden daha huzurlu bir odaya girdik. Sanki bir nur deryasına dalmıştık. “Geç” dediler, nazlanmadık, geçip baş köşeye oturduk. Şekilden ve mekândan münezzeh olanla her an beraber olanların huzurunda aşağının ve yukarının, mevkiinin ve yerin ne önemi var? ... “Otur” dedikleri yere otur gitsin... Daha onun o mübarek yüzünü görür görmez, bütün şüphelerim bir anda silinip gitti. ALLAH bana O mübarek zatın bu dünyayla çok az ilgili olduğunu bir anda göstermişti. Ha dünyanın bütün servet ve şöhretlerini ayaklarına sermişsin... Ha altından yatağını çekip almışsın... Onun için ikisi de birdi. O şanla, şöhretle, malla, mülkle değil... Bütün bunların gerçek sahibiyle ilgiliydi. Âdeta uykuyla uyanıklık arası bir hâldeydi. Bir ayağı bu dünyada, öbürü öteki âlemdeydi. Sanki dünya ve âhiret arasında gidip gidip geliyordu. Sağ elimi tuttu ve konuşmaya başladı: “Takva derecesi üçtür...” diyordu. “Birincisi “Tevhid” dir. Bir kul, “ALLAH'tan Başka İlah Yoktur!” dediği anda... Ebedî mahkûmiyetten kurtulmuştur. Ne kadar günahkâr olursa olsun... Onun mahkûmiyeti artık “Muvakkat ”e dönmüş demektir. Cezasını çektikten sonra mutlaka cennete girecektir. Bu hususta ALLAH ve Resûlü'nün vaadleri vardır. Takvanın ikinci derecesi “Amel-i Sâlih” tir. Bunun ne demek olduğunu bilirsin. Tebliğ ve cihad da bunun içindedir. Tebliğ her şekilde olabilir. Hak için söylenen sözler, yazılan yazılar, yapılan hayır ve hasenâtlar. Bunların hepsi birer tebliğdir.” Sanki kalbimi okuyordu. Yıllardır içinden çıkamadığım meseleler, O'nun mübarek dilinde bir bir çözülüyordu. Efendi Hazretleri, kalbimi mübarek avuçları içine almıştı. Elindeki İlahî neşterle gizli yaralarımı bir bir deşiyor, içimdeki cerahati dışarıya akıtarak, beni rahatlatıyordu. Garip bir hal içindeydim. Efendi Hazretleri konuşmaya devam ediyordu: “Takvanın üçüncü ve en üstün derecesi de: “ALLAH'ı hiçbir zaman unutmamaktır” dedi. Birden sözünü kestim... “ALLAH'ı unutmak şöyle dursun... O'nu bir an dahi aklımdan çıkaramıyorum. Bunun için de bazen isyan ediyorum “Yârabbi!... Sen Kâdir-i Mutlak'sın! Ol! dersin, her şey olur. Ya benim şu azgın nefsimin dizginlerini elime ver! Hiç günah işlemeyeyim! Kendimi kurtaramıyorum! Günah işle... Tövbe et! Günah işle... Tövbe et... Artık utanıyorum... O'ndan başka Sultan yok ki kapısına gideyim! O'nun olmayan bir yer yok ki kaçıp kurtulayım! Bin bir ümitle Dergâhına yüz sürmeye geldiğim Efendim! Bana bir yol gösterin!... ” Baktım, tatlı tatlı gülümsüyor. Dünya yansa, bir kalbur samanı yanmayacak... Her şeyi ALLAH'tan bilmek, ne güzel! Dudakları arasından sanki cennet kokuları geliyordu. Ve gülen gözleri cenneti seyreden bir dürbün gibiydi. Heyhat ki ona ulaşmamız mümkün değildi! ... Mübareğin her sözü beni etkiliyordu. Tıpkı kupkuru bir kuyunun dibine ümitle atılan taşlar gibi. Gözyaşlarımı tutamıyordum. Ne kadar boş bir hayat geçirmişim. İç dünyama hiçbir zaman dönmemişim. Pişmemişim, çiğ kalmışım. Efendi Hazretleri elimi tuttu: “Haydi namaz vakti” Sanki “İç âlemin ne kadar fırtınalı olursa olsun... ALLAH'ın gazabından lütfuna sığınmaktan başka çare yoktur!” demek istiyordu. Birlikte camiye indik. İçerisi tıklım tıklım doluydu. Belki iki bin kişi vardı. Ve O büyük insanın hemen arkasında namaza durduk. ... Namaz bitmiş... Hiç farkında değildim. Efendi Hazretleri kalktı. Yanıma geldi. Tekrar elimi tuttu... “Fıkıh dersi yapılacak... Biraz dinleyelim mi?” dedi. “Nasıl emir buyurursanız...” dedim. Nur yüzlü, billur bakışlı. Kim bilir hangi hâlde olduğu yalnız ALLAH'a ayan. Dış görünüşüyle bir varmış bir yokmuş gibi, gözlerden nihan... Efendi'nin etrafında pervâne dönen, mübarek bir insan... O'na hizmet ediyordu. Oturacağı yere minderler seriyor. Dizlerine battaniyeler örtüyor. Gözlerini Efendi'nin nur yüzünden bir saniye ayırmıyor... Sanki onda yaşıyor... Kim olduğunu hiç sormamıştım. "ALLAH" diyen bir dervişti. Bu her şeye yetmez miydi. Hâline hayran olmuştum. Öteden beri bir hasretim vardı: ALLAH yolunda şehid olayım. Efendi Hazretleri'ne öylesine sadâkatle ve hayranlık içinde hizmet eden o dervişi gördükten sonra... O güne kadar kurduğum hayallerden bir anda vazgeçtim. "Şu dervişin bir anlık hâliyle, bütün dünya ve âhiret hayatımı değiştiririm." dedim içimden. Kıskanma mıydı? İmrenme miydi? Yoksa dua mı? elbette bilmiyordum. İstanbul'dan ayrıldıktan bir süre sonra gazetelerde acı bir haber okudum. İsmailağa Camii'nde sahte sarıklı, takma sakallı, kapkara dinli, bir hain, bir alçak Efendi Hazretleri'nin damadına sinsice yaklaşıyor, "Hocam bana Kur'an öğretir misin?..." diyor. ALLAH Yolu'nun namsız, nişansız, iddiasız, sessiz ve isimsiz kahramanı büyük bir aşk ve vecd içinde mihraba yöneliyor. Orada duran Kur'an'lardan birini alıyor, üç defa öpüp başına koyuyor ve işte o anda ahh o anda... Arkasından yürüyen hain, cübbesinin altından bir tabanca çıkarıyor ve tetiğe basıyor. Hoca kanlar içinde secdeye kapanıyor. Gökyüzünde bir yıldız kayarcasına... Ruhunu ALLAH'a teslim ediyor. Yerler halı ve dümdüz... Hikmet-i İlâhî... Başı nereye çarpıyorsa, ön dişleri kırılıyor. Hazreti Resûlullah'ın huzuruna o haliyle gidiyor. Zahiren ne acı akıbet... Esasında ne büyük saadet... Gazetelerde resimleri vardı. Görür görmez, beynimden vurulmuşa döndüm. O bir anlık hâline, bütün hayallerimi, ümitsiz çırpınışlarımı ve gizli gözyaşlarımı değişeceğim, derviş o değil miydi?! Resimlerin altındaki yazıları okudum. İsmi, Hızır Ali Muratoğlu'ymuş. Son Kâbe ziyaretinde ALLAH'tan şehitlik istemiş ve tam 40 gün sonra muradına ermiş... Ne büyüksün yârabbi!... Korkuyla ümit arasında gidip gidip geliyorum. Gözlerim yaş dolu!... Beni sensiz bırakma, iki cihan içinde! Ey merhametlilerin en merhametlisi!... Yüzsüz bir dilenci gibi kapına geldim!... Beni boş çevirme!.. Alıntı : Ehlullah'ın Kapısında |
| | |
| Raid_IRON için teşekkür edenler 16 kişi. | AH MİNEL AŞK (13-11-2008), armes (13-11-2008), BluePoison (13-11-2008), blue_storm (13-11-2008), hannan (18-11-2008), Hasret Perisi (01-05-2009), LeyL (20-11-2008), Mrs aXy (18-11-2008), Mukarrebun (13-11-2008), NightBlue (17-04-2009), NuR-u HüdA (13-11-2008), Osmanlıkızı (13-11-2008), RoSe_Lu (13-11-2008), sebo (20-11-2008), ToLL (20-11-2008), _BaŞaK_ (18-04-2009) |
| | #2 (permalink) |
![]() ♥ EyNe(F)is ♥ Kayıt: 17.07.2007
Mesajlar: 1.517 İtibar Gücü: 28 | EyVaLLAh abii... Emeğine sağlık.. Hala göz yaşlarıma engel olamaıyorum.. ![]() bir kaç günür ki Ruh halimi anlatan Bir Yazıydıı.. Çoğu zaman “ALLAH'ın bize yeteceğinden” gafildik. İslâm'ı söylemekle kurtulacağımızı sanıyorduk. Bu düğümün dua, gözyaşı ve aşkla çözüleceğini bilmiyorduk. “İhlâs” dilimizden düşmüyordu. Yazık ki samimi olamıyorduk. İslâm'ı söylemekten, İslâm'ı yaşamaya fırsat bulamıyorduk. Hâl ehli olanları aramayı düşünemiyorduk. Kâl ehli olmaktan kurtulamıyorduk. Sanki Yüreğimdeki Fırtanalara Bi cevap gibiydi.. AllaH azze ve Celle Razı olsun inşaallah.. |
| | |
| | #3 (permalink) |
![]() sevdam davam Kayıt: 13.03.2008
Mesajlar: 5.130 İtibar Gücü: 64 | Korkuyla ümit arasında gidip gidip geliyorum. Gözlerim yaş dolu!... Beni sensiz bırakma, iki cihan içinde! Ey merhametlilerin en merhametlisi!... Yüzsüz bir dilenci gibi kapına geldim!... Beni boş çevirme!.. amin Kalplerimizi hep sana açık eyle. Kardeş, dost, muhib, taraftar ve sevenlerin kalp ve gönüllerini sana aç Yâ Rabbî. Bizi işlerimizde, hizmetlerimizde, sıkıntılı anlarımızda yalnız bırakma, rahat anlarımızda da seni unutturma YâRabbî. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hürmetine, O'nun şanlı sahabisi hürmetine, senin dostların olan evliya ve asfiya hürmetine, büyüklerimiz hürmetine bu duamızı kabul eyle. Amin peygamber efendimizin elinin altına elimizi koyduk o senden ne istiyorsa bizde senden onu dileniyor istiyoruz yarabbi sen ellerimizi kapından boş çevirme yarabbi sen duaları kabul edansin bu mücrimide kapından boş çevirme yarabbi amin bende böyle dua ediyorum begenirsiniz inşaAllah dua ile bu aciz şaşkın divane kulada sizlerde dua edermisiniz |
| | |
| | #4 (permalink) |
![]() Hüsn-i DiŁârâ Kayıt: 20.04.2006 Yaş: 24
Mesajlar: 6.316 İtibar Gücü: 59 | Paylastigin icin Hak razi gelsin . Düsünce karisikliklarina deva olacak kadar ictendi. |
| | |
| | #5 (permalink) |
![]() Kayıt: 25.03.2008 Yaş: 32
Mesajlar: 382 İtibar Gücü: 13 | Cezakellahu hayran. Çok çok özel bir gerçek ve hakikaten alınması gereken büyük bir örnek... Etkilenmemek mümkün değil. ![]() Teşekkür ederim tekrar tekrar. |
| | |
| | #6 (permalink) |
![]() Bir Gün Anlarsın Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 24
Mesajlar: 3.427 İtibar Gücü: 51 | Gözlerinize sağlık. |
| | |
| | #7 (permalink) |
![]() ''Bana SEN'i gerek, SEN'i... Kayıt: 18.07.2008
Mesajlar: 6.497 İtibar Gücü: 81 | Çoğu zaman “ALLAH'ın bize yeteceğinden” gafildik. İslâm'ı söylemekle kurtulacağımızı sanıyorduk. Bu düğümün dua, gözyaşı ve aşkla çözüleceğini bilmiyorduk. “İhlâs” dilimizden düşmüyordu. Yazık ki samimi olamıyorduk. İslâm'ı söylemekten, İslâm'ı yaşamaya fırsat bulamıyorduk. Hâl ehli olanları aramayı düşünemiyorduk. Kâl ehli olmaktan kurtulamıyorduk. ALLAH (C.C.) razı olsun |
| | |
| | #8 (permalink) |
![]() sessiz çığlık Kayıt: 22.04.2006
Mesajlar: 3.879 İtibar Gücü: 26 | Allah razı olsun...çok güzeldi ... |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Avrupa Kapısında Bir Garip Ülke... | by_^^HİS^^ | Türkiye Hakkında - Genel - | 4 | 13-05-2006 23:16 |