Kayyûmiyet ve Esir Maddesi - Herşeyde biraz 2de1


Herşeyde biraz 2de1 » Hayatın İçinden » Dini Konular » Kayyûmiyet ve Esir Maddesi

Dini Konular İnanca dair herşey bu forumda konuşuluyor.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink) Alt 10-08-2006, 10:32
Kendini aşan 2de1'ci
 
belongtodeath - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Yaş: 19
Mesajlar: 4.182
Rep gücü: 19
Rep derecesi: belongtodeath Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

Kayyûmiyet ve Esir Maddesi

 


>>>Bir süredir bazı öbeklerde Bediüzzaman namı ile maruf Bir din Aliminin adı Kürtçü ye çıkarılarak milletimiz ortak paydalarından ve milli birliğimizin samimi savunucularından çok önemli bir köşe taşı daha yerinden oynatılarak. Selçuklu ve Osmanlının evladı bu değerli milletimizin kavimler üstü Türk milliyetçiliğinin bağlantı noktalarından biri daha dinamitlenerek milletimizin atomlarına kadar ayrıştırılıp yok edilmesi süresi ne katkıda bulunulmak istenmektedir. İşin en acı tarafı bu konuyu işleyenler den bir kısmı gerçekten milliyetçi olup maalesef dolduruşa gelmiş bulunmaktadırlar. Öncelikle belirteyim ki bu satırların yazarı yani bendeniz siyasal içerikli bir şeyci diye anılan kişileri önemli bulmayan birisiyim bu yüzden şahsıma yöneltilecek Nurcu damgalaması iddiaları yapılacak olursa hayır ben nurculuk dahil başka hiç bir şeyci de değilim. Bence bir şeycilerin saygın türü sadece meslek sahipleri olan yada o işin helal ticaretini yapan kişilerdir.Boyacı,demirci,tamirci,karpuzcu gibi.
>>>Bazıları da bu Rahmetlik muhterem ve değerli alimin kullandığı lisana kafayı takmışlardır. Halbuki bu dil Osmanlının çok zengin bir dilidir ki. Maalesef o dilin kelimelerinin yerine uydurukça olarak koyduğumuz kelimeler hem dilimizi fakirleştirmiş hem de insan bilebildiği kelimeler ile düşündüğü için. Düşünce yeteneğimizin de körelmesine sebep olmuştur. Bu yüzden artık o dili kullanmasak bile ben. Bediüzzamanı TC.nin başlangıç dönemine Osmanlının son asırlarının dil din ve kültürünü kaybedilip yok edilemez şekilde perçinleyen bir Türk Şekspir'i belki de çok daha fazlası olarak algılıyorum.
>>>Aşağıda biraz uzunca ama astronomi ve fizikle ilgilenenlerin bilhassa ilgi ile okuyacaklarını umduğum Bir öğrencinin çalışmasını ekliyorum. Ben bu mesleklerden birisinden olmadığım halde gerçekten ilginç buldum. Kendimizi küçümseme hastalığından kurtulmamız gerekmektedir ve gençlerimiz Batıda olsa hemen üniversiteler tarafından kapılacak güzel çalışmalar yapmaktadırlar.Son tartışmalarda Bediüzzamanın kullandığı dilde bir paragrafta ifade edilen anlatımın maalesef günümüz Türkçesinde bir kaç sayfada zor ifade edilebildiğini söylemiştim.
Sözü daha fazla uzatmadan konuya geçiyor ve değerli öğrencinin Esir denen madde yada maddenin varliğinın sınırından sonra başlayan esir bölgesi. Yazar Kaf-Nun dan bahis etmektedir. Bu Kuran'ın Anlattığı yaradılışın başlangıcındaki İlahi ol Emrinin yazılışında kullanılan iki harftir. KN ile yazılıp Kün olarak okunur ki Ol demektir. Yaradılışa inananlar kainatın başlangıcındaki bing bang büyük patlamasını KN in K sına kıyametide N sine bağlar ve yaradılışın başlangıcından sonuna kadar olan tüm süreci de Kaf ile Nun arasında olanlar olarak anlatırlar. Tabi aşağıdaki yazar konuyu benim gibi felsefi ve ya tasavvufi açıdan almamaktadır. O gördüğü eğitimin hakkını vermeye çalışan bir müsbet ilim öğrencisidir. Kendisini tanımıyorum sadece yazısını başka bir öbekten iktibas etmekle yetinip sözü kendisine bırakıyorum.
Saygılarımla


Kayyûmiyet ve Esir Maddesi

Kâf-Nûn Fabrikası İzlenimleri

M.Bilici
Boğaziçi Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü Öğrencisi

>>>Muazzam bir kâinatta yaşıyoruz. Mikroplardan dev gezegenlere, katı ve yoğun maddelerden akışkan, şekilsiz ve latif maddelere, kadar her tür mevcutla içiçeyiz. Şöyle bir etrafımızı gözlemlediğimizde çok farklı ve çok renkli nesnelerle karşılaşırız İnsanlar, taşlar ve çiçekler herbirisinin farklı özellikleri var ve biz onları sabit zannederiz. Dünkü ben işte bugünkü benim. Şu suladığım çiçeği dün sabah da sulamıştım deriz. Nesneler düzeyinde baktığımızda katı mı katı, sabit mi sabit bir kainatla muhatap oluruz. Haksız da değilizdir, bunlar makro bir düzeydeki kainat manzaralarıdır.
>>>Ancak "büyük cisimler" düzeyinde başladığımız bu yolculuğumuz şöyle atom düzeyine inmek üzere devam ettirirsek daha önce edindiğimiz tablodaki kimi şekillerin eridiğini kimi renklerinse çekildiğini görürüz. Cisim düzeyinde taşla çiçek o kadar farklıyken, mesela atom düzeyinde aralarındaki o fark erimiş olur. Her ikisi de bir'leşir. Çünkü ikisi de atomlardan meydana gelmiştir. Cisimler düzeyinde rengarenk, irili ufaklı cisimlerden meydana gelen kainat atom düzeyinde tuzlabuz olur. Sanki bir çölde, kum tanecikleri arasındaymışız gibi olur. Suyun letafeti ile taşın katılığı atom düzeyinde eşitlenirler.
>>>Ne var ki, atom bizim derinlere doğru sürecek olan yolculuğumuzun son durağını oluşturmaz. Mola vereceğimiz durağın adı "zerre"dir ve zerre de "cüz-i layetecezza" yani "parçalanamayan parçacık" olarak tanımlanır. Bilimin henüz atomu parçalayamadığı dönemlerde İslam bilginleri dahil herkes atomun "cüz-ü layetecezza" yani en küçük parçacık olduğunu varsayıyordu. Ne ki, atom parçalandı. Atomun üstü kadar altının da dev bir alem olduğu parçalana parçalana ardı arkası getirilemeyen partiküllerin tespit edilmesiyle ayan beyan oldu. Kısacası atom, kainatın temel taşı (yapıtaşı) yani tuğlası değildi. Çünkü atom, zerre değildi.
Atomaltı aleme indikçe artık kütlenin gittikçe zayıfladığına ve en küçük partiküllere ulaştığımızda ise Quantum fiziğinin anlattıklarına göre kütle ile hareket arasındaki ayrımın ortadan kalktığına şahit oluruz. Ağır şeylerin yavaş(hantal) hareket ediyor olması, hızın kütleden kayba neden olacağını haber verir. Yani hız sonsuza (c2=sonsuz) gittiğinde kütle (m=0) sıfıra gider. Ve kütlesi az olanın hızı fazla olacağına göre en küçük partikül (zerre) neredeyse hareketten ibaret kalır.
Atomaltı alemde zerreye ulaştığımızda artık bir hayli latif bir düzeydeyizdir. Herşey zerrelerin tahavvülatıyla çalkalanmaktadır. Tıpkı karıncalanan bir televizyon ekranı gibi kainat yokolmakla varolmak arasında gidip gelen zerrelerden oluşan bir ekrandır. Elektron tabancasının "sürekli" elektron yağmuru olmasa hiçbir görüntüyü sabit algılayamayız. Ama, yarısının aynı anda yokolduğunu da o süreklilikten dolayı farkedemeyiz. Kainattaki zerreler, bir varedilir bir yokedilirler. Ve bu, "anlık" olur .Zerre düzeyinde her an yaratma ve yoketmeler yaşanır. Ancak biz bunu makro düzeyde pek algılayamayız.
>>>Zerre maddi alemin son durağını oluşturur. Daha önce renk, şekil ve sınırlara sahip olan kainat zerre düzeyine inildiğinde o sınırlarından soyunmuş son durağını oluşturur.Daha önce renk, şekil ve sınırlara sahip olan kainat zerre düzeyine inildiğinde o sınırlarından soyunmuştur artık. Madde en latif formuna yaklaşmıştır.. Ve zerre düzeyinde müdahele cisim (nesne) düzeyinde müdaleleye oranla çok daha kolaydır. Nesne düzeyindeki mekanik zorluk ve mukavemet zerre düzeyinde yoktur. Bu fark, dev bir tabelayı tersine çevirmekle karşılaştırılabilir. Dev, yekpare bir tabelayı kırmızı olan ön yüzünden mavi olan arka yüzüne çevirmek bir hayli güçtür. Ancak aynı büyüklükteki bir panoyu parçalara böldükten sonra (çeşitli devlet törenlerinde değişik manzaralar oluşturmak üzere binlerce öğrencinin ellerindeki kareleri çevirmeleri gibi) bir düpano veya tripano gibi tersine çevirmek çok daha kolaydır. Tabela ne kadar çok küçük bölmeye (parçacığa) bölünürse müdahele o kadar başarılı ve aynı oranda da kolay olur. (Aslında televizyon ekranları elektron panolarıdır). Yani çevirme, elektron düzeyindedir. Kısacası tabelanın rengi diyenin tabelaya o küçük bölmeleri düzeyinde benimle kaimdir diyenin tabelaya en küçük bölmeleri düzeyinde nüfuz etmesi gerekir. Velhasıl pano, "dön" emrine en küçük düzeydeyken en hızlı itaat edebilir.1 Sonsuz itaat sonsuz alt düzeyde müdaheleyi gerektirir.
>>>Her ne kadar zerre maddi alemin son durağını oluştursa da yolculuğun son durağını oluşturmaz. Bu arada zerreye kadarki yolculuğumuzda bize refakat eden modern bilim bundan sonrasına devam etmez. Materyalist bilimin son durağı zerredir. Ancak en alt düzeyi zerre olan maddeden sonra adına esir denilen esrarlı bir pasajla karşı karşıyayız. Zerreyi erittiğimiz zaman karşımıza esir çıkar. Peki nedir esir? Said Nursi, esirden zerrelerin tarlası2 diye sözeder. Yani herbir zerre, esir tarlasına atılan birer tohum gibi o tarlada çürümekte yada esir denilen suya atılan buz parçası gibi erimektedir. Adından da anlaşılacağı gibi esrarlı olan esir maddesine ilişkin en genel geçer kanaat onun bütün kainatın özü olduğu, herşeyin esir hamurundan yoğrulduğu yönündedir.
>>>Zerreden sonra "esir", ondan da sonra "emir" gelmektedir. Ancak "emir"in anlaşılması onun zerreye geçiş yolu (pasajı) olan "esir"in anlaşılmasıyla mümkündür. Esir maddesinin varlığına yirminci yüzyılın başlarına kadar inanılıyordu. Ancak daha sonra modern bilim esir (ether) maddesini hepten defterden sildi. Esirin bilim tarafından sınırdışı edilişinin öyküsü özetle şuydu: Her bir dalganın yayılmak için bir vasata (medium) ihtiyacı vardır. Su dalgaları su denilen vasatla yayılabilirlerdi. Ses dalgaları boşlukta değil hava denilen bir vasata ihtiyaç gösterirler. Ancak, sıra ışığa geldiğinde ise durum bir hayli ilginçti; Dalgalar halinde yayılan ışık hem havada hem de "boşluk"ta yayılabilmektedir. Her dalganın bir vasata ihtiyaç duyması "boşluğu dolduran latif bir madde" olarak esiri gündeme getiriyordu. Ne ki, materyalist bilimin son durağı zerreydi ve bir sonraki durak olan esir maddesinin,- maddenin dışında kaldığı için- bilimin de dışında kalması gerekiyordu. Çare, esiri zerreye dönüştürmekti. Ve ışığın tanecik modeli bilimi esirin esaretinden kurtarmış oluyordu. Işığın hem dalga hem de tanecik modelleriyle açıklanmasının devekuşunun durumundan pek bir farkı yoktu. Sıra boşluğa geldiğinde ışık tanecik oluyordu. Böylelikle esir denilen vasattan kurtulunmuş oluyordu. Modelin adı olan (Wavicle, wave-particle) dalga-parçacık gerçekten de devekuşuna benziyordu. Tanecik esasen dalgaya göre çok daha maddiydi. (Acaba bilim bu yüzden mi taneciği tercih ediyordu?) Dahası taneciğin dalgaya göre çok daha fazla eli kolu bağlıydı. Tanecik sınırlı olup, sadece bir tarafa doğru gidebilirken dalga her tarafa yayılmaktaydı. Ve eğer vasat çok hatta sonsuz latif olursa (esir) o zaman dalga sürtünmenin (rezistansın) yokluğundan dolayı sonsuza kadar gidebilmekdeydi. Esirin lefafeti ile müdahele ve nüfuzun başarısının çok yakından ilişkileri vardı.3
Ancak bütün bilinmezliğine rağmen "emir"in anlaşılması büyük ölçüde "esir"in anlaşılmasına bağlıydı. Tüm bunların yanısıra, hava ve dalga bizim bildiğimiz esir kavramına tanecikten daha fazla yakındır. Işık da sesten daha hızlı ve daha nuranidir. Bu yüzden de daha latif bir vasatı gerektirmektedir. Boşluğu dolduran vasatın da aynı şekilde, mesela sesin vasatı olan havaya oranla çok daha latif olması gerekir. Ve esir boşluklar dahil, kainatın her tarafını doldurmaktadır. Madde (zerre) ile emir arasındaki esir "kün" (ol) emrinin maddeye dönüşmesine evsahipliği yapar. Kısır bir benzetme olacak ama sabun köpüğüne bulaştırılmış olan bir elin bir tarafından üflerseniz (emir) elin öbür tarafından köpüklerin (madde) uçuştuğunu görürsünüz. Esirin konumu o yuvarlatılmış elin konumuna benzemektedir.
>>>Bütün bu aşamalar daha latif olana doğru bir gidişin sonuçlarıdır. Ve kainat bizi böylesi bir latif olanı bulmaya zorlamaktadır. Çünkü her yere hükmetme ancak-en maddi haliyle-zerre düzeyinde gerçekleşir; ağaç düzeyinde değil. Üstelik ağaç düzeyindeki müdahelede sebeplere ihtiyaç duyulur. Ama zerre düzeyindeki müdahelede sebepler eriyip yokolmuştur. Herşeyin O'nun kabza-i tasarrufunda olabilmesi için birşeyin birşeye engel olmaması gerekir. Minimum (en küçük) düzeydeki müdahalede esbap yoktur. Lakin, müdahele makro düzeylere yaklaştıkça mesela, ağaç düzeyine çıktıkça alt düzeyler "müstakilleşir".Ve sebepler doğar. Tabiatı Allah'a verip çiçeği ona vermemek sebeplere hayat vermektir. Kayyumiyet için zerrenin kabzasını elinde tutmak gerekir. Kayyumiyet galiba böyle anlaşılabilir. Çünkü gerçek dönüşümler en küçük düzeylerde (birimlerde) gerçekleşen dönüşümlerdir. Mesela, (diyelim ki en küçük birim olsunlar) insanların, kalplerini fethetmeden, devleti (diyelim ki tabiat gibi büyük bir birim olsun) dönüştürebiliyor olmak hem zordur hemde herşeyi (mesela, tek tek insanları) tasarrufu altında bulundurma sonucunu doğurmaz. Dolayısıyla kayyumiyet sürekli tahavvül halindeki zerrelerin dizginini her zerrede ehadiyetini gösterenin eline vermeyi gerektirmektedir. Reel bir kayyumiyet için (sonsuz) nüfuz gerekir. Ve nihayet kuklası üzerinde en fazla tasarrufta bulunan kuklacı, kuklasını en fazla sayıda eklem noktasına bölüp oralarına iplerle müdahelede bulunan kuklacıdır.
Dipnotlar
1. "...Ve o zerrat(zerreler), bütün esiriyle 'La İlahe İlla Hu' cevheresiyle ilan-ı tevhid eder. Çünkü, esirin besateti, sükunu, intizamla emr-i Halika sürat-i imtisali şöyle iktiza eder." Mesnevi-i Nuriye,Sözler Yayınevi, s.175
2. Mesnevi-i Nuriye, s.49
3. Bkz. Sözler, s.570; Sözler, 30. Söz, Tahavvülat-ı Zerrat, s.513; Sözler, Hüve Nüktesi, s.146.
belongtodeath Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
en iyi temizlik maddesi cola babür Bilelim Öğrenelim 8 06-07-2007 19:20
Anayasa paketinin 3. maddesi oylanıyor Haberci Son Dakika Haberleri 0 29-05-2007 00:10
Anayasa paketinin 1. maddesi görüşülüyor Haberci Son Dakika Haberleri 0 28-05-2007 18:00
Anayasa paketinin 1. maddesi oylanıyor Haberci Son Dakika Haberleri 0 07-05-2007 20:10
En sağlıklı 60 besin maddesi Kr㣠Sağlık 3 24-01-2007 23:01


Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:43 .

Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752 753 754 755 756 757 758 759 760 761 762 763 764 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 779 780 781 782 783 784 785 786 787 788