HIZLI ARAMA
| Dini Konular İnanca dair herşey bu forumda konuşuluyor. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
![]() " Sevda SözLü " Kayıt: 31.05.2007 Yaş: 22
Mesajlar: 757 İtibar Gücü: 22 | Leylâ’daki Sır “Ve sen, çöl kızı Leylâ!... Seni yüreğimden koparmak isteyenlere karşı Nevfel’in ordularınca savaşmaya hazırım. Bu şehir ki bu kadar güzeldir, sen buraya yakışırsın! Ah izini bir bulabilsem!” Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk / İskender Pala Dünyada olmanın ardında gizlenen bir gerçek var ki çoğumuz bunun farkında değiliz. Farkında olmamak da bir nevi ruhumuza giydirilen elbiselerden. O yüzdendir ki adına gaflet denmiş. Bu elbiseyi giyince gözümüzün hiçbir şey görmemesi bir yana, kirlenince yıkanması gerektiğini bile kavramak gaflete kurban gidiyor. “Gardıropta başka elbise mi yok? Onları giymek dururken niye ‘gaflet’ markayı giyelim ki?” diyenler çıkacaktır elbet. Haklısınız. Hırs, şöhret, ümit, ümitsizlik, aşk, entrika, dedikodu... gibi onlarcası varken, niye sadece bir tanesiyle yetinelim? Kendi kendime diyorum ki: Cesaretin varsa “aşk” elbisesini giy bakalım. Bu asırda, hem de aşkın sadece dillerde dolaştığı bir hengâmede, onu giyip dolaşmak biraz fermana mahsus gibi görünüyor. Gibisi fazla, esasen öyle. Siz ne dersiniz? Bana katılır mısınız, yoksa “Git işine kardeşim!” mi dersiniz? Her iki grubun da taraftarı çıkacaktır, muhtemelen. Aşkın dillerde dolaşması çok bilinen bir tabir. Atarsınız ortaya aşkla ilgili bir konu ve dillerin -esasında ellerin- ne söylediğine bakarsınız. Aşk için destan düzenler, geçilmedik köprü aşılmadık dağ bırakmayanlar, aşk yoluna kendini kurban edenler... Daha neler neler. Bugünlerde aşk, farklı bir tezgâha konu olmuş. Tezgâhın başlığı şu: Aşk mı para mı? Alın size asrın geyiği. Niye asrın geyiği olsun ki? Hz. Adem’den bu yana düzenlenen en geyik mavra. Böyle dar bir çerçeveye aşkı hapsetmek, aşka yapılacak en büyük hakarettir. Sadece bir asırla sınırlandırılmış olmak, aşk için züldür, tahkirdir. Aşk, bundan utanır, kahrolur, Mecnun olup çöllere düşer. Ve dahi elimizde kalan son muhabbet mesnedi de uçar, gider. Ondan sonra ne yaparız? Kime ya da kimlere âşık oluruz? İlginçtir, asrın geyiğinden çıkan sonuçlar aşkın lehine değil, onu hatırlatırım. Değerli aşkseverler, aşk bize küserse hâlimiz nice olur? Düşünmek bile insanı tedirgin ediyor. Üslubumuz alay ediyor şeklinde algılanmasın. Ne söylüyorsam samimiyetimdendir. Babalarımızdan, dedelerimizden, ninelerimizden dinlediğimiz o eski aşk hikayeleri yok artık. Gençlerin aşk anlayışı sadece ten alakalı. Leylâ ile Mecnun’un aşkından bahsettiğiniz zaman “Moruk, kaçıncı asırdayız” mızrağı göğsünüze değil kalbinize saplanıyor artık. Maalesef doğrudur efendim. Mesnevi çağında değiliz, “Matriks” devrindeyiz, mankenler sergisindeyiz. “Anlaşamazsak ayrılırız, hele önce bir deneyelim” sahilindeyiz. Nasılsa işin geyiğinde değil miyiz? Televole destekli gece firârîlerinin cirit oynadığı bir aşk? ülkesindeyiz. Televizyon başında henüz gençliğinin baharında bunları seyreden bir gencin hafızasına ve âlemine nakşolan bu sahneler, çok geçmeden meyvesini verir. Işıklı ve şatafatlı hayatın bedelini ödemek kolay değildir, sanıldığı gibi. Uzaktan davulun sesinin hoş geldiği elbet doğrudur; ama ne zamana kadar? Davuldan mümkün mertebe uzak kalındığı sürece. Yaklaşırsanız işin tılsımı bozulur. Bunlar revaçta olduğu müddet asrın geyikleri daima paradan yana olacaklardır. Çünkü kendilerine izletilen zehirli sahnelere ulaşmanın tek bir yolu var: Para. Napolyon’un vird-i zebanı. Dilinde zikir edindiği mergup meta. Hiç eskimeyen, asırlar ötesinden gelen yastık altı ve dahi banka sürgünü. En çok sevilen mahkûm: Para, para, para. Yokluğu herkeste en derin yara. Hülyalar, sevdalar, hayaller çoğaldı; ama Leylâlar azaldı maalesef. Leylâ, yalnızca bir aşkın terennüm edildiği son nokta değil. “Aşk nedir?” diye sorulduğunda “Yanıyorum abiii!” şeklinde alınan cevap değildir aşk. Kavuşulduğunda azalan ya da bitmeye yüz tutan değildir aşk. “Aşk bir sudur, iç iç kudur” kabilinden teranelerin toplumda ikâme edilmeye çalışıldığı zartalak efendinin düzmeceleri de değildir aşk. Nedir o zaman aşk? Fuzûlî üstat desin: İlim kesbiyle pâye-i rif’at Bir hayal-i muhal imiş ancak Aşk imiş her ne var âlemde İlim bir kıyl u kâl imiş ancak Evet, âlemin kendisi aşk zaten. Her ne varsa gözün gördüğü, görebildiği aşk adına var. Ve bütün bunların maverasında yani ötesinde, işte Leylâ var. Ancak, Mecnun olunmadan bulmak kime nasip olsa gerek? Mecnun, önce Leylâ dedi, Leyla için yerini yurdunu terk etti. Çölleri mesken edindi. Alay konusu oldu. Gülünç duruma düştü. En sonunda aradığını buldu: Leylâ’da Mevlâ’yı buldu. Şimdi mesnevi çağı değil, milenyum çağı ya da adına her ne denirse... Adına ilim denilen “izm”lerin karanlığında yolunu kaybetmiş, sözüm ona (z)âlim efendilerin çizdiği bataklık yolda giden gençlerin hedefinde Mevlâ olmadıktan sonra, varsın Leylâ da olmasın, aşk da olmasın. Ne çıkar? Nerdesin şehir kızı Leylâ? Nevfel’in orduları yok yanımda; ama son model silahlarla savaşırım senin için. Yeter ki bana Mecnun olmayı öğret! Per, 27/09/2007 - 09:16 — mehmet akbulut |
| | |
| LeyL için teşekkür edenler 2 kişi. | KaLpsiz (29-01-2008), Life_is_beautiful (29-01-2008) |
| | #2 (permalink) | |
![]() Resim aşığı Kayıt: 13.06.2007 Yaş: 33
Mesajlar: 9.336 İtibar Gücü: 107 | Alıntı:
| |
| | |
| | #3 (permalink) |
![]() " Sevda SözLü " Kayıt: 31.05.2007 Yaş: 22
Mesajlar: 757 İtibar Gücü: 22 | "Bir gün sana Leylâ’yı sorarlar a gönül Leylâda ki mânâyı sorarlar a gönül Esmâyı ha bilmedin ha bildin ne çıkar Ukbâda müsemmâyı sorarlar a gönül Mecnûn Leylâ’nın aşkıyla öylesine kendinden geçmişti ki, Her nereye baksa Leylâ’yı görür oldu. Artık adını soranlara bile; “Benim adım Leylâ! diyordu.” Dilinde ki virdi, gönlündeki derdi Leylâ idi. Leylâ’dan gayrı kimseyi de tanımıyordu. Leylâ ismi diğer bütün isimleri unutturmuştu O’na. Mecnûn âşık-ı sâdık olmuştu. Çünkü, aşkında sâdık olan, özge esmâ bilmezlerdi. Yine böyle deli-dîvâne “Leylâ!-Leylâ!” diyerek feryâd edip dolaşıyordu Mecnûn. Hem de şehrin orta yerinde, kalabalık bir mekanda. Leylâ bu yürek sızlatan feryâdı işitmiş ve derinden etkilenmişti. Gidip şu miskîne kendimi göstereyim de hâl, hâtır sorayım, dedi kendi kendine. Gece-gündüz kendisi için âh u efgân eden bu zavallıyı rahatlatmak istiyordu Leylâ. Bu arada Mecnûn şehrin dışına çıkmış ve Leylâ! Leylâ nidâları ile sahraya doğru yol almaya başlamıştı. Leylâ arkasından yetişerek Mecnûn’un önüne geçti, ancak Mecnûn Leylâ’ya hiç iltifat etmemişti. O kadar çok “Leylâ” diyordu ki, bu zikr-i kesîr sebebiyle kendinden geçmiş, bayılarak yer düşmüştü. Yattığı yerde dahî bütün âzâlarından “Leylâ” zikri yükseliyordu. Leylâ şaşkın bir vaziyette olup-bitenleri izliyordu. Mecnûn kendine geldiğinde karşısında gölgesi üzerine düşmüş bir varlık olduğunu farketmişti. Başını kaldırdı, gözlerini Leylâ’nın yüzünde gezdirdi ve “Sen kimsin?” diye sordu Leylâ’ya. “Hâlin nedir aşk elinden? dedi Leylâ. Mecnûn “Sana ne benim hâlimden. Dost musun, düşman mısın? Uzak dur benden!” dedi. “Adını anmaktan deli-dîvâne olduğun Leylâ benim. Nasıl olur da beni tanımazsın?” dedi Leylâ. Mecnûn’un yüzünde acı bir gülümseme belirdi ve sözlerini şöyle tamamladı: “ Bil ki; bütün âlem bana “Leylâ” olmuştur. Benim gönlüm lebâ-leb Leylâ doludur. Eğer sen Leylâ isen, bu bende ki Leylâ nedir? Anlaşıldı ki, Mecnûn artık Cunûn şehrinde ikâmet ediyordu. Bu şehrin ne makâmı ne de mekânı vardı. Zâten Mekânı belli olmayan iki yer vardı. Bunlardan biri “Hayret Vâdisi” diğeri “Cunûn Şehri” dir.” Hayret Vâdisi’nde ki şaşkınlığa düşmüş kimselerle(mütehayyir), Cunûn Şehri’nin mecnûnları bir araya gelerek halka oluşturdular ve kendilerinden geçmiş bir halde sohbete daldılar. Mecnûn da bu mecnûnlardan bir mecnûn olmuştu. Mecnûnlardan birisinin sorusu ile başlayan sohbet derinleştikçe tatlandı, tatlandıkça derinleşti. Mecnûn sordu Mütehayyir cevapladı: - Ey Mütehayyir! Okudun, yazdın ve mânâsını da anladın. Mânâyı nasıl anladın? Söyler misin? - Elif-bâ ile - Mânâ ne demektir? - Birin iki, ikinin bir olmasıdır. - Buna ne denir? - Kelime-i Tevhîd - Peki, Elif-bâ ne demektir? - Kâinâttaki gerçeklikler(realiteler) - Asıl olan hangi harftir? - Elif - Elif neyin aslıdır? Varlığın mı? Hâdiselerin mi? - Vârlığın değil, hâdiselerin aslıdır. - Elifin aslı nedir? - Nokta. - Elife mi yoksa noktaya mı varlık diyorsun? - Nokta’ya. Nokta sessiz varlıktır, ancak Elif’le konuşur. - Öyleyse iki tane varlık var? - Hayır! Elif ve nokta birdir. Arı’yı düşün! - Arı ne yapar? - Bal yapar; sevdirmek için! - Başka ne yapar? - Balmumu yapar; bildirmek için! Mütehayyir cebinden bir balmumu çıkardı ve; - İşte Nokta! dedi. Sonra balmumunu nefesiyle ısıtıp boyunu uzattı ve; - İşte Elif! dedi. O sırada mecnûnlardan biri ayağa kalktı ve; - Elif’in başka adı var mı? diye sordu. Mütehayyir; - Evet var! Gel de kulağına söyleyeyim dedi. Sonra kulağına bir şeyler fısıldadı. Kucaklaştılar. Mütehayyirin ifâdesine göre, o artık Leylâsız Mecnûn olmuştu. Çünkü Mecnûn Leylâ’ya dönüşmüştü. Bundan sonra her kim aradan Leylâ’yı çıkarırsa Elif’in diğer ismini de öğrenebilecekti. |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Ramazan’daki hedeflerimiz neler olmalı? | Gecem | On bir ayın sultanı | 0 | 14-09-2007 18:07 |
| Türkiye’deki CEO’lar 79 bin Euro’yla ’gelir lideri’ çıktı | CiwCiw | Son Dakika Haberleri | 1 | 28-08-2007 12:41 |
| ’Evden alo’ya yüzde 26.5 zam geldi, Türkiye ’şehiriçi’ oldu | defne | Son Dakika Haberleri | 0 | 16-01-2007 08:32 |
| Antartica daki tsunami | sweet_ | Fotoğrafçılık ve Resimler | 3 | 23-12-2006 00:19 |
| ’Dalga’yı bırakın YTL’yi ’Kurul’ ile Euro’ya endeksleyin | CiwCiw | Son Dakika Haberleri | 0 | 17-07-2006 20:33 |