Rüya Hakkında / Meşhur Rüyalar - Sayfa 2 - Herşeyde biraz 2de1


Herşeyde biraz 2de1 » Genel » Astroloji & Burçlar » Rüya Hakkında / Meşhur Rüyalar

Astroloji & Burçlar Burçlar , Fallar ve Kehanetler Kısacası Astrolojiye dair ne varsa burada paylaşalım...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11 (permalink) Alt 04-08-2007, 20:10
Sevda Çiçeğim
 
KãRdé£éN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

.·´¯`·-ღ Krã£'ım ღ-·´¯`·.
 
Kayıt: 18.06.2006
Yaş: 22
Mesajlar: 15.422
Rep gücü: 150
Rep derecesi: KãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama Fazla

 
ABRAHAM LİNKOL


Amerika eski Cumhurbaşkanlarından Abraham LİNKOLN, 14 Nisan 1865 yılının gecesinde şu rüyayı görmüştür.

"Beyazsaray'ın hizmetkarları telaşla, oradan oraya koşuşturuyorlar.Ve herkese Cumhurbaşkanlarının öldürüldüğü haberini veriyorlar.

Sabah olduğunda gördüğü rüyayı eşine ve yakınlarına anlatır.Tedirgin olmuştur.Bu sebeple o, günki kabine toplantısında bile bu rüyadan bahsetmek lüzumunu hisseder.Abraham LİNKOLN'ün yakınları bunu hayra yorar.Ve ömrünün uzayacağına delalet edeceğini söylerler.

Aynı günün akşamı Abraham LİNKOLN ve karısı, dostlarıyla birlikte tiyatroya gitmeye karar veririler.LİNKOLN'ün oturduğu locanın kapısı aralanır.Katil tabancasındaki bütün mermeleri LİNKOL'ün üzerine boşaltır.LİNKOL, oturduğu koltuğa cansız yığılır.

Böylece, rüyanın gelecekten haber veren işareti ile bir ülkenin devlet başkanı ölümle tanışır.Gördüğü rüyanın tesiriyle tedirgin olduğu günün akşamında, rüyası gerçekleşir.
KãRdé£éN Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #12 (permalink) Alt 04-08-2007, 20:11
Sevda Çiçeğim
 
KãRdé£éN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

.·´¯`·-ღ Krã£'ım ღ-·´¯`·.
 
Kayıt: 18.06.2006
Yaş: 22
Mesajlar: 15.422
Rep gücü: 150
Rep derecesi: KãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama Fazla

 
AKSENOV


Vladimir şehrinde Aksenov adlı genç bir tüccar yaşıyordu. Bu tüccarın iki dükkanı ile bir evi vardı.
Aksenov, yakışıklı, kumral kıvırcık saçlı, pek şen, sesi pek güzel bir adamdı. Gençliğinde çok içer, sarhoş olunca da taşkınlık ederdi, ama evlenince sarhoşluğu bıraktı, yalnız arada bir içtiği olurdu.
Bir yaz günü, Aksenov, Nijniy panayırına gitmek için hazırlandı. Ailesi ile vedalaşırken karısı:

-Ne olur İvan Dimitrieviç bugün gitme, dedi. Kötü bir rüya gördüm dedi. Aksenov güldü:
-Panayırda kafayı çekerim diye mi korkuyorsun yoksa? dedi.
-Neye korktuğumu bende bilmiyorum, ama fena gördüm; sözde şehirden yeni gelmişsin, şapkanı çıkardın, baktım, saçların bembeyaz olmuş. Aksenov güldü:
-Beyaz saç zenginliktir; bak gör, alışverişte kazanınca sana ne hediyeler getireceğim.
Sonra ailesiyle vedalaşıp yola çıktı. Yolu yarılayınca bir tanıdık tüccara rastladı, geceyi geçirmek üzere bir yerde durdular. Beraber çay içtiler, sonra yan yana olan odalarına çekilip yattılar.
Aksenov çok uyumayı sevmezdi; gece yarısı uyandı, serinlikte daha kolay yol almak için arabacıyı uyandırdı. Atları koşmasını söyledi. Sonra kerpiç kulübeye girdi, hancı ile hesabı görüp yola çıktı.
Kırk verst kadar yol aldıktan sonra, atlara yem vermek için durdu, hanın sofasında dinlendi, öğleye doğru merdiven başına çıktı, semaveri hazırlamalarını söyledi, eline kitarasını alıp çalmaya başladı.
Birden çıngıraklı bir arabanın hana yaklaştığı görüldü. Arabadan iki askerle bir memur çıktı, memur, Aksenov'un yanına yaklaşıp:
Kimsin? Nerelisin? diye sordu. Aksenov, kim olduğunu söyledi, sonra dönüp "Bir çay içmez misiniz ? "dedi. Ama memur:
Dün geceyi nerede geçirdin? Yalnız mı idin, yoksa bir tüccarla beraber mi? Sabahleyin tüccarı gördün mü? Handan niye bu kadar erken çıktın? " diye boyuna soruyordu. Aksenov, böyle sorguya çekilmesine şaştı kaldı; her şeyi olduğu gibi anlattı, sonra
"Ne diye beni böyle sorguya çekiyorsunuz? dedi. Ben ne hırsızım, ne haydut. Kendi işime gidiyorum. Beni sorguya çekecek ne var. " O zaman memur, askerleri çağırdı.
- Ben ilçe kaymakamıyım, dedi. Soruyorum, çünkü geceyi kendisiyle aynı handa geçirdiğin tüccar, boğazlanmış. Göster eşyalarını, sizde üstünü arayın. Hana girdiler, çantasını, torbasını aldılar, çözüp aramaya başladılar. Birden kaymakam, torbadan küçük bir bıçak çıkardı.
-Bu bıçak kimin ? diye haykırdı: Aksenov, baktı bıçak kanlı; kendi torbasından çıkmıştı, bunu düşününce korktu.
-Bıçak üzerindeki bu kan ne? Aksenov, karşılık vermek istiyor, ama ağzını açıp tek bir kelime söyleyemiyordu.
-Ben bilmiyorum... ben... bıçağı... ben... benim değil... O zaman kaymakam dedi ki: Sabahleyin, tüccar yatağında boğazlanmış olarak bulundu. Senden başka bu işi yapacak kimse yok. Han, içeriden kilitli imiş, içeride senden başka da kimse yokmuş. İşte kanlı bıçak da senin torbanda çıktı, hem yüzünden de belli oluyor. Söyle tüccarı nasıl öldürdün, ne kadar parasını aldın ?
Aksenov böyle bir şey yapmadığına yemin ediyordu, birlikte çay içtikten sonra bir daha tüccarı görmemişti, yanındaki 8000 ruble, kendi parası idi. Bıçak onun değildi. Ama sesi kısılıyordu, benzi kül gibi idi, gerçekten suçlu imiş gibi korkudan bütün vücudu tir tir titriyordu. Kaymakam, askerleri çağırdı, onu bağlayıp arabaya bindirmelerini emretti.
Aksenov, elleri ayakları bağlanıp arabaya bindirilince istavroz çıkardı, ağladı. Eşyalarını paralarını topladılar, kendisini yakın şehirdeki cezaevine yolladılar. Nasıl bir adam olduğunu sorup öğrenmek için Vladimir şehrine birini gönderdiler. Bütün tüccarlarla şehir halkı, Aksenov'un gençliğini içkiyle, eğlenceyle geçirdiğini, ama iyi bir adam olduğuna tanıklık ettiler.
20000 rublesini almakla suçlandırıp mahkum ettiler. Karısı, kocası için üzülüyor, ne düşüneceğini bilemiyordu. Çocuklarının hepsi de küçüktü, hatta bir tanesi henüz memedeydi. Kadın her şeyini toplayıp kocasının hapis yattığı şehre gitti. İlk önce içeri bırakmadılar, sonra amirlere yalvardı, onu kocasının yanına götürdüler.
Kendisini, hırsızlarla bir arada hapishane elbiseleriyle, zincirleriyle görünce bayılıp yere yıkıldı, uzun zaman kendine gelemedi. Sonra çocuklarını etrafına sıraladı, kocası ile yan yana oturdu, evde olup bitenleri birbir anlatmaya onunu başına gelenleri de uzun uzun sormaya başladı.
Kocası her şeyi anlattı.
Kadın: Şimdi ne yapmalı ? dedi:
Erkek: Çar'a yalvar, dedi. Suçsuz bir insan böyle yok olup gitmemeli.
Kadın, bağışlanması için Çar'a bir dilekçe sunduğunu, ama karşılık gelmediğini söyledi. Aksenov, bir şey söylemedi, sadece başını önüne eğdi.
Karısı dedi ki: Tevekkeli değil, o zaman rüyamda saçlarının bembeyaz olduğunu görmemiştim. Bak, işte kederden bembeyaz olmuş artık. O zaman yola çıkmayacaktın.
Sonra erkeğinin saçlarını düzeltmeğe başladı:
Vanya, canım dostum, dedi. Karına doğruyu söyle, bu işi yapmadın değil mi?
Aksenov: "Demek sen de benimle böyle bir şey yapabileceğimi düşündün!" dedi ellerini yüzüne koyarak ağladı.
Sonra bir asker geldi, kadınla çocukların dışarı çıkmaları gerektiğini söyledi. Aksenov, ailesiyle son olarak vedalaştı.
Karısı çıkınca Aksenov ne konuştuklarını aklından geçirmeğe başladı. Karısının bile öyle düşündüğünü, tüccarı sen mi öldürdün, diye sorduğunu hatırlayınca kendi kendine: "Görülüyor ki, Allah'dan başka, kimse gerçeği bilemiyordu, yalnız O'na yalvarmak lazım, yalnız ondan beklemek lazım." dedi.
O günden sonra dilekçe vermekten vazgeçti, başkasına ümit bağlamaktan vazgeçti, sadece Allah'a yalvarıyordu. Aksenov'u önce kırbaçlanmaya, sonra da Sibirya'da kürek cezası çekmeye mahkum ettiler.
Aksenov, Sibirya'da 26 yıl sürgün hayatı yaşadı. Saçları kar gibi bembeyaz oldu, sakalı uzadı, bembeyaz, ince uzun aşağı doğru sarkıyordu. Şen tabiatından eser kalmadı. Beli büküldü, sessiz sessiz dolaşır, az konuşur, hiç gülmez, boyuna Allah'a yalvarırdı.
Cezaevinde ayakkabı dikmeyi öğrendi, kazandığı paralarla bir Kutsal Takvim aldı, içeride ışık olduğu zaman okurdu, Tatil günlerinde de cezaevi kilisesine gidip Havariler'i okuyor, kilise korosunda ilahi söylüyordu, sesi hala güzeldi. İdare, uysal bir adam olduğu için Aksenov'u severdi, mahpus arkadaşları da ona saygı gösterirler "dede", "Allah adamı" derlerdi. İdare ile bazı işleri olunca arkadaşları hep Aksenov'u ricaya gönderirler, mahpuslar kavga edince, haklıyı haksızı ayırması için her zaman ona başvururlardı.
Evinden hiç mektup almıyor karısı ile çocuklarının sağ olup olmadıklarını bilmiyordu.
Bir gün sürgüne yeni mahpuslar getirdiler. Akşamleyin bütün eski mahpuslar yeni gelenlerin etrafını aldılar, hangi köyden, hangi şehirden olduklarını, kimin ne kadar ceza giydiğini sormaya başladılar. Aksenov da yeni gelenlerin kerevetlerine oturdu, başını önüne eğmiş, anlatılanları dinliyordu.
Mahpuslardan biri uzun boylu sapasağlam, altmış yaşlarında, tıraşlı beyaz sakallı bir ihtiyardı. Hikayesini şöyle anlattı.
- Ben arkadaşlar, buraya bir hiç yüzünden düştüm. Arabacının kızağından bir atı çözdüm. Hayvanı çalmışsın diye yakaladılar. Ben gideceğim yere daha çabuk varmak için atı saldım dedim. Sonra arabacı da dostum. Uygunsuz bir şey yok, dedim. Onlar hayır, çalmışsın, dediler. Neyi çaldığımı, nerede çaldığımı bile bildikleri yok. Daha çok eskiden beni buraya düşürecek işler oldu, ama ele geçiremediler, şimdi ise kanuna aykırı olarak getirdiler.
Şimdi: "Yalan söylüyorsun, Sibirya'ya gitmişsin, yalnız uzun zaman misafir kalmışsın" diyecekler...
Mahpuslardan biri sordu: Sen nerelisin?
Biz Vladimir'deniz. Şehrin yerlisiyiz, esnaf takımındanız. Adım Makar, baba adım Semeneviç.
Aksenov, başını kaldırıp sordu: Peki Semeniç, Vladimir şehrinde tüccar Aksenov'lardan söz edildiğini hiç duydun mu?
Duymaz olur muyum hiç? Zengin tüccarlar; yazık ki babaları Sibirya'da. Öyle anlaşılıyor ki, o da bizim gibi günahkarlardan. Ya sen dede, buraya nasıl düştün?
Aksenov, kendi kara yazısından konuşmayı sevmezdi; içini çekti:
Günahlarım yüzünden yirmi altı yıldır kürek cezası çekiyorum işte, dedi.
Makar Semenov: Ne gibi günahlar işledin? dedi.
Aksenov: "Herhalde hak etmiş olacağım." dedi, daha fazla söylemek istemiyordu; ama cezaevindeki öbür arkadaşları, Aksenov"un Sibirya'ya nasıl düştüğünü anlattılar. Yolda nasıl birinin bir tüccarı öldürdüğünü, bıçağı nasıl Aksenov'un torbasına attığını, bunun için nasıl onu mahkum ettiklerini anlattılar.
Makar Semenov, bu sözleri işitince Aksenov'a bakıp ellerini dizlerine çarptı:
Olur şey değil, olur şey değil! dedi. İhtiyarlamışsın dede.
Ona neye böyle şaşıp kaldığını, Aksenov'u daha önce nerede gördüğünü sordular, ama Makar Semenov, karşılık vermiyordu, sadece:
Şaşılacak şey çocuklar dedi. Bak nerede karşılaştık birbirimizle. Bu sözleri işitince, birden Aksenov'un aklına belki bu adam tüccarı öldüreni bilir, düşüncesi geldi.
Semenov, dedi, bu işi eskiden mi işittin, yoksa beni eskiden bir yerde görmüşlüğün var mı?
Makar Semenov: İşitmez olur muyum? Yerin kulağı var. Ama bu iş, çok eskiden olmuştu. İşittiklerimi unutmuşum, dedi.
Aksenov sordu:
Belki tüccarı kimin öldürdüğünü de işitmişsindir?
Makar Semenov, güldü: Bıçak kimin torbasından çıktı ise herhalde o öldürmüştür. Biri bıçağı senin torbana atmış da olsa mademki yakayı ele vermemiş, hırsız o değil demektir. Hem bıçağı senin torbana nasıl sokarlar? Torba başının altında imiş. Pekala duyardın.
Aksenov, bu sözleri işitince tüccarı öldürenin bu adam olduğunu düşündü. Kalktı oradan uzaklaştı. Bütün gece gözüne uyku girmedi. Müthiş içi sıkıldı; gözleri önüne neler gelmiyordu.
Kah karısını, en son, panayıra kendisini uğurladığı zamanki hali ile görüyordu. Onu canlı gibi görüyordu. Sonra çocukları, o zamanki halleriyle gözlerinin önüne geldiler, hepsi de minimini, birinin üstünde kısa paltosu, öbürünün önlüğü vardı. Kendisi de o zamanki gibi görüyordu; neşeli genç bir adamdı, yakalandığı hanın çardağında nasıl oturduğunu, nasıl kitara çaldığını, o zaman ne kadar sevinçli olduğunu hatırlıyordu. Kendisine dayak attıkları ceza meydanını, celladı, etrafta toplanan halkı, zincirleri, mahpusları, bütün yirmi altı yıllık mahpus hayatını hatırladı, ihtiyarlığını hatırladı.
Aleksey'in üstüne öyle bir sıkıntı çöktü ki, aklından kendi kendini öldürmek geçiyordu. "Hep şu cani yüzünden" diye düşündü. Makar Semenov'a karşı öyle bir hınç besliyordu ki, kendi felaketi pahasına da olsa, içinde intikam almak isteği uyanıyordu. Bütün gece dualar okudu, ama bir türlü kendini yatıştıramadı. Gündüzleri Makar Semenov'un yanına gitmiyor, hiç yüzüne bakmıyordu. Böylece iki hafta geçmişti. Bir gece cezaevi içinde dolaşmaya başladı, bir kerevet altında toprak atıldığını gördü. durup baktı. birden Makar Semenov, kerevet altından çıktı, korku ile Aksenov'a baktı. Aksenov, görmemezlikten gelerek geçip gitmek istiyordu; ama Makar elini yakaladı.
Duvarlar altından nasıl bir geçit kazdığını, her gün çizme konçlarına koyup toprağı dışarı taşıdığını, işe çıkarlarken de sokağa serptiğini anlattı: Yalnız moruk, ağzını sıkı tut, dedi, seni de alırım. Ama söylersen bana müthiş bir dayak atarlar, ben de senin yanına bırakmam, öldürürüm seni.
Aksenov, kendisine kıyan bu adamı görünce baştan aşağı kinle ürperdi. Ben buradan ne diye çıkayım, sen de beni öldüremezsin, çünkü beni çoktan öldürdü. Seni haber verir miyim, vermez miyim, bilmem. Allah nasıl dilerse öyle olur. Ertesi gün mahpusları işe çıkardıkları zaman askerler, Makar Semenov'un yere toprak serptiğini fark ettiler, cezaevi içinde araştırma yaptılar, deliği buldular, müdür cezaevine geldi:"deliği kim kazdı?" diye herkesi sorguya çekmeğe başladı.
Suçu kimse üstüne almıyordu. Bilenler Makar Semenov'u ele vermiyorlardı. Çünkü öldüresiye döveceklerini biliyorlardı. O zaman müdür, Aksenov'a döndü. Aksenov'un doğru bir adam olduğunu biliyordu: İhtiyar, dedi, sen doğru adamsın, Tanrı adına söyle, kim yaptı bu işi? Makar Semenov, sanki hiç bir şeyden haberi yokmuş gibi duruyor, hep müdüre bakıyor, Aksenov'a hiç bakmıyordu. Aksenov'un elleri dudakları titriyordu, ama uzun zaman ağzını açıp bir şey söyleyemedi.
Şöyle düşünüyordu: "Onu ele versem mi acaba? Beni mahvetti, ne diye onu bağışlayacak mışım? Bana çektirdiği için o da çeksin. Gerçeği söylersem, onu müthiş döverler. Ne diye boşu boşuna onu düşüneyim. Peki ama elime ne geçecek, içim daha mı rahat edecek?" Müdür tekrar: E, ihtiyar, dedi, hadi doğruyu söyle: deliği kim kazdı? Aksenov, Makar Semenov'a baktı: Söyleyemem, sayın bayım dedi, Allah söylememi emretmiyor. Ben de söylemeyeceğim. İstediğinizi yapın, irade sizin.
Ertesi gün, Aksenov, geceleyin kerevetine yattı, henüz dalmıştı ki, birinin yaklaşıp ayak ucuna oturduğunu işitti. Karanlıkta baktı, Makar'ı tanıdı.
Aksenov: Daha ne istiyorsun benden? dedi. Burada işin ne?
Makar Semenov, susuyordu. Aksenov, biraz doğruldu. Ne istiyorsun? dedi. Hadi git. Yoksa askeri çağırırım.
Makar Semenov, Aksenov'un üzerine doğru eğildi, fısıltı ile: İvan Dimitriç, dedi. Beni affet.
Aksenov: Ne diye af diliyorsun? Tüccarı ben öldürdüm, bıçağı torbana ben soktum. Seni de öldürmek istiyordum, ama avludan sesler geldi; bıçağı torbana soktum, pencereden atlayıp kaçtım.
Aksenov susuyor, ne diyeceğini bilemiyordu. Makar Semenov, kerevetten kaydı, yerlere kadar eğildi: İvan Dimitriç, dedi; affet beni, Allah aşkına affet! Tüccarı öldürdüğümü açıklayacağım, seni bağışlayacaklar. Evine döneceksin.
Aksenov: Senin için söylemek kolay, ama bir de bana sor! Nereye giderim şimdi? Karım ölmüş, çocuklarım beni unutmuşlardır; gidecek bir yerim yok...
Makar Semenov, yerden kalkmıyor, başını yere vuruyor: İvan Dimitriç, affet, diyordu. Şimdi gözlerine bakmak, ban yediğim kırbaçlardan daha ağır geliyor... Sen yine bana acıdın, beni ele vermedin. Allah aşkına beni bağışla, pişmanlık getiren caniyi bağışla!... dedi, hıçkırıklarla ağlamağa başladı: Allah seni affetsin, belki ben senden yüz kat daha kötüyümdür! Birdenbire içi açıldı. Evi barkı için tasalanmaktan vazgeçti, cezaevinden bir yere gitmek istemiyordu, sadece son saatini düşünüyordu.
Makar Semenov, Aksenov'u dinlemedi, suçlu olduğunu açığa vurdu. Evine dönme müsaadesi çıktığı zaman Aksenov, artık ölmüştü.
KãRdé£éN Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #13 (permalink) Alt 04-08-2007, 20:15
Sevda Çiçeğim
 
KãRdé£éN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

.·´¯`·-ღ Krã£'ım ღ-·´¯`·.
 
Kayıt: 18.06.2006
Yaş: 22
Mesajlar: 15.422
Rep gücü: 150
Rep derecesi: KãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama Fazla

 
FORSA


Akdeniz'in esatir yuvası nihayetsiz ufuklarına bakan küçük tepe, mini mini bir çiçek ormanı gibiydi. İnce uzun dallı badem ağaçlarının alaca gölgeleri sahile inen keçi yoluna düşüyor, ilkbaharın tatlı rüzgarlarıyla sarhoş olan martılar, çılgın naralarla havayı çınlatıyorlardı. Badem bahçesinin yanı geniş bir bağdı. Beyaz taşlardan yapılmış kısa bir duvarın ötesindeki zeytinlik, ta vadiye kadar iniyordu.

Bağın ortasındaki viran kulübenin kapısız methalinden bir ihtiyar çıktı. Saçı sakalı bembeyazdı. Kamburunu düzeltmek istiyormuş gibi gerindi. Elleri, ayakları titriyordu. Gök kadar boş, gök kadar sakin duran denize baktı, baktı.

-Hayırdır inşallah! dedi.

Duvarın dibindeki taş yığınlarına çöktü. Başını iki ellerinin arasına aldı. Sırtında yırtık bir çuval vardı. Çıplak ayakları topraktan yoğrulmuş sanılacaktı. Zayıf kolları kirli tunç rengindeydi. Tekrar başını kaldırdı. Gökle denizin birleştiği dumandan çizgiye dikkatle baktı. Fakat görünürde bir şey yoktu.

Bu, her gece uykusunda kendini kurtarmak için birçok gemilerin pupa yelken geldiğini gören zavallı, eski bir Türk forsasıydı. Esir olalı kırk seneden ziyade geçmişti . Otuz yaşında dinç, levent, kuvvetli bir kahramanken Malta korsanlarının eline düşmüştü.

Yirmi sene onların kadırgalarında kürek çekti. Yirmi sene, iki zincirle iki ayağından rutubetli bir geminin dibine bağlanmış yaşadı. Yirmi senenin yazları, kışları, rüzgarları, fırtınaları, güneşleri, onun granit vücudunu eritemedi. Zincirleri küflendi, çürürdü, kırıldı. Yirmi sene içinde birkaç defa, halkalarını, çivilerini değiştirdiler. Fakat onun çelikten daha sert adaleli bacaklarına bir şey olmadı.

Yalnız abdest alamadığı için üzülürdü. Daima güneşin doğduğu tarafı sol ilerisine alır, gözlerini kıbleye çevirir, beş vaktini gizli, gizli, işaretle eda ederdi. Elli yaşına gelince korsanlar onu "artık iyi kürek çekemez!" diye çıkarıp bir adada satmışlardı. Efendisi bir çiftçiydi. On sene kuru ekmekle onun yanında çalıştı.
Allah'a çok şükrediyordu.

"Öldükten sonra dirileceğime nasıl inanıyorsam, elli yıl esirlikten sonra da memleketime kavuşacağıma öyle inanırım" derdi.

En şanlı, en meşhur Türk gemicilerindendi. Daha yirmi yaşındayken Tarık Boğazı'nı geçmiş, poyraza doğru haftalarca, aylarca, kenar, kıyı görmeden gitmiş, rast geldiği ücra adalardan cizyeler ( vergiler) almış, irili ufaklı donanmaları tek başına hafif gemisiyle bertaraf etmişti.

O vakitler Türkeli'nde namı dillere destandı. Padişah bile kendisini saraya çağırtmış, maceralarını dinlemişti. Çünkü Hızır (as)'ın gittiği diyarları dolaşmıştı. Öyle denizlere gitmişti ki, üzerinde dağlardan, adalardan büyük buz parçaları yüzüyordu. Hedefleri tamimiyle başka bir cihandı.

Altı ay gündüz, altı ay gece olurdu! Karısını, işte bu, senesi bir büyük günle iki büyük geceden ibaret olan başka cihandan almıştı. Gemisi altın, gümüş, inci, elmas, esir dolu vatana dönerken, kenarsız denizin ortasında evlenmiş, oğlu Turgut Çanakkale'yi geçerken doğmuştu.

Şimdi kırk beş yaşında olmalıydı. Acaba yaşıyor muydu? Hayalini unuttuğu karlardan beyaz karısı acaba hala sağ mıydı? Kırk senedir, yalnız taht şehrinin, İstanbul'un minareli ufku hayalinden hiç silinmemişti.

"Bir gemim olsa gözümü kapar, Kabataş'ın önüne demir atarım" diye düşünürdü.

Altmış yaşını geçtikten sonra efendisi, onu sözde azat etti. Bu azat etmek değil, sokağa, açlığa, perişanlığa atmaktı. İhtiyar esir, bu viran bağın içindeki harap kulübeyi buldu. İçine girdi. Kimse bir şey demedi. Ara sıra kasabaya iniyor, ihtiyarlığına acıyanların verdiği ekmek parçalarını toplayıp dönüyordu. On sene daha geçti. Artık hiç kuvveti kalmamıştı. Hem bağ sahibi de artık kendisini istemiyordu.

Nereye gidecekti? Fakat işte, eskiden beri gördüğü rüyaları yine görmeğe başlamıştı. Kırk senelik bir rüya...

Türklerin Türk gemilerinin gelişi... Gözlerini elleriyle iyice ovdu. Denizin gökle birleştiği yere baktı.

Evet, mutlaka geleceklerdi. Buna o kadar emindi ki... -Kırk sene görülen bir rüya yalan olmaz! diyordu.

Kulübe duvarın dibine uzandı. Yavaş yavaş gözlerini kapadı. İlkbahar bir ümit tufanı gibi her tarafı parlatıyordu. Martıların:

- Geliyorlar, geliyorlar, seni kurtarmağa geliyorlar ! Gibi işittiği tatlı seslerini dinleye dinleye daldı.

Duvar taşlarının arasından çıkan kertenkeleler üzerinde geziniyorlar, çuvaldan esvabının içine kaçıyorlar, gür beyaz sakalının üstünde oynaşıyorlardı.

İhtiyar esir , rüyasında ağır bir Türk donanmasının limana girdiğini görüyordu. Kasabaya giden yola birkaç bölük asker çıkarmışlardı. Al bayrağı uzaktan tanıdı. Yatağanlar, kalkanlar güneşin aksiyle parlıyordu.

- Bizimkiler ! Bizimkiler!

diye bağırarak uyandı. Doğruldu. Üstündeki kertenkeleler kaçıştılar. Limana baktı. Hakikaten kalenin karşısına bir donanma gelmişti. Kadırgaların, yelkenlerin, küreklerin biçimine dikkat etti. Sarardı. Gözlerini açtı. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Ellerini göğsüne koydu. Bunlar Türk gemileriydi. Kenara yanaşıyorlardı... Gözlerine inanamadı.

"Acaba rüyam devam mı ediyor?" şüphesine düştü.

Fakat uyanıkken rüya görülür müydü? Kanaat getirmek için elini ısırdı. Yerden sivri bir taş parçası aldı. Alnına vurdu. Evet işte hissediyordu. Uyanıktı. Gördüğü rüya değildi. O uyurken, donanma, burnun arkasından birdenbire zuhur etmiş olacaktı.
Sevinçten, hayretten dizlerinin bağı çözüldü. Hemen çöktü. Kenara çıkan bölükler, ellerinde al bayrak. kalenin etrafına doğru ilerliyorlardı. Kırk senelik bir beklemenin son azmiyle davrandı. Birden kemikleri çatırdadı. Badem ağaçlarının çiçekli gölgeleriyle örtülen yoldan yürüdü.

Kenara doğru koştu. Koştu. Koştu. Karaya çıkan asker, ak sakallı bir ihtiyarın kendilerine doğru koştuğunu görünce:

- Dur! Diye bağırdılar.

İhtiyar durmadı; bağırdı.

- Ben Türküm, oğullar, ben Türküm! -

... Askerler onun yaklaşmasını beklediler .İhtiyar, Türklerin yanına yaklaşınca önüne ilk geleni tutup öpmeye başladı. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Haline bakanların hepsi müteessir olmuştu. Biraz heyecanı sükun bulunca ona sordular:

- Kaç yıldır esirsin ?

- Kırk! -Nerelisin ?

- Edremitli.

- Adın ne?

- Kara Memiş.

- Kaptan mıydın?

- Evet...

- İhtiyarın etrafındaki askerler birbirine karıştı. Bir çığlık koptu.

- "Beye haber verin ! Beye haber verin !" diye bağrışıyorlardı.

İhtiyarın kollarına girdiler. Kuş gibi deniz kenarına uçurdular. Bir sandala koydular. Büyük bir kadırgaya çıkardılar. Askerin içinde onun menkıbelerini bilmeyen, şöhretini duymayan yoktu. Biraz güvertede durdu. Sevinçten kırk senedir hasret kaldığı vatandaşlarını görmekten, şaşırmış, aptallaşmıştı. Ayağına bir çakşır geçirdiler.

Sırtına bir kaftan attılar. Başına bir kavuk koydular.

- Haydi. Bey'in yanına ! dediler.

Kendini kadırgaya getiren askerlerle beraber büyük geminin kıçına doğru yürüdü...Kara palabıyıklı, sırmalı esvabının üzerine demir, çelik zırhlar giymiş, iri bir adamın karşısına durdu.

- Sen kaptan Kara Memiş misin?

- Evet, dedi

- Hızır Aleyhisselamın geçtiği yerlerden geçen sen misin?

- Benim.

- Doğru mu söylüyorsun?

- Ne yalan söyleyeceğim?

- Aç bakayım sağ kolunu !

İhtiyar, kaftanının altından kolunu çıkardı. Sıvadı Bey'e uzattı. Pazusunda haç şeklinde derin bir yara izi vardı. Bu yarayı, gecesi altı aya süren bir adadan karısını kaçırırken almıştı. Bey ellerine sarıldı. Öpmeye başladı.

- Ben senin oğlunum ! dedi.

- Turgut musun?

- Evet.

İhtiyar esir sevincinden bayılmıştı. Kendine gelince oğlu ona:

- Ben karaya cenk için çıkıyordum. Sen gemide rahat kal, dedi. Eski kahraman kabul etmedi:

- Hayır. Bende beraber cenge çıkacağım.

- Çok ihtiyarsın baba .

- Fakat kalbim kuvvetlidir.

- Rahat et! Bizi seyret!

- Kırk senedir dövüşe hasretim. Oğlu:

- Vurulursun! Vatana hasret gidersin! diye onu gemide bırakmak istedi. Kara Memiş, o vakit birdenbire gençleşmiş bir kaplan gibi doğruldu. Duramıyordu. Kalkan, kılıç istedi. Sonra geminin kıçında sallanan sancağı göstererek:

- Şehit olursam bunu üzerime örtün!

- Vatan, al bayrağın dalgalandığı yer değil midir? Dedi.
KãRdé£éN Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #14 (permalink) Alt 04-08-2007, 20:16
Sevda Çiçeğim
 
KãRdé£éN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

.·´¯`·-ღ Krã£'ım ღ-·´¯`·.
 
Kayıt: 18.06.2006
Yaş: 22
Mesajlar: 15.422
Rep gücü: 150
Rep derecesi: KãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama Fazla

 
MÜSTAKBEL KATİL

Pierre Lucas arkadaşı ile alay etti. Henri Mignot, ciddi bir tavırla cevap verdi:

-Bu rüya başkaydı katledilmek üzere olduğuna inanıyorum. Sabırsızlanan Pierre:

-Seni istirahat etmek için Alsace'a çağırdım. Halbuki seni, hiç bir zaman bu kadar dertli gördüğümü hatırlamıyorum, diye söylendi. Henri:

-Dertli olmakta haklıyım, diye ısrar etti. Bu eve ilk defa geliyorum. Fakat rüyamda gördüğüm için her köşesini daha buraya gelmeden evvel, tanıyordum. Mesela başucundaki masada bir bardak su ile bir tabanca bulunduğu doğru değil mi?

Pierre hayret içinde:

-Evet nasılda bildin ? diye haykırdı.

-Rüyamda görmüştüm.

-Peki, nasıl öldürüleceğim ?

-Uyurken bıçaklanacaksın !

-Şu halde tetikte uyurum. Gel, bu saçmaları unutalım da biraz dolaşalım. İki erkek, beraberce evden çıktılar. Bahçede, çiçeklerle meşgul yaşlıca bir adam, onlar geçerken hürmetle şapkasının çıkardı. Henri Mgnot dona kalmıştı.

-Rüyamda seni öldüren adam buydu ! diye bağırdı. Pierre katıla katıla gülmeye başladı:

-İhtiyar Paul'ü katil mi zannettin? Ayol 20 yıldır yanımızda. Hepimize candan bağlı. Henri ısrar etti:

-Katilin bu olduğuna eminim. Onu başından sav. Fakat Pierre Lucas arkadaşının çılgınca ısrarlarına kapılacak adam değildi. Henri iki hafta müddetle, Pierre'e boş yere ihtarlarda bulundu.

Telgraf Pierre'den di:"Sırf içinin rahat etmesi için bahçıvanı kovdum" diyordu.

Henri'nin içi hakikaten rahat etmişti. O gece haftalardan beri ilk defa sakin bir uyku uyudu. Sabahleyin de neşe ile kahvaltı sofrasının başına geçti. Fakat gazeteyi eline alınca, dona kaldı. Baş sayfanın bir köşesinde büyük puntolarla şu yazılıydı: "Bay Pierre Lucas, bugün Alsece'deki evinde bıçaklanarak öldürülmüştür.

Maktulün sadık bahçıvanı Paul Remaunte, cinayeti işleyenin kendisi olduğunu itiraf etmiştir. Katil 20 yıllık hizmetten sonra, hiç bir sebep gösterilmeden kovulmasına içerlediği için, eski efendisini öldürdüğünü söylemiştir.
KãRdé£éN Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #15 (permalink) Alt 04-08-2007, 20:19
Sevda Çiçeğim
 
KãRdé£éN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

.·´¯`·-ღ Krã£'ım ღ-·´¯`·.
 
Kayıt: 18.06.2006
Yaş: 22
Mesajlar: 15.422
Rep gücü: 150
Rep derecesi: KãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama Fazla

 
RÜYANIN ÖNLEDİĞİ FELAKET



Geçen harp esnasında fırtınalı bir gün, C-23 numaralı İngiliz denizaltısı şafak sökmeden Harwicehe limanından ayrılmıştı. Buz gibi rüzgar, yağan yağmuru sulu sepken haline getiriyordu. Bütün o gün ve onu takip eden gece, denizaltı, güvertelerine vuran rüzgar ve sulu sepken tarafından kamçılana kamçılana, fırtınalı denizde çalkalanıp durdu.

Denizaltının havanın bu şiddetine tahammül edemeyeceğini düşünen kaptan, nihayet subaylarından Brandt'a dalma emrini verdi. "Kahvaltıdan sonra ön derinlik ölçü cihazının yanına bir gözcü koy. Geri kalan herkes bu gecenin 10'una kadar serbesttir. Bu saatten evvel, su yüzüne çıkamayacağımız muhakkak" dedi. Denizaltı daldıktan sonra vazife başında bulunmaları gerekenler hariç, bütün subaylar ve mürettebat uykuya geçti. Hiç olmazsa 10 saat uyuyacağını tahmin eden Brandt, başını yastığa koyar koymaz derin bir uykuya daldı. Rüya görmeye başladı. Bir mühimmat fabrikasında idi. Pantolonlu kadınlar mermileri barutla doldurmakla meşguldüler. Çalıştıkları odanın bir ucunda, üzerinde "müfettiş" yazılı cam bir bölmeyle ayrılmış kısım vardı. Buraya yaklaşan Brandt, kız kardeşinin içeride bir masa başında oturduğunu görür gibi oldu. Genç kadın, Bradt'ın bulunduğu istikamete baktığı halde, onu görür veya tanır gözükmüyordu. Aradaki kapıdan öteki odaya bakan Bradt, bir ateş dilinin, yerden kadınların mermileri doldurdukları odaya doğru, yılan gibi kaydığını dehşet içinde gördü.

Kız kardeşine bağırmak istediyse de, sesinin kısıldığını fark etti. Başı masanın üzerine düşen kadıncağız uyuyor görünüyordu. Brandt ona doğru koşmak isteyince bacakları hareket etmedi.

Sonra kulakları sağır edici infilak, etrafı toz, alev ve dumana boğdu. Brandt tekrar ileri atılmağa çalışırken başının yatağın tavanına vurmasıyla uyandı. Bir mühimmat fabrikasında değil, C-23 deniz altısında emniyetteydi !

Gördüğü rüyayı hatırlayınca yüksek sesle "Aman ne feciydi!" diye söylenmekten kendini alamadı. Biraz daha kendine gelince saatine bakmayı akıl etti, saat 10'du. Halbuki kaptan denizaltının saat 10'da su yüzüne çıkmasını emretmişti. Acaba kendisini niçin uyandırmamışlardı? Brandt heyecanla yataktan fırladı. Nöbetçinin yanına gidince onun uyuya kalmış olduğunu gördü. Adamcağız, Brandt kendisini sarsınca dahi uyanmadı. Adamın kalbini yokladı kalbi pek hafif atıyordu. Brandt, derin bir uykuda olan kaptanı dahi uyandıramadı. Bradt kendi kalbinde de bir ağırlık olduğunu ve nefes almakta güçlük çektiğini hissetti. Bunun üzerine adamların üzerine, kova kova su dökerek onları uyandırmaya çalıştı.

Bu surette uyanabilen üç kişinin yardımıyla denizaltıyı su yüzüne çıkardı. Kaportaları açınca ortalığın apaydınlık olduğunu görerek hayretler içinde kaldılar. Denizaltı 24 saat müddetle, yani kaptan emrettiği müddetten 12 saat daha fazla suyun dibinde kalmış ve bu 12 saat zarfında hava, gaz dumanlarıyla ağırlaşmıştı. Dumanlar Brandt'tan başka herkesi kendinden geçirmişti. C-23 limana dönünce Brandt kız kardeşinin bir mektubunu buldu.

Genç kadın şunları yazıyordu: Bu gün fabrikada korkunç bir felaket oldu. Kadınların mermi doldurdukları atölyede bir fimalk, 36 kadını öldürdü. Binanın içinde yüzlerce kişi ağır surette yaralandı. Ben, büyük bir talih esri olarak, yarasız beresiz kurtuldum. İnfilak, saat 10'dan az evvel oldu. Saat 10'da atölyeleri dolaşıp teftiş etmem lazımdı. Bu arada hayatımda ilk defa olarak masamın başında uykuya daldım. Uyurken seninle ilgili korkunç bir rüya gördüm. Rüyamda bir denizaltının içindeydim. Sen ve arkadaşların ölü olarak yatıyordunuz fakat nedense senin tamamıyla ölmediğine inanarak seni uyandırmaya çalıştım. Ne çare ki sesim kısıldığından kendimi sana işittiremiyordum. Tam bu sırada infilak beni uyandırdı.
KãRdé£éN Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #16 (permalink) Alt 04-08-2007, 20:21
Sevda Çiçeğim
 
KãRdé£éN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

.·´¯`·-ღ Krã£'ım ღ-·´¯`·.
 
Kayıt: 18.06.2006
Yaş: 22
Mesajlar: 15.422
Rep gücü: 150
Rep derecesi: KãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama FazlaKãRdé£éN Bu Üyemiz Bizden Biri Kurcalama Fazla

 
Şair Nabi

Şair Nabi, zamanın paşalarından birinin iltifatına mazhar olur ve beraberce hacca giderler. O devirlerde hacca deve ile gidilir. Develerin sırtına yüklenen mahmil ismi verilen, iki kişinin rahatça yolculuk edebileceği bir semer vardır.

Nabi ile Paşa da böyle bir deve de yolculuk ederler. Nihayet bir seher vaktinde Medine topraklarına girerler. Nabi, Peygamberin kabrini ziyaret edeceğim diye heyecanlanır, mahmilin öbür tarafında ise Paşa yatmış uyuyor. Bu durum Nabi' yi mütessir eder.

"İki cihan güneşi bulunduğu topraklara geldik. Biraz sonra Medine şehrine gireceğiz. Böyle yatmak hiç münasip olur mu?" diye düşünür ve bu heyecanla dudaklarından şu mısralar dökülür.

Sakın terk-i edebten kuy-ı mahbub-ı hudadır bu Nazargahı ilahidir, makamı Mustafa' dır bu...
Nabi farkında olmayarak bu mısraları birkaç kere tekrarlar. Her tekrar edişte sesi biraz yükselir. Ve nihayet öbür tarafta uyumakta olan Padişah uyanır.

-Nabi ne oldu, ne söylüyorsun, der. Nabi de :

- Efendim, Peygamberimizin kabr-i sadetlerinin bulunduğu Medine şehrine geldik de, bazı şeyler hatırladım, bunları söyledim. Paşa da Nabi' nin heyecanına katılır. Abdest alıp yay olarak Medine sokaklarında Ravza-i Mutahhara'ya doğru yürürler. Bu esnada kulaklarına bir ses gelir. Durup dinlerler.

Gelen ses Mescid-i Nebevi'nin minarelerinden yükseliyor. Sesi dikkatle dinleyince, biraz evvel Nabi' nin söylediği mısraların müezzin tarafından okunduğu anlaşılır. İyice duygulanırlar. Paşa Nabi'ye şöyle seslenir.

-Nabi bu hal nedir? Nabi de:

-Bilmiyorum, der.

Her ikisi de sükût ederler ve beraberce minarenin kapısına girerler. Müezzin minareden inmesini beklerler. Müezzin inince:

-O söylediklerin ne idi, onları ne için söyledin, sebebi nedir, diye sorarlar. Fakat müezzin bir türlü söylemez. Ne kadar ısrar ederse de ,

"Söylemem, kafamı kesseniz de söylemem!" deyince:

-Ama, der Nabi, Bunları biraz önce ben söyledim. Sana kim söyledi. Bu sefer müezzinin tavrı ve şekli değişir heyecanla:

-Senin ismin Nabi mi? der. Evet cevabını alınca müezzin Nabi'nin ellerine, Nabi de müezzinin boynuna sarılır. Bu dehşetli manzarayı seyreden Paşa, dayanamayıp:

-Nereden bildin bunun isminin Nabi olduğunu, Allah aşkına söyle, der. Müezzin rüyasını anlatır.

-Efendim, akşam abdestli olarak yatmıştım. Biraz evvel Peygamberimizi rüyamda gördüm. Ya müezzin kalk yatma. Benim aşıklarımdan biri benim kabrimi ziyarete geliyor. Şu cümlelerle minareden onu istikbal et, dedi. Ben de hemen kalktım. Abdest aldım. Peygamberimizin iltifatına mazhar olan aşık kimdir diye düşünerek minareye koştum.
KãRdé£éN Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
<<RüYaLaR Ve YoRuMLaRı>> GiRL_Léé Astroloji & Burçlar 52 09-07-2008 16:40
-Uçan Rüyalar- TILSIM Resimler ve Karikatürler 7 22-02-2008 11:35
Artık Rüya Kurmaktan Vazgeçip, Rüya OLmayı BekLersin.. BurcuUu_ Paylaşmak İstedikleriniz 9 09-01-2008 16:08
Rüyalar kayıt edilebilir mi? denizchi Bilelim Öğrenelim 0 18-06-2007 10:50
Ölüm Kokan Rüyalar-- PariLine_ Hikayeler ve Efsaneler 6 03-05-2006 08:52


Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:18 .

Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603