Osmanlıkızı
29-06-2007, 17:30
Gazeteci, Araştırmacı ve Yazar Ömer Fethi Gürer'in kaleminden Altunhisar
İki yüz yıl evvel "Anduğu vilayeti" olarak, daha sonra Konya Vilayeti, Niğde Sancağı Anduğu kazası isimleriyle anılmıştır. Altunhisar’a Ankara-Adana karayolu ile ulaşılacağı gibi Bor yönünden de gidlir. Tek ulaşım kanalı asfalt karayoludur.
1928 yılında Nahiye olan Altunhisar'ı, Cumhuriyet döneminde kasaba olarak tanıdık, bildik. Altunhisar Bor’a bağlıyken de 1991 yılında İlçe oldu. Niğde merkez , Emirgazi İlçesi (Konya), Bor, Çiftlik ve Aksaray ile komşu olan ilçenin, son nufus sayımına göre genel nüfusu 22 bin 284, merkez nüfusu 3 bin 839'dur. İlçenin kasabaları Ulukışla, Yeşilyurt, Yakacık, Çömlekçi, Karakapı, Keçikalesi'dir; Köyleri ise Akçaören ve Uluören'dir. Tarihteki adı Anduğu'dur. 1956 yılında Ortaköy bölgedeki Altıntaş Ovası'ndan esinlenilerek "Altunhisar" adını aldığı söylenir.
Su problemi
Altunhisar Ovası ile Kuzeyde Hasandağ ve Melendiz Dağı'na bakan yüzü, Altunhisar'ın doğa dokusunu oluşturur. Melendiz suyu üzerinde yapılan bir göleti bulunan Altunhisar’da, içme suyu, kaynak ve yeraltı sularından elde edilmektedir. Hasandağı'nın volkanik olması nedeniyle bölgede su kaynaklarının asitli ve kükürtlü olması, özellikle Keçikalesi, Karakapı, Uluören ve değişik evrelerde Akçaviran'da su sorununa neden olmaktadır.
Sulama suyu kimi bölgelerde yeraltı suları ile yapılsa da Keçikale ve çevresinde sulama suyu yoktur. Genelde İlkbaharda yağan yağmurlar ve Hasandağı'nın zirvesinden eksilmeyen kara karşın, susuzluk bölgede tarım alanlarından alınan verimi azaltmaktadır. Altunhisar Merkez, Yeşilyurt ve Ulukışla bölgesinde bağ bahçe ve tarla ürünleri ile ilgili çalışmalarda en azından bölge için olumlu sonuç alınmasına karşın sulama suyu önemli sorun oluşturuyor.
Tarim
Altunhisar merkezde ceviz, badem ve elma yetiştiriciliği öne çıkmaktadır. Sulanabilen arazilerde buğday ve arpa ekimi de yapılmaktadır. Sebze, meyve, karpuz ve kavun gibi tarımsal ürünler için de sınırlı verimli alanda emek ve çaba ile üretim yapılabilmektedir. Hayvancılık, bölgede önemli bir ağırlık tutmasına karşın hayvan otlama alanlarının sınırlı olması da bu alanda gelişmeyi engellemektedir. Bozkırlarda koyun, inek sürüleri taş aralarında ot arayarak gezinirler. Altunhisar’da bölge olarak hayvan pazarı ile oluşan çekim dışında küçük un işletmeleri olsa da ciddi bir iş alanı hala bulunmamaktadır. Yabancı yatırımcının oluşturduğu tarım alanlarında işçilik, evlerde halı dokuma dışında tarım ve hayvancılıkla geçim yolu arayanlar haricinde tek umut olarak eğitim kalıyor.
Altunhisar'da Sağlık Ocağı, Yataklı Devlet Hastanesi, lise, 3 ilköğretim okulu ve öğrenci yurdu da bulunuyor. Niğde Üniversitesi'ne bağlı bir Meslek Yüksek Okulu açılması da istenen ilçenin tarihi de oldukça eskidir.
Tarihi yapılar
Kapodakya Hükümdarlığı sınırları içinde varsayılan, Athar (Hasandağı) eteklerinde kurulu Anduğu olarak bilinen Altunhisar ile ilgili olarak, M.Ö. 334 yılında Bergama Krallığı döneminde Antigu (Altunhisar) adının geçtiği tarihi bilgilerde yer almaktadır. Roma ve Bizans dönemi kalıntılarının bulunduğu bölgede "Keçikalesi Argos" adıyla M.Ö. 319 yıllarında, Çömlekçi Bucağı'nın da M.Ö. 1200'lü yıllara uzanan tarihi var. 1071 yılından sonra Türkler'in eline geçen bölgede, birçok tarihi eser de yer alıyor. Mağara yapıların varlığı, kaleler, köprüler, hanlar ve kiliselerin kalıntıları bulunuyor.
Hatta Altunhisar'da Kınıktepe, Hanönü Köprüsü, köprü yakınındaki Ermeni Kilisesi'nin kaya sığınaklarının ve kasabanın 3 kilometre güneybatısındaki Kültepe denilen höyüğün korunması için uzmanların raporu var. 1978 yılında Öğretmen İbrahim Hıra, dönemin Belediye Başkanı Kemal Dilcan, yazar-araştırmacı-gazeteci Vahap Okay gibi Altunhisarlılar'ın, ilçedeki tarihi yerlerin önemsenmesi yönünde çabaları da oldu. Kırk kilise, Kanlıceviz, Kınık tepesi, Sarayönü, Leşkeri tepesi, Hamamönü, Celemeddin, İnciyüz, Ören Kültepe, Han ve Karaasmaz, özelliği olan bölgeler olarak biliniyor. İlçede Karamanoğulları'ndan kalan bir tarihi cami, bir hamam, Aşık Tahiri Anıtı, yamaçta Altunhisar, bir kilometre ötede 150 yıl öncesine kadar kullanıldığı bilinen mağaralar, han ve köprü kalıntıları, Yeşilyurt Kasabası'nda Roma Kilisesi, Ören yerindeki kaleler, Keçikalesi, Yeşilyurttaki mağaralar, Çömlekçi'deki çömlek yapımı, bölgeye ilgi duyanların ilk anda görebilecekleri yerlerdir.
"Olmaz" denen topraklarda barınmak
Uluören'deki 80 metre derinden merkeplerle ve bilek gücü ile yıllarca su çeken köy halkının yaşadığını anımsamak isteyenler de su kuyularının bulunduğu alanı gezebilir. "Çöl" filminin sahnelerini andıran bölge, Altunhisar ilçesi için gün gelecek çekim alanı olacaktır. Bölge insanının Hasandağ'ın acımasızlığına nasıl direnip de ata yurtlarında barındığı ve "olmaz" denen topraklarda neler yaptıklarını anlamak için de Ulukışla'ya gitmek yeterli olacaktır. Akçaviran'da Almacıların evleri, Akmanlar'da taş yağmış alandaki yaşam çilesi de ayrı bir görünümdür. Altunhisar için en güzel olan yer, Yeşilyurt'tur; Vadiyi andıran Yeşil alandaki tarihi kalıntılardır. Gelecekte bu bölge ciddi incelenirse çok kalıntı elde edilir.
Ormanlar yok oldu
Bir zamanlar dağda orman varmış. Fakat tıpkı keklikler gibi onları da yanlış kafalar yok etmiş. Şimdilerde ufak tefek de olsa, dağda orman kalıntıları gibi görünümler oluşuyor. Bölgede ağaçlandırma önemli bir ihtiyaç ama suya dayanacak ağaç dikmek şartıyla. Bir de bölgede ponza taşı bir dönem iyi iş yapıyordu ama onun da özelliği mi kalmadı ne!
Hasandağ eteklerindeki köyler ile kasabalar da ilçeye bağlandı. Altunhisar, bölgenin eski yerleşim birimi olsa da gelişme içine girememişti. İlçe olması ile yapısı değişime başladı. Resmi kurum ve kuruluşlar bölgede yapılandı. Lojmanlar yapıldı. İlçe olmak, Altunhisar'a yaradı.
Altunhisar'ın, bir tepe yığınının üzerine kurulmuş görünümü değişime başladı. 1926 yılında Bor ile Altunhisar arasında ilk şose yol yapımı gerçekleşmişti. Bu yol yapılmadan Bor ile ulaşım sağlamak çok zormuş. Şose yol sonrası yapılan asfalt yol, Altunhisar'ın eteklerinden geçerdi. Eski Ankara yolu olarak da kullanılan bu yolun, Altunhisar içinde kalan virajında, son yıllarda trafik açısından sıkıntı yaşanıyordu. Bu yolun 200 metre aşağı alınmasıyla, olası kazaların önüne geçileceğini yazardık. 2000 yılının ilk aylarında da bu yönde bir yazımız daha oldu ve sonunda önerimiz bu kez dikkate alındı ve yeni yol açıldı. İlçenin yeni taşındığı düz alandaki inşaatların tamamlanması, görünümü değiştiriyordu. Kasaba, ilçe olmanın en azından şekilsel keyfine varıyordu.
İlçeye yıllardır ciddi yatırım yapılmamıştı. Halk geçimin hayvancılık ve tarım yaprak sürdürüyordu. Toprak da çok verimli değildi. Ulukışla kasabasının örnek çalışması ile oluşan bir güzellik dikkat çekiyordu. Tarihi derinlikleri olan Altunhisar'da turizme yönelik çalışmalar da ihtiyaçtı.
Yukarıda da özetlediğim gibi Kınık tepesi, Hanönü köprüsü, kaya sığınakları, Yeşilyurt'ta kilise ile mağaralar, Altunhisar'da mağaralar, türbe, Aşık Tahiri anıt mezarı, Keçikalesi ve Altunhisar bir saat uzakta yöre halkının anlatımı ile at sırtında gidilen bir kale (ki bu kalenin kapısı olmadığı için içine girilemediği söylenir) önemli eserlerdi.
Bozulan mağaralar
Yıllar önce aldığım notlarda, Yeşilyurt kasabasında 1975 yılında yol açma çalışmaları sırasında, duvarında freskler çıkan mağaraların sonradan toprakla doldurulduğu ya da bozulduğu da yer almaktadır. Ihlara'nın vadi olarak benzeri, bu bölgede yeterince gün ışığına çıkarılamamıştır.
Altunhisar'ın tarihi değerleri çok öne çıkmamıştır. Eserlerin bir tanıtım panosu dahi yoktur. 1976 yılında dönemin belediye başkanı Kemal Dilcan'ın talebiyle Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü, o yıllarda kasaba olan Altunhisar'da bir incelemede bulunmuştu.
3 Ağustos 1976 tarihinde Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nce yazılan yazıda Altunhisar'da Kınıktepe, Hanönü Köprüsü, köprü yakınındaki Ermeni Kilisesi'nin, kaya sığınaklarının ve kasabanın 3 kilometre güneybatısındaki "Kültepe" denilen höyüğü 1710 Sayılı Yasa'nın bir maddesinin kapsamına giren eski eser olduğunun anlaşıldığı ve adı geçen eserlerin mahalli tedbirlerle korunması gerektiği bildirilmişti.
Altunhisar ile ilgili arkeolojik durum raporunda, o yıllarda seksiyon şefi sonra da müze müdürü Erol Faydalı ile Asistan Denizay Altay'ın imzaları vardı. Kınıktepe'de Hellenistik, Roma, Frig Dönemi'ne M.Ö. 1000 yıllarına ait yüzey bulgularına erişildiği, höyüğün otla kaplı olması nedeniyle detaylı araştırma yapılmadığı yazılmıştı. Aradan geçen bunca yıldan sonra acaba bu bölgede kazı yapıldı mı? Hanönü Köprüsü'nün de Selçuklular'a ait olduğu sanılıyordu ve Kınıktepe ile Altınhisar arasında bulunan köprü, 3 kemerli olup, raporda ortasından dere aktığı yer alıyordu.
Kemerlerin taştan örüldüğü, üzerinin moloz taşlarla doldurulduğu, köprü kemerlerinin yatık olan ana blok üzerine oturduğu da raporda kaydedilmişti. Köprünün kemerlerden başka özelliği kalmadığı ve kitabesinin bulunmadığı da saptanmıştı. Köprüye tahminen 250 -300 metre mesafede ve han olduğu sanılan yapının Ermeni Kilisesi olduğu anlaşılmış. Yapının dikdörtgen planlı ve üç sahanlı olup, gözenekli siyah kesme taştan inşaa edildiği belirlenmişti.
M.S. 18 YY'a ait olduğu tahmin edilen kilise ile ilgili detaylar da raporda yazılmıştı. Kaya sığınakları da incelenmişti. İki katlı, içlerinde nişler bulunan çeşitli ebattaki odacıklara da bakılmış, odacıklardan birinde haç işareti ile bir kilise tespit edilmişti. Toprakla dolu bu bölüm yanında mağaraların hayvan ağılı olması ve ateş yakılması nedeni ile duvarları isle kaplı olduğu için detaya inilememiştir.
Kültepe'de bulunan baltamsı taşların da eski tunç devri başlarına ait olabileceği raporda yer almıştı. 24.6.1976 tarihli bu rapor, bölgenin bazı bölümlerinden bilgi sağlaması açısından önemlidir. Altunhisar ilçe olmuştur. Tarihi eserlerinin yerinde ve düzenli bir tetkiki yapılmalıdır. ‘Üzeri ot kaplı, inceleyemedik’ demek yerine bölgelerin derin araştırması yapılmalıdır.
Eski başkan Kemal Dilcan, İbrahim Hıra, Vahap Okay gibi isimlerin emeği ve çabası ile bazı eserler saptanmıştır. Bu eserler korunmalı, açığa çıkarılmalı, tanınmalıdır. Karaman Camii, Sarayönü, İnciyüz, Kırk kilise, Celemedin, Kanlıceviz, Keçikalesi, Leşkeri tepesi, Beştepeler, Ören, Kültepe, Han, Kilise ve Karaasmaz'da çalışmalarda bulunulması, ilçeye özellik katacaktır.
Ulukışla adı ile bölgemizde üç ayrı yerleşim yeri vardır. Aksaray Ulukışlası İle Altunhisar Ulukışlası kasaba, Niğde Ulukışlası ise ilçe merkezidir. Niğde'de iki Ulukışlayı karıştırmamak için Tren Ulukışlası ile Hasandağ Ulukışlası diye halk arasında adlandırma yapılırdı.
1955 yılında belediye olan Ulukışla'da, köy enstitüsü mezunu İlyas Kıvrakdal ile Hamit Demirtaş'ın belediye başkanlıkları dönemlerinde 1974 yıllarında farklılaşma başladı. Kasabalı, dayanışma ile sorunlarını çözmeye yöneldi. İlyas Kıvrakdal çok emek verdi. Yirmi altı yıl sonra yeşil bir bölge verimli oldu. Verimsiz alanlar kazanıldı. Sulama suyunun yanında bilinçli tarım da kasabanın çehresini değiştirdi
Hasandağ
Hasandağ eski volkanik bir dağ olarak çevresindeki yerleşim yerlerinden öte yüksekliği ile anılır. Hasandağ'ın 3 bin 255 metre yüksekliği ile görkemli bir görünümü vardır. Hasandağ'ın tarihi adının "Athar" olduğu bilinir. Hasandağ'da kuzey ve güneyinde volkanik yapılı kırmızı ve siyah renkli tepelere halk küçük Hasandağı, Hüseyin dağı ve Kılıç dağı demektedir.
Ulukışla kasabası ile Ihlara kasabası arasındaki Kılıç Dağı'nın eteklerinde Kitreli- Melendiz silsilesinin başladığı yerde büyük bir geçit olarak Ahır kapu geçiti bulunur. Ihlara, Anduğu, Tyana arasındaki en kısa yol budur.
Büyük Halk ozanı Karacaoğlan'ın beş altı yaşlarında iken o yıllarda yaylaya gelen Adana Kozan yörükleri tarafından alınıp Kargın Köyü'ne götürüldüğü. Çukurova'da da dillerde dolaşan bir konu olduğu, bölgede rivayet olunmaktadır.
Hasandağ'ın zor koşullarına göğüs geren, emek veren, uğraş veren, direnen bölge halkı sonuçta Hasandağ'ın güzelliklerini keşfedip ondan yararlanma yönünde hareketlenme içindedir. Nereden nerelere gelindi. "Mahrumiyet köyleri, geri kalmış bölge" olarak anılan Hasandağ'ın eteklerindeki yerleşim yerlerinde şenlikler dahi yapılacak değişim yaşanıyor. İyi ve güzel de oluyor.
Çanak çömlek patladı
Çocukluk yıllarımızda "çanak çömlek patladı" diye bir oyun vardı. Çanak Çömlek çok olunca oyunlar da bundan nasibini alıyordu. Yaşam değişti oyunlar bilgisayarlara geçti. Evlerde su testileri bulunurdu, yemekler toprak tencerelerde yapılırdı. Kışlıklar çömleklerde saklanırdı. Bir de kelle tandıra çömlek ile gömülünce tadı ayrı güzel olurdu.
Altunhisar'a bağlı Çömlekçi Köyü, toprağa şekil veren ve çömlek türü iş yapan yerdi. Çömlekçiliğin sanat olduğu bu bölgede değişik evrelerde meslek yaşatılması için çalışmalar yapıldı. Ürünlere talep gerileyince pazar bulma şansı azaldı. Çömlekler testiler evlerde aksesuar olarak bulunmaya başladı. Toprak tencereler artık nostalji amacıyla alınıyor. Çiçek saksıları olarak pratik kaplar kullanılıyor. Kırlma riski az, kullanımı basit, taşınması daha kolay plastik kaplar saksı olarak kullanılıyor.
Çömlek yapımı belli bir maharet gerektiriyordu. Ustalar el ve ayaklarını da kullanarak değişik şekil ve düzenlemeler yapıyorlardı. Nevşehir Avanos'ta bu konu bir sektöre dönüşmüş ve turizmde önemli bir gösteri merkezi oluşmuştu.
Çömlekçi yerleşim yeri gözden ırak gönülden ırak kalmış. Son yıllarda mesleğinin dirilmesi yönünde çaba ve çalışmalar arttı. Yeni dönem geçmişte ihmale uğramış mesleğin dirilip gelişmesi üzerine kuruluyor. Yapılması gereken çok iş var. Öncelikle ürünler için pazar yaratma konusu önemli olacak. Pazar payının artması ile mesleğe bakış da değişebilir. Gelir olan yere yönelme artar. Salt çömlekçilik sanatını yaşatmak değil, geliştirmek, katkı yaratmak için düşünceler de üretmekte yarar var.
Hasandağ'ın eteklerinde emek ile şekillenen çömleklerin yapıldığı bölge geri kalmış alanlardandır. Hasandağ'ın kara yüzlü kayalarının taşlarının arasında yeşil, uğraş ile doğar. Çömlek yapımı için hammadde usta ve atölye buluşmasının gerçekleştiği yöre için gelecek güzel olabilir.
İki yüz yıl evvel "Anduğu vilayeti" olarak, daha sonra Konya Vilayeti, Niğde Sancağı Anduğu kazası isimleriyle anılmıştır. Altunhisar’a Ankara-Adana karayolu ile ulaşılacağı gibi Bor yönünden de gidlir. Tek ulaşım kanalı asfalt karayoludur.
1928 yılında Nahiye olan Altunhisar'ı, Cumhuriyet döneminde kasaba olarak tanıdık, bildik. Altunhisar Bor’a bağlıyken de 1991 yılında İlçe oldu. Niğde merkez , Emirgazi İlçesi (Konya), Bor, Çiftlik ve Aksaray ile komşu olan ilçenin, son nufus sayımına göre genel nüfusu 22 bin 284, merkez nüfusu 3 bin 839'dur. İlçenin kasabaları Ulukışla, Yeşilyurt, Yakacık, Çömlekçi, Karakapı, Keçikalesi'dir; Köyleri ise Akçaören ve Uluören'dir. Tarihteki adı Anduğu'dur. 1956 yılında Ortaköy bölgedeki Altıntaş Ovası'ndan esinlenilerek "Altunhisar" adını aldığı söylenir.
Su problemi
Altunhisar Ovası ile Kuzeyde Hasandağ ve Melendiz Dağı'na bakan yüzü, Altunhisar'ın doğa dokusunu oluşturur. Melendiz suyu üzerinde yapılan bir göleti bulunan Altunhisar’da, içme suyu, kaynak ve yeraltı sularından elde edilmektedir. Hasandağı'nın volkanik olması nedeniyle bölgede su kaynaklarının asitli ve kükürtlü olması, özellikle Keçikalesi, Karakapı, Uluören ve değişik evrelerde Akçaviran'da su sorununa neden olmaktadır.
Sulama suyu kimi bölgelerde yeraltı suları ile yapılsa da Keçikale ve çevresinde sulama suyu yoktur. Genelde İlkbaharda yağan yağmurlar ve Hasandağı'nın zirvesinden eksilmeyen kara karşın, susuzluk bölgede tarım alanlarından alınan verimi azaltmaktadır. Altunhisar Merkez, Yeşilyurt ve Ulukışla bölgesinde bağ bahçe ve tarla ürünleri ile ilgili çalışmalarda en azından bölge için olumlu sonuç alınmasına karşın sulama suyu önemli sorun oluşturuyor.
Tarim
Altunhisar merkezde ceviz, badem ve elma yetiştiriciliği öne çıkmaktadır. Sulanabilen arazilerde buğday ve arpa ekimi de yapılmaktadır. Sebze, meyve, karpuz ve kavun gibi tarımsal ürünler için de sınırlı verimli alanda emek ve çaba ile üretim yapılabilmektedir. Hayvancılık, bölgede önemli bir ağırlık tutmasına karşın hayvan otlama alanlarının sınırlı olması da bu alanda gelişmeyi engellemektedir. Bozkırlarda koyun, inek sürüleri taş aralarında ot arayarak gezinirler. Altunhisar’da bölge olarak hayvan pazarı ile oluşan çekim dışında küçük un işletmeleri olsa da ciddi bir iş alanı hala bulunmamaktadır. Yabancı yatırımcının oluşturduğu tarım alanlarında işçilik, evlerde halı dokuma dışında tarım ve hayvancılıkla geçim yolu arayanlar haricinde tek umut olarak eğitim kalıyor.
Altunhisar'da Sağlık Ocağı, Yataklı Devlet Hastanesi, lise, 3 ilköğretim okulu ve öğrenci yurdu da bulunuyor. Niğde Üniversitesi'ne bağlı bir Meslek Yüksek Okulu açılması da istenen ilçenin tarihi de oldukça eskidir.
Tarihi yapılar
Kapodakya Hükümdarlığı sınırları içinde varsayılan, Athar (Hasandağı) eteklerinde kurulu Anduğu olarak bilinen Altunhisar ile ilgili olarak, M.Ö. 334 yılında Bergama Krallığı döneminde Antigu (Altunhisar) adının geçtiği tarihi bilgilerde yer almaktadır. Roma ve Bizans dönemi kalıntılarının bulunduğu bölgede "Keçikalesi Argos" adıyla M.Ö. 319 yıllarında, Çömlekçi Bucağı'nın da M.Ö. 1200'lü yıllara uzanan tarihi var. 1071 yılından sonra Türkler'in eline geçen bölgede, birçok tarihi eser de yer alıyor. Mağara yapıların varlığı, kaleler, köprüler, hanlar ve kiliselerin kalıntıları bulunuyor.
Hatta Altunhisar'da Kınıktepe, Hanönü Köprüsü, köprü yakınındaki Ermeni Kilisesi'nin kaya sığınaklarının ve kasabanın 3 kilometre güneybatısındaki Kültepe denilen höyüğün korunması için uzmanların raporu var. 1978 yılında Öğretmen İbrahim Hıra, dönemin Belediye Başkanı Kemal Dilcan, yazar-araştırmacı-gazeteci Vahap Okay gibi Altunhisarlılar'ın, ilçedeki tarihi yerlerin önemsenmesi yönünde çabaları da oldu. Kırk kilise, Kanlıceviz, Kınık tepesi, Sarayönü, Leşkeri tepesi, Hamamönü, Celemeddin, İnciyüz, Ören Kültepe, Han ve Karaasmaz, özelliği olan bölgeler olarak biliniyor. İlçede Karamanoğulları'ndan kalan bir tarihi cami, bir hamam, Aşık Tahiri Anıtı, yamaçta Altunhisar, bir kilometre ötede 150 yıl öncesine kadar kullanıldığı bilinen mağaralar, han ve köprü kalıntıları, Yeşilyurt Kasabası'nda Roma Kilisesi, Ören yerindeki kaleler, Keçikalesi, Yeşilyurttaki mağaralar, Çömlekçi'deki çömlek yapımı, bölgeye ilgi duyanların ilk anda görebilecekleri yerlerdir.
"Olmaz" denen topraklarda barınmak
Uluören'deki 80 metre derinden merkeplerle ve bilek gücü ile yıllarca su çeken köy halkının yaşadığını anımsamak isteyenler de su kuyularının bulunduğu alanı gezebilir. "Çöl" filminin sahnelerini andıran bölge, Altunhisar ilçesi için gün gelecek çekim alanı olacaktır. Bölge insanının Hasandağ'ın acımasızlığına nasıl direnip de ata yurtlarında barındığı ve "olmaz" denen topraklarda neler yaptıklarını anlamak için de Ulukışla'ya gitmek yeterli olacaktır. Akçaviran'da Almacıların evleri, Akmanlar'da taş yağmış alandaki yaşam çilesi de ayrı bir görünümdür. Altunhisar için en güzel olan yer, Yeşilyurt'tur; Vadiyi andıran Yeşil alandaki tarihi kalıntılardır. Gelecekte bu bölge ciddi incelenirse çok kalıntı elde edilir.
Ormanlar yok oldu
Bir zamanlar dağda orman varmış. Fakat tıpkı keklikler gibi onları da yanlış kafalar yok etmiş. Şimdilerde ufak tefek de olsa, dağda orman kalıntıları gibi görünümler oluşuyor. Bölgede ağaçlandırma önemli bir ihtiyaç ama suya dayanacak ağaç dikmek şartıyla. Bir de bölgede ponza taşı bir dönem iyi iş yapıyordu ama onun da özelliği mi kalmadı ne!
Hasandağ eteklerindeki köyler ile kasabalar da ilçeye bağlandı. Altunhisar, bölgenin eski yerleşim birimi olsa da gelişme içine girememişti. İlçe olması ile yapısı değişime başladı. Resmi kurum ve kuruluşlar bölgede yapılandı. Lojmanlar yapıldı. İlçe olmak, Altunhisar'a yaradı.
Altunhisar'ın, bir tepe yığınının üzerine kurulmuş görünümü değişime başladı. 1926 yılında Bor ile Altunhisar arasında ilk şose yol yapımı gerçekleşmişti. Bu yol yapılmadan Bor ile ulaşım sağlamak çok zormuş. Şose yol sonrası yapılan asfalt yol, Altunhisar'ın eteklerinden geçerdi. Eski Ankara yolu olarak da kullanılan bu yolun, Altunhisar içinde kalan virajında, son yıllarda trafik açısından sıkıntı yaşanıyordu. Bu yolun 200 metre aşağı alınmasıyla, olası kazaların önüne geçileceğini yazardık. 2000 yılının ilk aylarında da bu yönde bir yazımız daha oldu ve sonunda önerimiz bu kez dikkate alındı ve yeni yol açıldı. İlçenin yeni taşındığı düz alandaki inşaatların tamamlanması, görünümü değiştiriyordu. Kasaba, ilçe olmanın en azından şekilsel keyfine varıyordu.
İlçeye yıllardır ciddi yatırım yapılmamıştı. Halk geçimin hayvancılık ve tarım yaprak sürdürüyordu. Toprak da çok verimli değildi. Ulukışla kasabasının örnek çalışması ile oluşan bir güzellik dikkat çekiyordu. Tarihi derinlikleri olan Altunhisar'da turizme yönelik çalışmalar da ihtiyaçtı.
Yukarıda da özetlediğim gibi Kınık tepesi, Hanönü köprüsü, kaya sığınakları, Yeşilyurt'ta kilise ile mağaralar, Altunhisar'da mağaralar, türbe, Aşık Tahiri anıt mezarı, Keçikalesi ve Altunhisar bir saat uzakta yöre halkının anlatımı ile at sırtında gidilen bir kale (ki bu kalenin kapısı olmadığı için içine girilemediği söylenir) önemli eserlerdi.
Bozulan mağaralar
Yıllar önce aldığım notlarda, Yeşilyurt kasabasında 1975 yılında yol açma çalışmaları sırasında, duvarında freskler çıkan mağaraların sonradan toprakla doldurulduğu ya da bozulduğu da yer almaktadır. Ihlara'nın vadi olarak benzeri, bu bölgede yeterince gün ışığına çıkarılamamıştır.
Altunhisar'ın tarihi değerleri çok öne çıkmamıştır. Eserlerin bir tanıtım panosu dahi yoktur. 1976 yılında dönemin belediye başkanı Kemal Dilcan'ın talebiyle Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü, o yıllarda kasaba olan Altunhisar'da bir incelemede bulunmuştu.
3 Ağustos 1976 tarihinde Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nce yazılan yazıda Altunhisar'da Kınıktepe, Hanönü Köprüsü, köprü yakınındaki Ermeni Kilisesi'nin, kaya sığınaklarının ve kasabanın 3 kilometre güneybatısındaki "Kültepe" denilen höyüğü 1710 Sayılı Yasa'nın bir maddesinin kapsamına giren eski eser olduğunun anlaşıldığı ve adı geçen eserlerin mahalli tedbirlerle korunması gerektiği bildirilmişti.
Altunhisar ile ilgili arkeolojik durum raporunda, o yıllarda seksiyon şefi sonra da müze müdürü Erol Faydalı ile Asistan Denizay Altay'ın imzaları vardı. Kınıktepe'de Hellenistik, Roma, Frig Dönemi'ne M.Ö. 1000 yıllarına ait yüzey bulgularına erişildiği, höyüğün otla kaplı olması nedeniyle detaylı araştırma yapılmadığı yazılmıştı. Aradan geçen bunca yıldan sonra acaba bu bölgede kazı yapıldı mı? Hanönü Köprüsü'nün de Selçuklular'a ait olduğu sanılıyordu ve Kınıktepe ile Altınhisar arasında bulunan köprü, 3 kemerli olup, raporda ortasından dere aktığı yer alıyordu.
Kemerlerin taştan örüldüğü, üzerinin moloz taşlarla doldurulduğu, köprü kemerlerinin yatık olan ana blok üzerine oturduğu da raporda kaydedilmişti. Köprünün kemerlerden başka özelliği kalmadığı ve kitabesinin bulunmadığı da saptanmıştı. Köprüye tahminen 250 -300 metre mesafede ve han olduğu sanılan yapının Ermeni Kilisesi olduğu anlaşılmış. Yapının dikdörtgen planlı ve üç sahanlı olup, gözenekli siyah kesme taştan inşaa edildiği belirlenmişti.
M.S. 18 YY'a ait olduğu tahmin edilen kilise ile ilgili detaylar da raporda yazılmıştı. Kaya sığınakları da incelenmişti. İki katlı, içlerinde nişler bulunan çeşitli ebattaki odacıklara da bakılmış, odacıklardan birinde haç işareti ile bir kilise tespit edilmişti. Toprakla dolu bu bölüm yanında mağaraların hayvan ağılı olması ve ateş yakılması nedeni ile duvarları isle kaplı olduğu için detaya inilememiştir.
Kültepe'de bulunan baltamsı taşların da eski tunç devri başlarına ait olabileceği raporda yer almıştı. 24.6.1976 tarihli bu rapor, bölgenin bazı bölümlerinden bilgi sağlaması açısından önemlidir. Altunhisar ilçe olmuştur. Tarihi eserlerinin yerinde ve düzenli bir tetkiki yapılmalıdır. ‘Üzeri ot kaplı, inceleyemedik’ demek yerine bölgelerin derin araştırması yapılmalıdır.
Eski başkan Kemal Dilcan, İbrahim Hıra, Vahap Okay gibi isimlerin emeği ve çabası ile bazı eserler saptanmıştır. Bu eserler korunmalı, açığa çıkarılmalı, tanınmalıdır. Karaman Camii, Sarayönü, İnciyüz, Kırk kilise, Celemedin, Kanlıceviz, Keçikalesi, Leşkeri tepesi, Beştepeler, Ören, Kültepe, Han, Kilise ve Karaasmaz'da çalışmalarda bulunulması, ilçeye özellik katacaktır.
Ulukışla adı ile bölgemizde üç ayrı yerleşim yeri vardır. Aksaray Ulukışlası İle Altunhisar Ulukışlası kasaba, Niğde Ulukışlası ise ilçe merkezidir. Niğde'de iki Ulukışlayı karıştırmamak için Tren Ulukışlası ile Hasandağ Ulukışlası diye halk arasında adlandırma yapılırdı.
1955 yılında belediye olan Ulukışla'da, köy enstitüsü mezunu İlyas Kıvrakdal ile Hamit Demirtaş'ın belediye başkanlıkları dönemlerinde 1974 yıllarında farklılaşma başladı. Kasabalı, dayanışma ile sorunlarını çözmeye yöneldi. İlyas Kıvrakdal çok emek verdi. Yirmi altı yıl sonra yeşil bir bölge verimli oldu. Verimsiz alanlar kazanıldı. Sulama suyunun yanında bilinçli tarım da kasabanın çehresini değiştirdi
Hasandağ
Hasandağ eski volkanik bir dağ olarak çevresindeki yerleşim yerlerinden öte yüksekliği ile anılır. Hasandağ'ın 3 bin 255 metre yüksekliği ile görkemli bir görünümü vardır. Hasandağ'ın tarihi adının "Athar" olduğu bilinir. Hasandağ'da kuzey ve güneyinde volkanik yapılı kırmızı ve siyah renkli tepelere halk küçük Hasandağı, Hüseyin dağı ve Kılıç dağı demektedir.
Ulukışla kasabası ile Ihlara kasabası arasındaki Kılıç Dağı'nın eteklerinde Kitreli- Melendiz silsilesinin başladığı yerde büyük bir geçit olarak Ahır kapu geçiti bulunur. Ihlara, Anduğu, Tyana arasındaki en kısa yol budur.
Büyük Halk ozanı Karacaoğlan'ın beş altı yaşlarında iken o yıllarda yaylaya gelen Adana Kozan yörükleri tarafından alınıp Kargın Köyü'ne götürüldüğü. Çukurova'da da dillerde dolaşan bir konu olduğu, bölgede rivayet olunmaktadır.
Hasandağ'ın zor koşullarına göğüs geren, emek veren, uğraş veren, direnen bölge halkı sonuçta Hasandağ'ın güzelliklerini keşfedip ondan yararlanma yönünde hareketlenme içindedir. Nereden nerelere gelindi. "Mahrumiyet köyleri, geri kalmış bölge" olarak anılan Hasandağ'ın eteklerindeki yerleşim yerlerinde şenlikler dahi yapılacak değişim yaşanıyor. İyi ve güzel de oluyor.
Çanak çömlek patladı
Çocukluk yıllarımızda "çanak çömlek patladı" diye bir oyun vardı. Çanak Çömlek çok olunca oyunlar da bundan nasibini alıyordu. Yaşam değişti oyunlar bilgisayarlara geçti. Evlerde su testileri bulunurdu, yemekler toprak tencerelerde yapılırdı. Kışlıklar çömleklerde saklanırdı. Bir de kelle tandıra çömlek ile gömülünce tadı ayrı güzel olurdu.
Altunhisar'a bağlı Çömlekçi Köyü, toprağa şekil veren ve çömlek türü iş yapan yerdi. Çömlekçiliğin sanat olduğu bu bölgede değişik evrelerde meslek yaşatılması için çalışmalar yapıldı. Ürünlere talep gerileyince pazar bulma şansı azaldı. Çömlekler testiler evlerde aksesuar olarak bulunmaya başladı. Toprak tencereler artık nostalji amacıyla alınıyor. Çiçek saksıları olarak pratik kaplar kullanılıyor. Kırlma riski az, kullanımı basit, taşınması daha kolay plastik kaplar saksı olarak kullanılıyor.
Çömlek yapımı belli bir maharet gerektiriyordu. Ustalar el ve ayaklarını da kullanarak değişik şekil ve düzenlemeler yapıyorlardı. Nevşehir Avanos'ta bu konu bir sektöre dönüşmüş ve turizmde önemli bir gösteri merkezi oluşmuştu.
Çömlekçi yerleşim yeri gözden ırak gönülden ırak kalmış. Son yıllarda mesleğinin dirilmesi yönünde çaba ve çalışmalar arttı. Yeni dönem geçmişte ihmale uğramış mesleğin dirilip gelişmesi üzerine kuruluyor. Yapılması gereken çok iş var. Öncelikle ürünler için pazar yaratma konusu önemli olacak. Pazar payının artması ile mesleğe bakış da değişebilir. Gelir olan yere yönelme artar. Salt çömlekçilik sanatını yaşatmak değil, geliştirmek, katkı yaratmak için düşünceler de üretmekte yarar var.
Hasandağ'ın eteklerinde emek ile şekillenen çömleklerin yapıldığı bölge geri kalmış alanlardandır. Hasandağ'ın kara yüzlü kayalarının taşlarının arasında yeşil, uğraş ile doğar. Çömlek yapımı için hammadde usta ve atölye buluşmasının gerçekleştiği yöre için gelecek güzel olabilir.