HIZLI ARAMA
| Anketçe Anketimize katılın, anket yaratın.. |
| Anketimiz: İşyerlerine Türkçe isim zorunluluğu getirilmeli mi? | |||
| Evet getirilmeli. | | 17 | 68,00% |
| Hayır getirilmemeli. | | 8 | 32,00% |
| Katılımcı sayısı: 25. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor | |||
![]() |
| | #11 (permalink) |
| Kayıt: 29.04.2006
Mesajlar: 507 İtibar Gücü: 14 | bence cok sacma getirilmemeli turkiyede yasiýan yabancilarida dusunmeliyiz biz nasil onlarin memleketinde kendi ismimizle bi sorun yasamiyosak onlarda bizim memleketimizde bi sorun yasamazisnlar bence |
| | |
| | #12 (permalink) |
| ~~O da artık evLi~~ Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 10.323 İtibar Gücü: 0 | bizim ülkemizdeki yabancı isimle işyeri açanların çoğu Türk akılları sıra yabancı isim takarak daha çok ilgi çekeceklerini sanıyolar ama dilimize büyük bi kötülük yapıyolar neyimiz var ki zaten bari dilimize sahip çıkalım arkadaşlar |
| | |
| | #13 (permalink) |
| Kayıt: 29.04.2006
Mesajlar: 507 İtibar Gücü: 14 | hmm orasini bilmiyosum bak..insanlar ne yapcaklarini sasirmislar yakinda kendi isimlerinide degistiriler ozentiden baska hic bisey degil |
| | |
| | #14 (permalink) |
![]() BeşiktAŞK Kayıt: 24.04.2006
Mesajlar: 320 İtibar Gücü: 13 | Oldum olasi yasaklara karsiyimdir. Hicbirseyi yasakla cözemezsiniz. Birakin insanlar istediklerini yapsinlar. Ha illaki Türkcemizi koruyalim diyorsaniz o ise önce bu siteden baslamak lazim gibime geliyor cünkü bir cogunuz Türkceyi katlediyorsunuz maalesef. Bunu bir elestiri olarak kabul edin lütfen. Ayrica dikkatimi cekti;" evet yasaklanmali" diyenlerin ya takma isminde (nickname) yabanci harfler var yada imzalari komple yabanci dilde. Hani insan bu ne perhiz bu ne lahana tursusu demekten kendini alamiyor... |
| | |
| | #15 (permalink) |
![]() ... . .-. .--. .. .-.. Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 7.764 İtibar Gücü: 34 | Herşey bitti de sıra şirket isimlerine mi geldi?Yabancı kelimeleri geçtim konuşurken bir bakın da görün dilimizi nasıl kirlettiğimizi (Sözüm meclisten dışarı) |
| | |
| | #16 (permalink) |
![]() (v)ÖmEriMmm(v) Kayıt: 21.04.2006
Mesajlar: 6.523 İtibar Gücü: 43 | getirilmelii ya nerde yaşıorsss :Pp |
| | |
| | #17 (permalink) |
![]() Bu kız Kalıcı :P Kayıt: 27.10.2006
Mesajlar: 5.829 İtibar Gücü: 56 | ) amannnnn amannn. getirmemeli olsun bakem |
| | |
| | #19 (permalink) |
| ~~O da artık evLi~~ Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 10.323 İtibar Gücü: 0 | BİLİM, SANAT VE FELSEFE DİLİ OLARAK TÜRKÇE Türkçe eğitim yapacağız Türkçe konuşacağız da, Türkçe konuşmak, Türk diliyle bilim, sanat ve düşünce ürünleri ortaya koymak ne demektir? Sanıyorum bir tepki olarak yabancı dille eğitime karşı çıkmak sorunun çözümüne yetmiyor. Deseler ki 'Tamam,yabancı dille eğitimi kaldırıyoruz ve her türlü olanağı daveriyoruz, buyurun, kendi dilinizle eğitim yapın,' nasıl bireğitim yapacağız ? Türkçe eğitim, Türkçe sözcüklerle yapılan eğitim midir? Ağzımızdan çıkan sözcükler Türkçe olduğundaTürkçe eğitim gerçekleştirdiğimizi sanmak çok büyük bir yanılgıdır; çünkü Türkçe konuşmak, Türkçe sözcüklerle birşeyi anlatmak anlamına her zaman gelmeyebilir. Onun için dilimiz konusunda duyarlılık geliştirirken, dilin sadece sözcüklerle anlatılan bir yapısı olmadığını, daha doğrusu, dilin dillesınırlı olmadığının ayırdına varmak gerekiyor. Bu bilinç çokgerekli bir şeydir, çünkü biz dilde yenilik, dilde değişim düşündüğümüz zaman, uzun yıllar sözcükleri değiştirerek bunu elde edebileceğimizi sandık. Oysa, biliyoruz ki dil,sözcüklerin toplamından çok fazla bir şeydir. Dilin dillendirdiğibir şey vardır: Dil yaşamı dillendirir. Dolayısıyla dil,yaşamdan ayrı bir varlığa sahip değildir. O zaman eğer bizTürkçenin bilincine varacaksak, Türkçenin can bulduğu, Türkçenin yüreğinin attığı o yaşamı düşünmeliyiz. Türkçe acaba nasılbir yaşamı anlatır? Türk dilinin ardında olan yaşam, ya da birazfelsefece söylersek yaşama dünyası nasıl bir dünyadır?'Yaşama dünyası' deyimi 20. yüzyılın başlarında, belli biranlamda kullanılmış çok önemli bir kavram; fenomenolojinin, belki,felsefe diline, söz dağarcığına kattığı bir kavramdır.'Yaşama dünyası'ndan çoğu zaman murat edilen şey, henüz kavramların ve dilin katılmadığı bir somut yaşam alanıdır; hertürlü düşünce, soyut kavram oluşumları o yaşama dünyasının üzerinde kurulur, üzerine inşa edilir. Ben öyle sanıyorum ki, biz dil üzerinde bu açıdan, dilin içinden çıktığı bu yaşamadünyasının bulunup keşfedilmesi açısından çok fazlaçalışmıyoruz. Bunun için Türkçeyle dillendirilen yaşamın ne olduğunu iyi bilmek gerekiyor, bu da, olağan ki, Türkçeyle yaşananyaşamın, hem tarih boyunca yaşanmış olan yaşamın, şu anda yaşanmakta olan yaşamın, ya da gelecekte yaşanılması düşünülen, tasarlanan yaşamın ne olduğu, ne olması gerektiği üzerinde bilinç geliştirmeyi gerektiriyor.Böyle bir bilinçle gerçekleştirdiğimiz çalışmalarla da Türkçenin geliştirilmesine katkıda bulunabiliriz diye düşünüyorum. Bizim dil konusunda çokfazla biçimsel düşündüğümüzü sanıyorum. Belki biraz semantik düzeyde, sentaktik düzeyde, dilbilgisi açısından; belki de çokdar anlamıyla dilbilim açısından düşünüyoruz. Oysa dilin beslendiği o yaşama dünyasının çok ayırdında değiliz. Bununçok ayırdına varmadığımız için yazılan kitaplara baktığınızda, bilimde, sanat alanında, düşünce alanında olsun,İngilizce düşünülüp, ya da Almanca düşünülüp Türkçe sözcüklerle anlatılan metinler görürsünüz. Eğer sorun sadeceTürkçe sözcükler kullanmaksa, sanatta, düşüncede ve bilimde, buyapılabilir; fakat o sözcüklerin içinden çıktığı yaşama dünyası ve Türkçeyle yaşama duruş, tavır geliştirilemezse;Türkçenin bize verdiği tavır çok iyi anlaşılmazsa, bu tavırla kendimizi besleyemezsek, ağzından Türkçe sözcükler çıkan bir yabancıya döneriz. Bu tavırla beslenebilmek için, öyle sanıyorumki, Türkçenin kaynağı olan, ninnilerin, masalların, destanların,tekerlemelerin, bilmecelerin, ruhunu özümsemek gerekiyor. Örneğin,'Ben felsefeciyim' deyip, yalnız felsefe metinleri üzerindedüşünüyor ve Almancadan, İngilizceden, Fransızcadan okuduğum metinlerin, sözcük sözcük Türkçedeki karşılıklarını bulmayı düşünüyorsam, ben bu yaklaşımla Türkçe felsefe oluşturamam. Ben bir fizikçi olarak fizikle ilgili bir sorunu, dilegetirirken İngilizce düşünüyor fakat Türkçe düşünmem gerektiğinin varsayarak, aklıma gelen İngilizce sözcüklerinTürkçe karşılıklarını koyuyorsam orada Türkçenin soluğu yok,bunu çok iyi bilmek gerekir. Artık dilimizle ilgili olarak yaptığımız tartışmaların düzeyini biraz daha yukarıya çıkarmak gerekir. Bundan böyle, yalnız sözcüklerde kalıp,sözcüklere takılıp, 'Vay efendim şu sözcüğü kullandın, bunu kullanmadın,' tartışmasını aşmak gerekiyor.Dilin kültürle, yaşama biçimimizle çok yoğun bir biçimde ilişkili olduğunu unutmamak gerekir; onun için daha dil öğrenme aşamamızda çocuklarımıza Türkçenin tadını duyurmak zorundayız. Bugün yazık ki çocuklar Türkçeyi televizyonlarda seyrettikleri bozuk dille öğreniyorlar. Oradaki çizgi filmler bizim kültürümüzle yakından uzaktan ilgili değildir. Masallarımızın,bilmecelerimizin, tekerlemelerimizin, türkülerimizin dili ve o dilibesleyen kaynak, kök giderek elimizden uçmaktadır. Biz dilimizle ilgili korumayı, Türkçe konusundaki duyarlılığımızı, sadecesözcükleri elimizde tutmak olarak anlarsak, bir gün geri dönüp baktığımızda ağzımızdan çıkan sözcüklerin Türkçe göründüğü halde Türkçe'nin köklerine özgü olmadığını büyük bir sarsıntıyla anlayıveririz. Böyle bir durumda artık Türkçenin canı çıkmıştır. Bize özgü olmayan bir ruhla,örneğin, Amerikan ruhuyla, Fransız ruhuyla, başka bir ruhla konuşulan, sanki bir yabancının Türkçe konuşması gibi garip birTürkçe ortaya çıkabilir. Buna çok dikkat etmek gerekir. Dilduyarlılığı, yaşama duyarlılığıdır, yaşama biçimi duyarlılığıdır, dünyayı ve gerçekliği algılama duyarlılığıdır. Bu duyarlılık da büyük ölçüde sanat yapıtlarıyla elde edilir, edebiyatla elde edilir.Küçük yaşta çocuklarımıza aktaracağımız bu dil bilinci ve dilbirikiminde çok dikkatli olmak zorundayız. |
| | |
| | #20 (permalink) |
| ~~O da artık evLi~~ Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 10.323 İtibar Gücü: 0 | Onlara Türkçenin tadını duyurmamız gerek, Türkçe konuşurken heyecan duymalılar,tıpkı bir Fransız nasıl kendi dilini konuşurken coşuyorsa,heyecanlanıyorsa, orada çok büyük bir sanat eserini, bir tiyatro oyununu gerçekleştirirmiş gibi el-kol hareketleriyle, sanki hücrelerinde yaşadığı ana dilini duyarak anlatabiliyorsa, biz de,kendi dilimizin coşkusunu o şekilde duyabilmeliyiz. 'Canım','iki gözüm' deyimleriyle örneğin. Bunlar bize özgü anlatım biçimlerinden. Oysa, artık bu tip deyimler giderek ortadan kalktı.Hep aynı biçimde konuşur olduk, çok değişik yaşama durumlarında bile hep aynı sözcükleri kullanır olduk. Yazık ki, belki deyabancı dil eğitiminin etkisiyle belki de yaşama dünyamıza girmişolan etkiler nedeniyle, yaşadığımız toplumsal, kültürel ve ekonomik değişimlerin ağırlığıyla, dilimizdeki oduyarlılığı yavaş yavaş yitiriyoruz; çünkü kendimize ait olan,dilimizin tadını yaşaya bileceğimiz büyük coşkulu yapıtlarıbulup çıkaramıyoruz. Çok kötü çeviri kitaplar okuyoruz, çok kötü, inanılmaz! Belki anlıyoruz o yazılanları ama ortadaTürkçe yitip gidiyor. Böyle bir istatistik, araştırma yapmadım;belki bilenleriniz yardımcı olabilir, ama bugün aydınlarımızın çoğu çeviri kitaplar okuyorlar ve kendimizin yazdığı yapıtları değerlendirmek, anlamlandırmak yerine, gözümüz sürekli olarakbatıya dönmüş. Batılı herhangi bir insanın yazdığı yapıtın,batının bizden çok ileride olduğunu düşündüğümüziçin,bizden birinin yazdıklarından çok üstün olacağınıvarsayıyoruz. Belki de o yabancı dil eğitiminin arkasında bu var;çünkü yabancı dille eğitim yapan bir okuldan çıkan, yabancıdille eğitim yapmayan bir okuldan çıkandan toplumsal konum olarakdaha yüksekte gözüküyor, iş bulma olanakları daha yüksek olduğuiçin oraya gidiyor. Demek ki bir yabancı dilin çarkından geçmişolmak yazık ki, bizim yaşama dünyamızda , değerler dünyamızda,anlam dünyamızda daha yüksek sayılıyor. Bu da kendi dilimizin,kendimize özgü yaşama dünyamızın kadrini, kıymetini, değerinibilmemekten kaynaklanan bir şeydir.Oysa yabancı diller bilebilmek,yabancı kültürlerin havasını solumak,kendi kültürümüzü anlamak için gereklidir.Kendidilimizin,kültürümüzün değerini anlamanın en önemli,engerçekçi yollarından biridir.Ne zaman yurt dışına gidip geri dönsem, Türkiye'de yaşadığıma hep şükrederim. Bir çok arkadaşım 'Allah kahretsin, yine Türkiye'ye dönüyoruz, yine saçma sapan şeylerle karşılaşacağız, yine elektrikler kesilecek, duş yaparken yinesular akmayacak, saçma sapan -eğitimci olanlarından söz ediyorum-bir sürü geri zekalı öğrenciye ders vermek zorunda kalacağız'diyor; çok karanlık bir Türkiye tablosuyla karşılaşacaklarını düşünüyorlar; kendi yaşama biçimlerini, kendi yaşama dünyalarını beğenmiyorlar. Kendi yaşam biçimini beğenmeyen,kendi yaşama dünyasından nefret eden böyle insanların dil konusundaki tutumlarının da yabancı dile doğru kayması bana doğalgeliyor. Oysa ben, ülkeme döndüğüm zaman, yaşadığımızçelişkilerin, inanılmaz tuhaflıkların bize özgü çok büyük birayrıcalık olduğunu, çok büyük bir artı olduğunu düşünüyorum. Biz, bize özgü olan yaşamın değerini bilip onu değerlendirmeye başladığımızda, kendi dilimizle birlikte bunu yapabildiğimizde, kendi dilimizin kaynağı olan yaşama dünyasını keşfedip, bundan çıkacak bilim, sanat ve düşünce ürünleriniüretmenin saygınlığını anlayabildikçe , giderek üniversitelerimizde kendi dilimizle yapılan araştırmaların veürünlerin hiç de batı dillerinde yapılandan değersiz olmadığını gösterebildiğimizde, dilimizle bilim sanat düşünce alanlarında varolma savaşında oldukça önemli adımlar atmış olacağız. Bu içine düştüğümüz eğitimde, değerlendirme düzenlerinin, yabancı dergilerde yayın yapmanın çok da marifet birşey olmadığını, sonuçta, bilim sanat ve düşünce alanlarındaki akademik çabaların bir kültür yaratma sorununun çözümüne yönelik çabalar olduğunu göreceğiz. O kültürlerde yaşayan, okültürlerde üretme tarzını benimsemiş ve bunu çok kolay taklitedebilen insanların batı dillerinde yayın yapabildiklerini anlayacağız. Belli kalıplar içerisine kendinizi sokarsanız, heleo kültürlerde eğitim almışsanız, işinizi yürütmek daha kolaydır. Kendi yaşama dünyamızla beslenendilimizle,bilimin,sanatın,düşüncenin evrensel sorunlarına katkıda bulunmak: İşte asıl çetin olan budur.Unutmayalım ki biz Türkçeyi geliştirmek zorundayız.Kültürümüzü, bu dünyadaki varlığımızı geliştirmek için.Türkçeyi geliştirmek demek, Türkçeyle kendi yaşamımızı yeniden yorumlamak ve yapılandırmak demektir, bir yapı kurmak demektir. Eskidille söylersek biz bir inşa etkinliği, bir inşa faaliyetiiçerisine girmek zorundayız. Onun için elbette kendi hayatımızı,kendi yaşamımızı kendi dilimizle dillendirmek durumundayız. Bunun bedeli daha ağır olabilir çünkü Türkçe yazılanlara karşı akademik yaşamın dudak bükmesi, küçümsemesi ile savaşmakzorundayız, Türkçe düşünebilmenin, Türkçe duyabilmenin,Türkçe algılayabilmenin, Türkçe yaşayabilmenin ne denli önemli,ne denli zor, çetin bir şey olduğunu insanlara gösterip, bütüngenç insanları bu yolda yürümeye özendirmeli ve bunun için onlara destek vermeliyiz. Yazarı:Prof.Ahmet İNAM |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Memurların sevk kağıdı alma zorunluluğu kalktı | Haberci | Son Dakika Haberleri | 0 | 20-07-2007 11:30 |
| Başkanlığa sürpriz isim | @izci@ | Spor Meydanı | 0 | 16-01-2007 07:57 |
| Mersin'deki 'tabelalarda Türkçe' zorunluluğu | Haberci | Son Dakika Haberleri | 0 | 17-12-2006 17:20 |
| SP mitinginde isim krizi | Haberci | Son Dakika Haberleri | 0 | 23-11-2006 02:50 |
| ...:::Yabancı isim kavgası:::... | @G@NT@ | Son Dakika Haberleri | 0 | 14-07-2006 20:06 |