Tekil Mesaj gösterimi
Alt 16-05-2008, 04:20   #6 (permalink)
KuLAhmet
Bölüm Moderatörü
 
KuLAhmet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ズ-яєSSα|\/|
Kayıt: 15.05.2008
Mesajlar: 2.282
Rep gücü: 66


SUDAN MESELELER



Bir arkadaşıma misafirdim bu gün,dünyadaki misafirliğimi unutup bir dünyalıya misafir oldum.
Gerçekte burada oluşum denizle göğün sabahın seherindeki buluşmasına tanıklık etmekti.
Tam o saatte ayaktaydım,hatta hiç oturmadım ayakta karşılamak için bu buluşmayı.

Denize baktım pencereden denizin yükselen göğe ellerini uzatmasını gördüm,gitme der gibiydi ufukta.
Ve yavaş yavaş gök denizin renklerini çalıyordu,buna rağmen uzattığı ellerini ufuktan hiç çekmedi. Deniz sonunda renkleriyle gök gök oldu günün ilk ışıklarıyla


İnsanların birbirlerini alıp götürdükleri gibi,gök denizin rengini çaldı,birbirlerinden hayatı çalan tüm insanlar gibi; Birbirlerine benzediler içleri tamamen başkada olsa...
Ayın yakamozlarının yerini güneşin parıltıları aldı,martı sesleri sessizliğe haykırdılar
oradan oraya dönüyorlardı ne gökte ne denizdeydiler.


Güneş toprağa yürüdü karayı da aydınlatarak ilerledi içine sinmeye çalıştı toprağın,topraktan hiçbir şey çalamadığına öfkeli gibiydi,toprak deniz gibi rengini teslim etmedi o inatla direndi,ben eşref-i mahlukatın varoluşunun temeliyim der gibi mağrurdu.
Güneşse tüm yakıcı varlığını ortaya koyuyor gibiydi,toprağa saldırırcasına tüm ışınlarını üzerine indirdi. Bulutlar eşref-i mahlukatı koruduğu gibi korumak için açtı kanatlarını toprağın üstüne. Yer yer aşmaya çalıştı güneş açıklar aradı ulaşmak için toprağa bu karşı koyuşu yıkmalıydı diğer yüzünü çevirmeden dünya,arz yavaş yavaş dönerek serinliğe kaçırıyordu dudakları çatlayan toprağı.
Güneş ufukta bileştiği dostu suyu koparıp almaya çalışıyordu topraktan,toprağın suya dostluğu toprağın sayısız canlar doğuruşuydu.
Toprağın canını alıyordu yavaş yavaş sindire sindire acımasızca.

Toprak suyla birlikte sakin ve yumuşaktı doğurgan ve şefkatliydi,Su çekildikçe damarlarından sertleşti,kısırlaştı üzüntüsünün derin çizgileri çatlak çatlak yüzüne vurdular...Güneş rengini çalamadı toprağın,ama ona can veren suyu ayırıyordu ondan.


Toprağa kini yüzünden miydi bilinmez,onun bir parçası olan insana, saldırıyordu güneş. Ve can dostum biyolojik varlığımın temeli olan toprağın hediye ettiği suyu çalıyordu...


Güneşin kızgınlığı toprağa mıydı ? Yoksa topraktan aldığı hayatı hor kullanan insana mıydı?


Toprak,su,hava,ateş bir anlaşmazlık vardı sanki son zamanlarda aralarında,yada tam tersi insanın nankörlüğüne karşı birleşmişlerdi. Haddini bildirmek için dillenmişlerdi hal lisanıyla,bizim varlığımızla varsın diyorlardı sanki.

Gözlerim o sakin sakin duran denize takıldı,dalgalarının uçları her zamanki gibi suya değmiyorlardı artık,yavaşça geri çekiliyorlardı. Öylesi bir çekiliş ki sezdirmeden,hissettirmeden sanki saldırıdan önceki konsantre olan savaşçı misali,güneşe bakıyor,toprağa bakıyor kendisinden alınanları geri almaya hazırlanıyor gibiydi.


Martılar uçuş rotalarını genişletip bulunduğum pencereye keskin dalışlar yaparak haykırıyorlar, uzaklaş diyorlardı hep bir ağızdan...


Pencereyi kapattım,perdeyi çektim,dalgaların sesi susmuyordu,derin derin nefes alıyor gibiydi.
Deniz toprağı sarmadan gitmek gerekti denizin toprağı kucaklayacağı yerden. Martıların sesine uymak gerekliydi,deniz ondan alınanları geri alacaktı çok yakın bir zamanda.


Sorunsa ne yerde ne gökte ne denizdeydi...
Sorun insandaydı...İnsanın unuttuğu toprak,su,hava ve ateş kendisini hatırlatacaktı,bu hatırlatışında insan için çok zor ve acılı olacağı da kesindi.

İnsanlığın bir parçası olarak insanın ilahi yaradılışın tüm parçalarından özür dileyip özüne dönmesinin gerektiğinin işaretlerini her yaratılmışın üzerindeki apaçık uyarı mesajlarıyla görmekteydim.
İnsan doğayla savaşmayı bırakıp onunla barış yoluna gitmedikçe daha çok sıkıntılar çekeceği kesindi,esasen savaşması gereken kendi iç doğasıydı. Kendi vahşetini öldürmedikçe merhameti yaşamını devam ettiremeyecekti.


Kahvaltımı ederken denizin kızgın homurtuları hala kulaklarıma geliyor,denizin kızgınlığı geçene kadar denizin hiddetinin ulaşamayacağı bir yere hicret etmeyi düşüyordum...

Denize yakın olmakta ısrar edenlere tavsiyem yaratana sığınınız....Güneş topraktan suyu çalmaya başladıysa,deniz kendisinden alınanları geri istiyorsa artık,toprağın isyanı da çok şiddetli olabilir...


Dünya seni dışlayıp yok etmeden sen dünyaya nankörlüğü bırakıp ona gereken değeri vermelisin...
Dünyanın sana verdiklerini ve ilahi kudretin sana hediyesi olan canı taşıdığın süre içerisinde bilesin ki kaçabilecek bir yerin yok...

Misafir olduğunu unutma ve misafir olduğun süre içerisinde hiçbir şey bilmen gerekmez haddini bil yeter...


qulahmet
KuLAhmet Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla