Tekil Mesaj gösterimi
Alt 02-03-2008, 19:03   #4 (permalink)
goldengirl
Bölüm Moderatörü
 
goldengirl - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ღBad-ı sabahღ
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 4.554
Rep gücü: 73


Sanat ve Mimarîdeki Medeniyet Damgası
Osmanlı Medeniyeti’nin o muayyen ve nev’i şahsına münhasır kimliğini/çehresini dokuyan göz kamaştırıcı muhteşem mimarî eserlere, bunları bezeyen eşsiz sanat zevkine ve rûhî armoniye de burada kısaca değinmemiz yerinde olacaktır. Hans Barth, medeniyetimizin “Süreyya Yıldızı” Dersaadet (İstanbul) özelinde Osmanlı Medeniyeti’nin sanat ve mimarîdeki benzersiz yansımaları hakkında tasvir ve müşâhedelerini şöyle zikretmiştir: “Her taraf, mimarî şâheserler, su şırıltıları, âhenkli bir musikî gibi hisleri kucaklayan ve rûha neşe veren serinlikteki gölgelerle dolu. Burada güzellik duygusundan çok daha derin ve çok daha kudretli bir şey hissetmeye başlıyoruz. Başka bir düşünce ve duygu dünyasının mermerden örülmüş muhteşem bir medeniyetin ifadesi gibi görünen, bize yabancı ve karşı bir milletin, bize düşman bir imanın iskeletini temsil eden ve zarif sütunlarının azametli diliyle, bizimkinden apayrı bir Allah’ın önünde eğilen, ecdâdımızın titrediği bir halkın zaferini ilân eden bu âbideler, bu eserler, insana korku ve kuşku ile karışık bir hürmet telkîn ederler.” Keşiş Mişon’un yazılarında açığa çıktığı gibi tek başına minare bile yabancıları mest etmeye yetmiştir: “Hıristiyanlık adına onu kıskanırım. Güzel olan yalnızca minaredir. O ne kusursuz bir tasarımdır. Sarıklı müezzinin belli saatlerde ibâdet çağrısını yapabildiği balkonlarla taçlandırılmış ince uzun, beyaz kargıların, yine öyle kusursuz, büyülü mavi bir göğe yükselerek, bizim İngiliz güneşinin iki katı büyüklüğünde ve sıcaklığındaki güneşe öyle bir uzanışı vardır ki, güzelliklerini son derece benzersiz kılar ve câzibeleri başka bir ortama nakledilemez ve kelimelerle anlatması zordur.”
goldengirl Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla