| Medenî(yetçi) Osmanlı Toplumunun Mümeyyiz Vasıfları
Osmanlı, İslâmiyet’in insanlığa va’dettiği içtimaî barış ve sükûneti, hiçbir etnik, dinî ve kültürel ayrım gözetmeksizin yedi iklim üç kıtada asırlar boyunca gerçekleştirmeyi başarmıştı. Bunu mümkün kılan en büyük sır, tesis ettiği “mucizevî medeniyeti” fevkalade bir mahâret ve hassasiyetle tatbik etmesiydi. Bahsi geçen muhkem dinî temellere ve sihirli düzene dayanan Osmanlı, kendi medeniyetinin husûsiyetlerine yaraşır toplum ve insan tipini meydana getirmeyi de bilmişti. Osmanlı toplumu, milletlerin sosyal bünyelerini tehdit eden ve çöküşlerine yol açan marazlardan arınmış, İslâm âdâb-ı muâşereti ve ahlâkî fazîletleriyle donanmış nezih bir insan tabakası teşekkül ettirmeye kadir olmuştu. Böyle bir toplumda, insan tabakaları arasında derin uçurumlar ve sınıf kavgalarına asla rastlanamazdı. Osmanlı, kendi hür tebaasına olduğu kadar esir, köle, câriye ve mahkûmlara da insanca bir muameleyle yaklaşma erdemini göstermekten de geri kalmamıştı. Fransız siyaset bilimci Bruno Etienne, Osmanlı dönemindeki kölelerin, bugünün sözde bireylerinden daha özgür olduğunu şöyle ifade etmiştir: “Osmanlı’daki köleler, bugünün sözde özgür bireylerinden daha çok özgürlüğe sahiptiler.”
Şu halde, Osmanlı toplumunu müberrâ bir seviyeye yükselten ve hadsiz bir sitâyişe nâil eyleyen alâmet-i fârikalar neydi? Tabii ki, doğruluk, dürüstlük, namus, nezâket ve asâlet gibi hasletler bunların başında geliyordu. Temel ahlâkî unsurları şahsında temsil ve teşhir eden Osmanlı insanının, ideal bir temiz toplum modeli inşa etmesi elbette ki tesadüf olamazdı. İsveç’in İstanbul elçisi Mouradgea D’Ohsson, Osmanlı toplumunu ayrıcalıklı kılan meziyetlere şu enfes görüşleriyle parmak basmıştı: “Osmanlılar, umumî ve ferdî ahlâklarının ciddiyetini Şerîatın iffet ve hayâ ahkâmına medyûndurlar. Diğer fazîletleri kadar namuskârlık, dürüstlük ve doğruluk gibi Kur’an’ın en kuvvetli ahkâmına dayanan meziyetleri itibariyle de şâyân-ı takdîrlerdir. İçtimaî nizamın Osmanlılar arasında kurmuş olduğu münasebetlerin hepsine temiz yüreklilikle hüsn-i niyetin hâkim olduğu anlaşılmaktadır.” İngiliz Yazar Thornton’un bakışı da şu merkezdedir: “Türkler arasında içtimaî ve ailevî fazîletler, kendi ihtiyaçlarına ve bilhassa ilk Resûller devrine lâyık nâzikâne muâşeret kâidelerine uygun bir tahsîl seviyesiyle birleşir.” Alman Yazar Hans Barth’ın değerlendirmesi çok daha muhteşemdir: “İnsan, paşadan küçük bir bakkala kadar bütün Türklerin aynı okulda yetişmiş, aynı asâlet mertebesine sahip büyük senyörler olduklarını zanneder. İstanbul halkı, yeryüzünün en medenî ve en dürüst halkıdır.” |