Tekil Mesaj gösterimi
Alt 24-04-2006, 13:15   #1 (permalink)
Raid_IRON
Kendini aşan 2de1'ci
 
Raid_IRON - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bir Gün Anlarsın
Kayıt: 21.04.2006
Yaş: 24
Mesajlar: 3.430
Rep gücü: 51


Rabbim İsterse Bir Taş Koskoca Tankı Parçalar

İstanbul'un En güzîde hocaefendilerinden bir tanesi Fatih'teki camilerden birinde kürsüye çıkmış kalabalık bir insan topluluğuna vaaz'u nasihatlerde bulunuyordu. Bu güzel insan, dünya ve âhiret saadetini anlatırken ağzından söz değil; inciler saçıyordu.
Bu vaaz’u nasihatin yapıldığı dönem, Afganistan'ın Rusya ile savaş ettiği dönemlerdi. O zamanlar Müslümanların eziyet görüp katledildikleri bir dönemdi. Hocaefendi vaazına devam ediyordu ki, arka bölümde bir hareketlilik oldu. Cemaat arkadan gelen bir kişi için yer açıyor, ona yol veriyordu. Hocaefendinin de dikkatini çekmişti. Ne olduğunu sorunca oradakilerden biri:

Hocam, bu zat Afganlı bir mücahid kardeşimizdir ve aynı zamanda gazilerdendir." dedi. Hocaefendi:
Gelsin, iyice yaklaşsın, dedi.
Afganlı mücahid iyice yaklaşınca hocaefendi ona:
Hoş geldin sefa geldin. Oralardan buraya gelmeyi nasıl başardın? Oralarda neler oluyor anlat bize, dedi.
Zor anlaşır bozuk bir Türkçe ile:
Allah razı olsun hocam! Siz kardeşlerimizin duaları ve Cenabı Allah'ın inayetiyle, olmayan gücümüzle düşmana karşı dimdik ayaktayız. Biliyorsunuz, Rusların, uçakları tankları, gelişmiş silahları var; biz de ise, yalnız el bombaları ve silahlar var. Çok zorluklar çekmemize rağmen gördüğümüz olağanüstü hâller ve inancımız bizi ayakta tutuyor. Düşmanımızı bile hayret ve dehşete düşürecek bir dirayet gösteriyoruz.

Onu sevgi ve merhamet bakışlarıyla süzen Hocaefendi ona:
Ey Kardeşim! Bize biraz daha anlat da dinlesin cemaatimiz. Nedir o mânevî haller, mânevî yardımlar? dedi
Afganlı zat:
Hocam, ben, başımdan geçen bir olayı size anlatayım, gerisini varın sizler düşünün. Kardeşlerim! Ben bir çarpışma esnasında Ruslara esir düştüm. Beni karargâhlarına götürdüklerinde sorguya çektiler. Birçok eziyet ve işkenceye maruz kaldım. Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyorum, bir ara bir subay yanıma gelip bana:
Bana doğruyu söyle. Bir avuç insansınız, gücünüz yok. Bizim ise, her şeyimiz var; ama sizi yenemiyoruz. Nedir bu işin sırrı? dedi. Ben de:
Evet, bizim sizin gibi maddî gücümüz yok; ama mânevî gücümüz var. Meselâ, siz bize bomba atarsınız. Bizim bombamız yok, biz de size bomba yerine taş atarız ve aynı bomba gibi patlar, dedim. Subay şaşırıp kalmıştı, zira onunla alay etmediğimi çok iyi biliyordu. Gayet ciddî olduğumu hissetmişti. O, bana şaşkın şaşkın bakarken ben devam ettim: Meselâ, biz mânevî gücümüzü kullanarak sizin tankınızı taşla parçalayabiliriz dediğimde ise, öfkeyle yerinden kalkarak:

Saçma! Bu, imkânsız bir şey diye bağırdı. Lâkin kafası allak bullak olmuştu, eliyle çenesini tutuyor, yüzünü sıkıyordu. Bir müddet sonra bana dönerek:
Seni bu söylediklerinle imtihan edeceğim. Yarın sabah karşına bir tank çıkaracağım. Sözünü ispat edemezsen, senin ellerini ayaklarını kendim kesip köpeklerime yedireceğim. Eğer başarırsan “ki başaramayacağın açık” seni serbest bırakacağıma söz veriyorum, deyip yanımdan ayrıldı. Bulunduğum odadan çıktıktan sonra dışarıdan kahkaha sesleri kulağıma geliyordu. Demek ki, hâdiseyi onlara da anlatmıştı. Durumdan haberdar olanlar benimle dalga geçiyorlardı. "Bu Müslüman delirmiş, ne dediğini bilmiyor." diyorlardı herhâlde.

Yarına kadar epeyce vaktim vardı. Bu zamanı iyi değerlendirmem gerekiyordu. Evet, önümde uzun bir gece vardı. Kendimi secdeye attım, o kadar uzun kalmışım ki, gözlerimden akan yaşlar secde ettiğim yeri ıslatmıştı.

"Ey kudret sahibi ve şanı yüce olan Rabbim! Ne olur beni onlara mahcup etme. Senin gücün her şeye yeter, sen ki peygamberlerine ölüyü diriltensin, onların eliyle körü gördürensin, habibin Muhammed Mustafa'na bir el işaretiyle ayı ikiye böldürensin. Sen bana bu işi yapmayı nasip et, düşmanlarımıza karşı beni boynu bükük bırakma. Biz bu savaşı canımızdan çok, dinimiz için yapıyoruz. Ya Rabbi, beni bu Moskof kâfirlerine karşı mahcup etme!"

Bu şekilde gözüme uyku girmeden sabahladım. Sabah namazı vaktinin girdiğini tahmin ederek, namazımı kıldım ve yine O'na yönelmiştim ki, paslanmış kapının gıcırdayarak açıldığını fark ettim. Beni almaya gelmişlerdi ve hepsinin yüzünde o alaycı ifade vardı.

Dışarı çıktığımda yüzlerce Rus askeri ile karşılaştım. Yolun iki yanına ayrılmışlar, beni bekliyorlardı ve beni görünce bir sürü hakaret ve çirkin sözler söylediler.
Müslümanlar olağanüstü hâller gösterirlermiş, taşla tankı parçalayacakmış. Yok canım, daha neler; bu adam zır deli! diyorlardı.

Bir müddet gittik ve karşımda bir tank vardı. Konuştuğumuz subay topun yakınında duruyordu. O diğer askerler gibi benimle dalga geçmiyor, aksine endişeli duruyordu. Elime bir taş verdiler ve yanımdan uzaklaştılar. Artık gözüm kimseyi görmüyordu, sanki bu dünyada değildim tüm kalbim ve benliğimle kâinatın tek sahibi Yüce Rabbime yönelmiştim. Allah dostlarının birçoğuna rabıta yapmıştım. O anda bulunduğumuz bölgenin manevî kumandanı İmam Rabbânî Kuddise Sırruhu Hazretleri aklıma geldi. Elbetteki onu aklıma getiren Rabbimdi. Büyük bir gayretle haykırdım "Allah'ım! İznin ve yardımınla. Kulun İmam Rabbânî'yı bize yardıma gönder! dedim ve taşı olanca gücümle fırlattım. Taşın topa değmesi ile birlikte öyle bir gürültü çıkmıştı ki, kulakları sağır edecek türdendi. Attığım taş Allah'ın izniyle bir bomba gibi o tankı parçalamıştı. Herkes dehşet içerisindeydi. Biraz evvel bana gülen, dalga geçen Rus askerlerinin gözleri yuvalarından çıkacak gibi idi. Kimi kaçıyor, kimi bağırıyor, kimi de öylece donup kalmış, konuşamıyordu. Ben de onların bu panik hâlinden istifade ederek, hemen olduğum yerde Rabbime şükür secdesi ettim.

Artık yanıma kimse gelmeye cesaret edemiyordu. Bir ara gözlerim beni bu işi zorlayan subayı aradı. Subayla göz göze geldiğimde, Rus subayı ağlıyordu. Benim ona baktığımı görünce, başkalarının duyamayacağı bir ses tonu ile:

Çabuk buralardan uzaklaş, serbestsin bir daha karşımıza çıkma, dedi.
Rabbim beni Rus esaretinden kurtardı. Daha sonraki zamanlarda cephede savaşırken yaralandım. Kardeşlerim, tedavi için Türkiye'ye gönderdiler. Rabbime şükürler olsun ki, sağlığıma kavuştum, şimdi sizin karşınızdayım.

Afganlı gazi, yaşadıklarını anlatmış, caminin içinde bulunanlar nefes dahi almadan bu şanlı gaziyi dinlemişti. Anlatması bittiği anda önce bir hıçkırık camide sedalandı. Ardında da Allahu Ekber sedaları ile her taraf inledi. Vaaz için kürsüde oturan güzel hocaefendi de gözyaşlarına mani olamamıştı, o da ağlıyordu.

Değerli kardeşlerim! bir mü'min Rabbinden istemesini bilir, Rabbi de ona yardım ederse, o mü'minin yapamayacağı iş olabilir mi? Rabbimiz bin dört yüz sene evvel nasıl ki, Peygamber Efendimizi koruyup gözettiyse, Yüce Allah bugün de o Peygamber'in yolundan gidenleri işte öyle koruyup gözetir ve hiçbir sûrette mahcup etmez.

Bu anlatılan ne masaldır ne de hikâye. Bu hâdise gerçeğin ta kendisidir. Bu ve benzeri olaylar dünyanın değişik coğrafyalarında geçmişte meydana gelmiştir, günümüzde de gelmektedir. Bugün, Irak'ta, Filistin'de, Çeçenistan'da ne olağanüstü hâdiseler yaşanıyor. Yoksa bir avuç insan, İsrail'e, Amerika'ya, İngiltere'ye Rusya'ya nasıl kök söktürüyor?

Değerli kardeşlerim! Bir insana Allah yardım ederse, ona hiçbir mahlûkat zarar veremez. Bir insanı da Allah başıboş bırakırsa, onun vay hâline. Kısa vadedeki başarılar sizi aldatmasın, sonu hüsrandır.

Mevlâ'mız bizlere şöyle buyurmadı mı?
Bana bir adım gelene ben koşarım Ben beni anan ve emirlerime boyun eğenlerin gören gözü, işten kulağı olurum. Allah bizleri kendisine yakın kullarından eylesin. Âmin.

Raid_IRON Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla