Tekil Mesaj gösterimi
Alt 15-09-2007, 17:59   #23 (permalink)
KãRdé£éN
Sevda Çiçeğim
 
KãRdé£éN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
·´¯`·-ღ caηısı ღ-·´¯`·
Kayıt: 18.06.2006
Yaş: 22
Mesajlar: 15.688
Rep gücü: 150



Ağladığımda mendil, güldüğümde kahkaham, susadığımda su olmanı; uyuduğumda rüyalarıma girmeni, her
sabah alnımdan öperek uyandırmanı istiyorum…

Sen canımdan öte can, damarımda kanımsın. Sevmeye, okşamaya kıyamadığım, yıllarca yüreğimde saklayıp,
kimselere anlatamadığımsın…

Ne zaman gözlerine baksam, gözlerinden beyaz güvercinler uçardı mavilere, güller açardı yüzünde ne
zaman ellerini tutsam… Hayat bir şiir kadar güzel ve içtendi dağların eteklerinde. Irmakların dilinde söylenen türküler gibiydi sevdamız, güneş açarken karşı yamaçlara ve pınarlara gülerken kırmızı benekli çiçekler.

Bilki sensiz uzak bir dağbaşı ıssızlığıyım, yoksan ürpertilerde tiril tirildir yapraklarım, seni özlemenin
korkunç girdabında ve yönünü yitirmiş göçmen bir bulut olur her gece uçurumlara ağlarım…

Hüzün kafesteki kuşlara benzer sevdiğim, sarı sarı yapraklara sonbaharda; tütünü bitmiş bir babanın acı
gülüşüne benzer, yavrusundan ayrı düşmüş bir ananın gözyaşlarına.

Dün yine gökyüzünün masmavi görkemi ve hayalini çizdiğim beyaz bulutlarının altında seni bekledim.


Uzaklarda gülümseyen gökkuşağının renkleri içinde aradım seni, yoktun. Yokluğun, bir canavarın dişlerinde
yüreğimi kemirip durdu. Yokluğun cehennemim oldu, yokluğun zifiri karanlığım, yokluğun zindanım oldu.

Belki bir köşeden çıkıp gelirsin diye bütün gün seni düşleyip, gözlerim ufukta, kucağım dolu sevgi, yüreğimde
binbir umutla bekledim; baharlar yeşertip hayallerimde, ölesiye bir özlemle bekledim seni… Seni ne kadar özlediğimi bilirsin. Bilirim elinde olsa; dağları, tepeleri aşar, denizleri, ovaları devirip gelirsin..

İçim özleminle dolup taşıyor, özleminle tutuşuyor gönül bahçemin çiçekleri. Yüreğimin bütün bentleri sana
akıyor şimdi. Söz geçiremiyorum yüreğime artık. Düşlerime de sığmıyorsun, büyüyorsun günbegün yüreğimde..

Biz seninle bu dünyada hesapsız, çıkarsız, yalansız sevdik birbirimizi.. Yüreğimizin bembeyaz tuvaline maviyi
fonlayarak ve aşkın kıpkızıl resmini çizerek aynalara; insanları, kuşları, dağları, çiçekleri, suları da öyle sevdik..

Biz seninle bütün engellere rağmen, bitmez tükenmez bir azimle sevginin doruğuna erişmek için tırmandık
hayat yokuşunu. Ve bitip tükenmeyen bir aşkla sevdik yaşamı. Biz seninle uzak dağ başlarına yazdık umutlarımızı. Denizlere, dalgalara, fırtınalara, acılara, korkulara inat, uçurumlara yazdık sevdamızı.

Biz seninle kanatları sevdalı iki güvercindik mavi göklerde. Kanat çırptıkça yükseldik, yükseldikçe sevdalara
avcılar düştü peşimize.

Zamanın acımazsızlığına, aramızdaki mesafelere, etrafımızdaki çirkinliklere, günübirlik aşklara, saldırılara,
satılık sevgilere rağmen; biz yine de yüreğimiz de hiç sönmeyen bir yangınla özledik birbirimizi, en kutsal aşkla sevdik, bekledik kirletmeden umutlarımızı…

Her seher uyanınca dağların esen rüzgarlarına açıyorum penceremi, o ölümüne özlediğim teninin kokusunu
bana getirir diye. Bir nebze de olsa dindirir yada söndürür diye yüreğimdeki aşk ateşini…

Özlemin içimde
volkan, vücudum buzlar içindeymiş gibi titriyorum… Dışarda bahar misali sıcağı var ama ben kar altındaymışcasına üşüyorum...

Her gece gözlerini demlerim hayalimde. Sevdalı gülüşlerini, inci dişlerini demlerim. Ne çok severim
ellerini avucumun içine alıp, başımı göğsüne dayamayı. Şimdi her gece insana hayat veren ve yüreğime nakış nakış işlediğim sevda sözlerin dolaşıyor kulaklarımda, paylaştığımız ümit dolu hayaller.

Yılmak yok bizim için bu yolda. Ağlamak, sızlamak, geriye dönmek hiç yok. Zordur, çetindir bizim sevdamız
ama her şeye ve çekilen tüm acılara tüm özlemlere değer.

Sabrı da, ümit etmeyi de senden
öğrenmiştim. Senden öğrendim sevmeyi, zorluklara karşı direnmeyi. Konuşurken insanın yüzüne dosdoğru, dürüst ve namuslu bakmayı, merhameti, acımayı, insan gibi düşünmeyi senden öğrendim. Senden öğrendim sevdalara türkü yakmayı..

Şimdi sokağıma bakan o balkonun köşesinde dalgın bakışlarla dalıp dalıp gidiyorum uzaklara. Gökyüzü
masmavi ve saatler yorgun bir su gibi akıp gidiyor gözlerimde.. Ufka, gökmavisinin kızılla birleştiği o ince sıcak ve yumuşak çizgiye bakıyorum. Bir kuş gelip konuyor saçlarıma, yüreğimi ipekten kanatlarına sarıp sana gönderiyorum…

Saatler su gibi akıp gidiyor. İnsanlar dönüyor evlerine. Seni arıyorum yoksun.
Kahretsin !”. diyorum. ”Ne olur çıkıp gelse, sarılsa boynuma.”

İnsanlar gidiyor hayalin akıyor gözlerimde, karışıp gidiyor uzaklara… Seninle
suyu pırıl pırıl bir pınarın başında buluşmak, ellerini tutmak, yüreğinin sımsıcak yerinden, gözlerinden, narçiçeği dudaklarından öpmek, serin nefesini doyasıya içmek ve doyasıya içime çekmek geçiyor içimden… Sonra sarılıp, sımsıkı kucaklamak ve sevinçten havalara uçmak geçiyor…

Seni düşünüyorum. Seni düşünmek gökyüzü olmak gibi bir şey bazen, ya da rotası belli olmayan bir gemiye
binip, yeni iklimlere yelken açmak gibi. İnsan olmayan bir adada inip, Robinson gibi insansız bir yaşam kurmak istiyorum. Ve o adada bir ömür yalnız seni beklemek istiyorum…

Ağladığımda mendil, güldüğümde kahkaham, susadığımda su olmanı; uyuduğumda rüyalarıma girmeni, her
sabah alnımdan öperek uyandırmanı istiyorum…

Upuzun köprüler kuruyorum içimdeki yolculuklara sana kavuşmak için, beyaz günlere uzanıp beyaz atlarla,
sana getirsinler diye umutlarımı bulutlara yalvarıyorum.

Sevgiler büyütüyorum kır çiçeklerinden güneşin kanını emen. Umutlar yeşertiyorum bahar renginde al yeşil,
dağlarda kar erirken ceylanlar emziriyorum, melekler uyandırırıyorum her tan ağardığında. Toplamak için bütün düş kırıklarını aynalardan, yıldızlarla selam yolluyorum sana. Ve her gece mavi bir kuş tutup avuçlarıma, dudaklarına gül ve rüzgar iliştirip sana yolluyorum.

Her gece kuş olup sana doğru uçmak, ardında serin rüzgarlar bırakarak, dağlar, denizler, ormanlar aşıp, bir
pınarın başında menekşe gözlerine konmak geçiyor içimden. Dalgın bakışlarından, sevdalı yüreğinden öpmek geçiyor. O an bütün ağaçlar diz çökmeli diyorum, özleminle kanayan yüreğime. Bütün yıldızlar göz kırpmalı mutluluklara. “Allahım bu kadar mutluluk çok.” deyip, ellerimi gökyüzüne kaldırıp ağlamalıyım. Gökler de ağlamalı benimle, bulutlar, ırmaklar, yıldızlar da ağlamalı…

Bir gün gökyüzü gülünce ve geçince üşümesi kalbimin, bütün hasretleri yükleyip rüzgarın kanatlarına,
yüreğimde taşıdığım sevda aleviyle, upuzun yollardan çıkıp geleceğim sana…

KãRdé£éN Çevrimdışı