| keramet isteyenlere..!! Kemal Taner, Eskişehir Adliyesi'nde avukatlık stajı yapıyor, gerek mahkemeye, gerekse hapishaneye rahat girip çıkıyordu. Bir gün hapishaneye Üstad'ı ziyarete gitti. Üstad, namazını kılmış, tesbih çekiyordu. Elini öptü. Gençlik coşku ve cesaretiyle konuştu:
-Efendim, size, "bir çok keramet gösterir" diyorlar. Halbuki ben sizden herhangi bir harika hal ve vaziyet görmedim. Eğer böyle bir şey gösteriyorsanız, bana da gösterin. Mesela, şu elinizdeki tesbih yürüsün.
Bediüzzaman Hazretleri, sonradan mahcup olacağı şeyleri söyleyen delikanlıya tebessüm etti.
-Bir adamın çok sevdiği, sevimli, sevgili bir tek oğlu varmış.
Adam bu kıymetli yavrusuna, çok değerli bir hediye almak için, kuyumcu dükkanına götürmüş. Çok çeşitli elmas ve mücevharattan hangisini beğenir ve isterse oğluna alacakmiş.
Mücevharat dükkanına kuyumcu adam, dükkanı süslemek için tavana çok çeşitli renklerde; kırmızı, yeşil, mavi, mor, pembe, sarı her renkte büyük balonlar asmış. Çocuk dükkana girince mütemadiyen tavandaki balonlara bakarak, "Baba, ben bu balonlardan isterim!" diye tutturmuş, başlamış ağlamaya. Adam, "Oğlum, ben sana çok pahalı ve kıymetli elmas, mücevher alacağım." diyormuş. Çocuk ise, "Ben balon isterim!" diye ağlayıp duruyormuş.
Ben, Kur'an'ın elmas ve mücevherat dükkanının bekçisiyim, dellalıyırn, Ben baloncu değilim. Benim dükkanımda, benim pazarımda Kur'an'ın ebedi ve ölümsüz elmasları var. Ben bunlarla meşgulüm, Ben Kur'an'ın nurunu ilan ediyorum, balonculuk yapmıyorum.
Bediüzzaman'ın anlattıkları Kemal Taner'i ikna etmişti. Sadece bu misal bile unun nasıl bir ikrama ve keramete mazhar olduğunu, bundan öte kerametin olamayacağını gösteriyordu. |