| Husrev Üstad Levh-i Mahfuzdaki Kur’ân’ı Yazmıştır “Asr-ı Saadetten beri böyle harika bir surette mucizeli olarak yazılmasına hiç kimse kâdir olmadığı halde, Risale-i Nur’un kahraman kâtibi olan Husrev’e yaz emri buyurulmasıyla levh-i mahfuzdaki Kur’ân gibi yazılması...” (Âsâ-yı Musa 78) Ahmed Husrev Efendi, üstadı Bediüzzaman Hazretlerinin, “tevafukun hakiki intizamı, inşaallah gösterilecektir ve gösterildi” diyerek işâret ettiği, Kur’ân-ı Azimüşşan’ın o güne kadar görülmeyen, bir hikmete binânen vaktini bekleyen ve tevâfuklu tabir olunan bir nüsha Kur’ân yazarki, bu hizmet dünyada ilk defa ona nasib olur. Kabul etmek lazımdır ki, Cenab-ı Hak, Kur’ân’ın hattında görülen bu latif i’cazı; aklı gözüne inmiş ve maddiyunluk belâsıyla göremediği her şeyden şüphe eder hâle getirilmiş bu asrın insanına ihsan etmiştir. Her devrin Kur’ân’dan hissesi vardır. Bu asır da binler ilmî hakikatlerle beraber Erhamür-Rahiminin lütfudur ki, bu suretle icazı, Üstad Ahmed Husrev Efendinin eliyle bizlere göstermiştir. O mübârek elin sâhibi ve bu kâbil kudsi hizmetler hakkında Said Nursi Hazretleri şöyle buyurmaktadır: “Ey Husrev! İnşaallah senin yazdığın mucizeli Kur’ân’ı Azimüşşan’ın yakında tab’a girmesiyle, âlem-i İslam’dan senin ruhuna yağacak rahmet duâlarını düşün, hamd ile Allah’a şükret.” Kastamonu Lâhikası 233) “Mâşâallah, barekallah! Kur’ân’ın altın bir anahtarı olan kalem-i Husrevi, değil yalnız bizleri, belki ruhanileri ve melekleri de sevindiriyor. (Kastamonu Lâhikası 2) Nitekim Cenab-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim’in esasen meleklerin elleriyle de yazılmış olduğunu şöyle beyan buyurmaktadır: ( ) “Doğrusu o şânlı bir Kur’ân’dır.”, “Ki, Levh-i mahfûzdadır.” (Sure-i Büruc 21-22) ( ) “O Kur’ân (levh-i mahfûzda) çok muteber sahifelerdedir.” “Ki (semâya) kaldırılmış tertemizdirler.” “Kâtiplerin elleriyle (yazılmıştır)” “Ki o kâtipler, makbûl, itâatli (melekler) dir.” (Sure-i Abese 13-16) Bu hizmete namzet çok talebeler arasından Husrev Efendinin yazdığı tevâfuklu Kur’ân-ı Kerim’lerden memnuniyetini Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade eder: “Yorulmaz ve usanmaz, ciddi, samimi kardeş, (Husrev) tevâfukta muvaffâkiyetli kalemin ile yazılan icaz-ı Kur’ân’ın ahirinde senin hakkında ( ) (Allahım! Onu hizmet-i Kur’âniye ve imâniyede muvaffak eyle!) olan duâ, bu def’a şüphem kalmadı ki; tam kabûl olmuş.” (Kastamonu Lâhikası 29) “Peygamber (a.s.m.) ın manevi elini, Husrev, kaleminin vasıtasıyla öpmüş ve rızâyı nebeviye mazhar olmuştur.” (Şualar 517) “Yeni yazdığımız ve inşâallah yakında da tab’ edeceğimiz Kur’ân-ı Azimüşşân’da bütün lâfz-ı Celal ve lâfz-ı Rab, gayet istisnâ ile manidâr tevâfukla, muntazam sıra ile birbirine bakmaktadır. Hattâ müteaddit yerlerde ehl-i kâlb ve ehl-i hakikat demişler: Bu tarz yazı, levh-i mahfûzun yazısına benziyor diye hükmetmişler.” (Rumuzât-ı Semâniye 59) Buraya kadar yazılanlardan anlaşılıyorki; Husrev Üstadımızın tevâfuklu Kur’ân’ı yazması ve bu Kur’ân’ın levh-i mahfûzdaki gibi olması küçümsenecek ve basit görülecek bir mesele değildir. Aksine büyütülecek ve çok ehemmiyet verilecek bir hadisedir. Çünkü, 14 asırdır Kur’ân yazılmaktadır ve ne hattâtlar gelip geçmiştir. Fakat bu hizmet hiçbirisine nasip olmamıştır. Cenab-ı Hakk’ın bu hizmeti 20. asırda Husrev Efendiye nasip etmesinde özel hikmetler vardır. Husrev Efendi bu vazifeyi yerine getirecek ihlâsa, sıdka, liyakata sahiptir. |