Tekil Mesaj gösterimi
Alt 25-03-2007, 14:58   #1 (permalink)
SuPeRiSi
Kendini aşan 2de1'ci
 
SuPeRiSi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
'_bÜyÜk iNsaN_'
Kayıt: 20.12.2006
Mesajlar: 3.734
Rep gücü: 45


Unhappy uzun uzun şiirleri yazıları okuyorsunuz bir kerede olsa bunu okuyun!!!

FİLİSTİNE MEKTUP

Kadir Demir’in Mektubu

Ben Karsta bir Filistinliyim..
Bombalarla büyüdüm.
Sağ kulağımda füzelerin sol kulağımda makinalı tüfeklerin sesleri var.
Tanklar oyun saatimin figüranları, taşlarım ismi konulmamış silahlar.
Kan banyosu yapıyor gözlerim hep.
Kopmuş kollar bacaklar uçuşuyor üstümde, uçurtmalar yerine.
İsmi yok bu savaşın. Aslında savaşta değil bu.
Öldürüyorlar yok yere bizi.
Ne istiyorlar toprağımdan, canımdan, senden anne!


Babam hala gelmedi.
Bir gece vakti aldılar onu bizden.
Nerede şimdi.
O hep bizimle diyorsun, bizimle olan burda olmazmı anne?
Kanlı gömleğini koynundan neden hiç çıkarmıyorsun anne!
Akan kanlar İsrail’i boğacak biliyorum.
Kan yerde kalmaz, bulur akıtanını.
Ve boğar onu.
Firavun’un boğulduğu gibi.

İşgal edilmiş vatanım, ateş çemberi her yanım, acıyor inanın canım.
Ne olur yardım et Allah’ım.
Kabeyi koruduğun ebabil kuşlarını katil İsrail’e de gönder Allahım!
Nehirler kan akıyor şimdi.
Gökyüzü paslı bir demir perde.
Güneş gülümsemiyor artık.
Yağmurlar katran taşıyor yeryüzüne.
Avuçlarım kanıyor.
Tenim kan kokuyor.
Barut kokuyor saçlarım.
Korkuyorum hep.
Korkum yıkıntıların içindeki hayalet.
Duvarlar üstüme geliyor.
Gündüzlerim hep gece, gecelerim yüreğimi üşütüyor.
Ölüm makinaları yürüyor hep, ben koşamıyorum kırlarda.
Ezilmiş tüm çiçeklerim.

Dünya durdukça unutmayacağım bu zulmü.
Son sesim son sedam, İsrail’e ve onu ayakta tutanlara lanet okumak olacak.
Kan içici vampirler, ölüm kusan katiller, acımasız caniler.
Unutmayacağım sizi.
Kazıdım beynime sizi.
Ve kazınacaktır mezarınız, geldiğiniz gibi gideceksiniz.
Ve kan kusarak kudurarak, gebereceksiniz…

Şehittir babam, öksüzdür anam, yetimim ben sahibim Allah’tır.
Tek çarem minik ellerimi açıp gece gündüz yaptığım duamdır.

Ey insanlığını kaybetmemiş, yüreği taşlaşmamış, vicdan sahibi büyüklerim;
Ben Kars’ta bir Filistinli, evi başına yıkılmış bir Lübnan’lı, sürgünde bir Çeçenistan’lı, ülkesi işgal edilmiş bir Afganistan’lı, Ebu Garip cezaevinden yeni çıkmış bir Irak’lıyım.
Liğme liğmeyim.
Çaresizim.
Kalkın ayağa çakıldığınız yerden, bizim için bir kez olsun şu lanet katliama, katillere dur deyin.
Sonra yine kızartmalar haşlamalar yiyin.
Varsın olsun biz bombalarla haşlandık ateşlerle yandık, mermilerle kızardık.
Ama ne olur yinede bu canilere dur deyin.
Ateş kapıda, ateş sınırda.
Bugün bana yarın sana.
Yılan dokunmaz sanma.
Domuzun ağır başına kanma.
Kucağını katile açma.
Bana öyle boş gözlerle bakma….
Ben Kars’ta bir Filistin’im, Afganistan’ım, Çeçenistan’ım, Irak’ım, Bosna’yım, müslüman yurduyum.
Yüreği yangın yeri, uykuları firari, özgürlüğü çalınmış, beynine kan ve gözyaşı kazınmış bir çocuğum.
Bende sizdenim unutmayın; bende Osmanlı torunuyum

Hümeyra Betül METE’nin Mektubu

Aynı günde başlıyor hikayemiz,
Sen benden ben senden habersiz…

Uykusuzluğun verdiği ızdırabı taşıyamayan bedenim tutunacak dal ararcasına sallanıyor. Ellerim titriyor, gökyüzünün maviliği arasında gözlerini hatırlıyorum ve gözlerinin yok oluşunu…
Belki okuyamayacağın satırları işliyorum dantelime belki de sana ulaşmayacak danteli en amansız derdine çare olur diye işlemekten de alıkoyamıyorum.
Uzun bir yolculuğa çıkıyoruz şimdi.
Kapılar ardındaki senin kapına Filistin diyarına ulaşmanın vereceği duyguyu bekliyor kalbim.
Mavi gözlüm demiştim, gülmüştün.
Gözü anlamıştın da sanki…
Gülüşündeydi cevap gülüşün o ne dercesine parlıyordu.
Renk demiştim bilmez misin yoksa?
Masmavi gözlerin masmavi bulutlar gibi dolu yağarcasına boşalmıştı.
Gözlerinin mavi olduğunu bile bilmeyen sen kırmızıdan hem de kan kırmızısından başka renk bilmiyormuşsun oysa.
Gelelim hikâyemize sen dünyaya” merhaba” dediğinde, ben dünyaya gelmenin şaşkınlığı içerisinde gülücükler saçıyormuşum.
Oysa sen Rabbimin lütfü ile sanki başına gelecekleri biliyormuşçasına lanet okuyormuşçasına feryat basıyormuşsun etrafına.
Senin adın Filistin olmuş, benimki gülücük.
Ben her güldüğümde sen soluyormuşsun gülen güle inat.
Hiçbir şeyimde yokmuş gözün oysa ben her hatıranı en çok ta neyini kıskanmışım biliyor musun?
Hani abinin cansız bedeni ardında boynunda salınan emzik vardı ya onu.
O emzik ki cansız olmasına rağmen kan ağlıyordu bir annenin yavrusuna verebileceği en değerli hazine olmanın endamıydı.
En çokta hatıralarının kıskandım onun.
Bombalar ardında saklı inleyişleri dinlemek isterdim bir annenin yavrusuna sahip olabilmek için çırpınışı, çok çaresiz kaldığımızda adım atacak takatimiz olmadığında ölüme boyun eğmenin ne demek olduğunu bilmek ve o yavrunun gülücük seslerini dinlemek isterdim o ufak ve pek masum emzikten.
Emziği takanın kaderiymiş bombalar.
Ama bekle kardeşim benim senin gibi emziğim yok ama kaderim var kaderimde ise Filistin var.
Annenin elleri karıncalanmış, sana dua etmekten.
Baban, baban, senin baban…
senin doğmanın bedeliymiş ölmek babana…
anlamaz gibi bakmasın bakışların yalan değil sana yazdıklarım.
Üzülme üzülme be Filistin dedim ya kaderinmiş bu senin…
her gün ninni deyip uyuduğun iniltileriymiş kızıl çöllerin, masum abilerin…
sen rahat uyu diye iniltiler…
Gene mi uyandırdılar seni Filistin…
namluyu dolduran kurşunların sesi gene mi rahatsız etti seni…
gene mi bi çocuk çığlıkları kapladı semayı…
gene mi gene mi gene mi…
Komşunuzun küçük bir oğlu varmış kendi kardeşini hatırlatırmışsın ona kendi ufak ama gördükleri çok büyükmüş.
Onu anlatalım birazda küçük elleri çiçek toplayacağına taş toplarmış hem de kırlardan bayırlardan değil sokaklardan…
annesinin babasının taze kanlarıyla yıkanmış dar sokaklardan.
Kalem tutacak elleri, ufacık parmakları silah tutarmış.
Silah tutmanın, taş toplamanın bedeliyse ölümün keskin virajından dönerek elsiz kalmakmış onun için.
Elleri yok ama seni sevmesi için kin, nefret dolu bir kalbi varmış.
Üzülme be sana değil kini, nefreti…
seni sevmesini, senin gülmeni benim ağlamamı engelleyen herkese her şeye…
ufacık çocuğun kalbine kim yerleştirmiş kini, nefreti…
kötü bir haberim var sana, artık alıştın anlaşılan kötü haber duymaya, baksana her zamanki gibi hiçbir değişiklik yok simanda gene ağlıyorsun gene gene. komşu teyzen bakacak artık sana.. annen mama almaya gitmiş.
Mamalar çoook uzaktaymış.
Keşke aç kalaydım deme mamalar seni uyandıran seslerin ardından geriye kalan küçük kardeşlerin içinmiş.
Artık amcanda var baban yerine seveceğin…
ağlama nolur bak yalnız değilsin artık ben varım..
Teyzen Allah’ı öğretiyor sana…
gülücükler açıyor yüzünde.
Gülmen için kalan tek neden; artık hep seninle, üzülme Allah hep bizimle…
bitecek bu sesler, sen taş değil çiçek toplayacaksın.
Gözlerin kan gibi değil deniz gibi parlayacak.
Yüzünde gözyaşları değil güller açacak.
Dua edecek dillerin beddua değil…
….
bu ses ne bu duman ne gözlerin nerde?
Gözlerin nerde?
Filistin gözlerin nerde??
Demek bırakıp gittin beni emziğinide götürmüşsün.
Gidişin sessiz oldu gelişine inat…
selam söyle Filistin gördüğün tüm Filistinlilere…
ve sahip çıkman gerekenlere gerçek dünyada sahip çık…
Boşuna üzülmüşüm beni terkedip gidişine ebedi gülistanda gülmek için gülmeyi unutan sen gülmen için olan nedene gitmişsin.
Bende ağlarım bende senin gibi gülmek için.
Öyleyse gülmek yok bundan böyle.
Gülenlerin ve güllerin sahibine hamd olsun…

Bad-ı Saba ‘ nın Mektubu

Evet, kim demiş mektuplar hep hüzün taşır, hasret kokar diye? İşte sizlere denizler kadar engin ve güneşin sıcaklığı kadar sıcak UMUDun, UMUDumun mektubu…


Bağışlayın beni her şeyden önce bu mektubu siyah bir zemine yazdığım, tüm bu kelimeleri siyaha buladığım için. Aslında her biri gelecek güzel günlerin muştusunu içlerinde barındırır.
Şimdi Ey Kutlu, şehidimin kanıyla kırmızıya boyanmış bayrak, bayrağım altındaki benim kardeşim, benim insanım, Selam olsun Sana! Selam olsun umut kokan Geleceğimize ve Yarınlarımıza inşaALLAH!
Ey gencecik evladını toprağın bağrına bırakan anam; hayallerini, özenle hazırladığı çeyiziyle birlikte beton mezarlara gömen ablam, kurşunlara kendini siper ederken aklına ne anası ne babası ne de yâri gelmeyen, Davam deyip ilerleyen abim ve de gece olup da başını o sert, ölüleri bile ürperten soğuk zemine uzattığında yatmak için, annesine “ Anne, babam ne zaman geri gelecek?” diye endişeli bakışlarla soru soran kardeşim sana da selam olsun!
Hepiniz bilesiniz ki acınız acımızdır! Sizin oralara güneş tekrar doğana kadar bizler de kendimizi karanlığa hapsediyoruz. Sizler de rahat nefes alana kadar bizler de aldığımız her nefesi birer işkence gibi içimize çekeceğimize and içiyoruz. Ve her secdeye varışımızda peşi sıra evrendeki o ilahi duaya kulak verip sizler için, insanoğlu için AMİNlerimizi sıralıyoruz.
Ufak kardeşim televizyonda minik, daha emziği ağzında cansız bedenleri, şehitlerimizi, meleklerimizi gördüğünden beri bana “Abla, bu bebekler çok mu yaramazlık yapmışlar?” diye sorar oldu. Şimdi ben de her yastığa başımı uzatışımda, verilmemiş hesapların korkusuyla titrerken ALLAH’ ım diyorum, “Bu bebekler çok mu yaramazlık yapmışlar? Kim bu nefret tohumlarını bu minicik bedenlere püskürten? Kim?” diye soruyorum…
KİM? KİM? KİM? KİM?
O şehirde şimdi her şey düşmüş, her şey ölmüş olabilir, keskin bir koku, ölümün kokusu genizleri yakabilir, oluşan kandan kırmızı tablo tüyleri ürpertebilir belki bir daha sokaklarında gülüşleri yankılanan mavi gözlü çocuğun sesi de duyulmayabilir…Ama biz yeniden, bir kere daha sığınıp O’ na(C.C), bu küllerden yeni bir hayat, yeni bir yaşam meydana getirebileceğimizi de biliyoruz O’ nun(C.C) yardımıyla.
Ve sizlerden kilometrelerce ötede de olsak, açıp ellerimizi tek yürek halinde…O’ na(C.C) sadece O’ na(C.C) bir yakarış oluyoruz o anda ve ekliyoruz ardı sıra:

“ Allah’ ım Sen, onlara yıkık şehirler değil, cennet bahçeleri göster. Top sesleriyle kulaklarını sağır etme; onlara tıpkı eski günlerdeki gibi, baharı soludukları anlardaki gibi uhrevi nidalar duyur. Burunlarına keskin, ölmüş bir şehrin kokusu gelmesin de cennet güllerinin, misk-i amber kokularını yolla.”

Şimdi yüreğim sızlıyor ya…Bırakın sızlasın, kimseler dokunmasın yarama, dokunmasınlar yaramıza…Çünkü bizler yüreğimiz sızlasa da, her nefes alışımızda nefesimiz boğazımızda düğümlense de, gözlerimiz dolsa da, her şeyi, tüm engelleri ellerimizin tersiyle itip ve de çıkıp Vefasız, Acımasız Dünya’ nın karşısına:

Merak etme yüreğim ötelerde baharlar vardır. Bosna’ da, Kosova’ da olduğu gibi bir gün Filistin’ e, Lübnan’ a, Çeçenya’ ya da uğrayacak inşaALLAH barışın o, bütün doğayı kıskandıran haki rengi.
Tıpkı BİLGE KRAL’ ın dediği gibi:

“ Bu günleri gösteren Yüce Allah’ a hamd ediyorum. Tarihi kanımızla yazdık. Düşmanlarımız mert değildi. Alçakça katliam yaptılar. Tüm bunlara rağmen çok şükür ayaktayız. Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz.”

Denilecek günler yakındır inşaALLAH…
Sakın Unutma Bebeğim, Unutma Kardeşim, Unutma Yüreğim…
ÖTELERDE İNŞAALLAH BAHARLAR VARDIR…


Müslüman kardeşlerimize birde benden mektup diyorsanız lütfen Filistin’e Mektup » Filistine Mektup tıklayınız..
SuPeRiSi Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
SuPeRiSi için teşekkür edenler 6 kişi.
Angelina@ (25-03-2007), fuzuli (25-03-2007), Leg4cY (06-04-2007), mavixanka (14-08-2007), _cherry_ (25-03-2007), _P!nK_ (25-03-2007)