06-02-2007, 23:31
|
#4 (permalink)
|
Kayıt: 28.09.2006 Yaş: 23
Mesajlar: 1.442 Rep gücü: 14 | Sensiz büyümüyor yalnızlığım. Adının baş harfiyle başlıyorum dirhem dirhem kendimi azaltmaya. Kendimi her azaltışımla beraber sen çoğaltıyorsun ihanetlerini biliyorum. Derinliğinden soğuk cümleler geçen uçurumları gece geçerken yalın ayak, gözlerimi yakıyorum geç kalınmış avuntusuz bir hayat için. Boşluğa düğümlendikçe acımın gerçek yüzü, sesinin arkasındaki infazlarda çok suskulu (yarım) yaşanmış bir ağıt oluyorum. Kuyudan çıkmaya bir adım kala yine gidiyorsun, tamamlanıyorum gidişlerinle.
Kirli bir denizin önünde karaya vuran ölü kuşları topluyorum kalbimden. Bir sen, bir daha sen... hep gözlerin çıkıyor kum fallarında, sahiller ardımca uzanıyor kıyısızlığıma. Ellerinin kuytu şehir dalgınlığındasın biliyorum. Esmerliğimden yürüyorsun yalnızlığın son İstanbul seferi için . İmla hatalarından kaynaklanan aşkı yakılmış bir cümle gibi duruyorum ağzında. Konuşabilsem, imlasızlığını haykıracağım. Dillendirilmemiş her yalana ayna oluyorsun. Hep doğruyu kusuyorsun. Ve ateşe düşen yüzünün arkasında yalancı aynaların sahte cam kırıklarını biriktiriyorsun. Suretlerimiz uyuşmuyor. Sen hep yalancı duruyorsun kendine. Sahi deliye çıkardığın adına hangisi gerçek sen´sin?
Yakınken yasaksın... Uzakken yabancısın... Yağmalanmış bir hayatın ölümcül düşlerine sırtını yaslayarak, ceplerinde yağmursuz yalnızlığının küllerini biriktiren sensizliğimsin. Ben şimdi sen kadar uzaklıkta, son şiirinin kanlı son dizesinde uyanmamış intiharları soğuran müntehir bir şairim... Ellerimde demir heykellerin saf soğukluğunu kanıksayan ölü heyacanların kalıntılarını saklıyorum. Biliyor musun, ben aynaları en çok seni tehir ettiğimde kırıyorum.
Kovulmuşluğumun uzak kenti! Sırtımdaki kıyametim! Kaldır gözlerini içimden ne olur. Gittiğine inanmayayım... |
| |