Herşeyde biraz 2de1 - Tekil Mesaj gösterimi - Yunus Emre
Konu: Yunus Emre
Tekil Mesaj gösterimi
  #9 (permalink) Alt 10-05-2006, 00:38
^^SuLuBoYa^^
Banned
 
^^SuLuBoYa^^ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Suyla yaklaşma!!
 
Kayıt: 21.04.2006
Mesajlar: 5.703
Rep gücü: 0
Rep derecesi: ^^SuLuBoYa^^ Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

Yunus Emre

 


Yaşam Öyküsü

Anadolu'da tasavvuf akımının ve Türkçe şiirin öncüsüdür. İnsan sevgisine dayanan bir görüşü geliştirmiştir. Yunus Emre Mevlana Celaleddin-i Rumi, Hacı Bektaş-i Veli gibi varlığın ve tanrının birliğinin kalben duyulması temel konularını şiirlerinde işleyen bir halk adamıdır. Yaşamı konusunda yeterli bilgi olmadığı gibi onunla ilgili kaynaklarda anlatılanlar da birbirini tutmaz. Nerede, hangi yılda doğduğu kesinlikle bilinmiyor. Kimi kaynaklarda Anadolu'ya Doğu'dan gelen Türk oymaklarından birine bağlı olup, 1238 dolaylarında doğduğu söylenirse de kesin değildir. 1320 dolaylarında Eskişehir'de öldüğü söylenir. Batı Anadolu'nun birkaç yöresinde Yunus Emre adını taşıyan ve onunla ilgili görüldüğünden makam adı verilen yer vardır. Yapılan araştırmalara göre şiirlerinin toplandığı Divan ölümünden yetmiş yıl sonra düzenlenmiştir. Anadolu'da Yunus Emre adını taşıyan ve Yunus Emre'den çok sonraları yaşamış başka şairlerin yapıtlarıyla karışan şiirlerinin bir bölümü dil incelemeleri sonunda ayıklanmış, böylece 357 şiirin onun olduğu konusunda görüş birliğine varılmıştır. Yine Yunus Emre adını taşıyan ve başka şairlerin elinden çıktığı ileri sürülen 310 şiir daha derlenmiştir. Onun dil, şiir ve düşünce bakımından özgünlüğü ve etkisi, ilk düzenlenen Divan'daki şiirleri nedeniyledir.
Eskişehir ilinde Yunus Emre Heykeli
Büyüt
Eskişehir ilinde Yunus Emre Heykeli

Yunus Emre'nin şiirinde, edebiyat tarihi bakımından, dil, düşünce, duygu ve yaratıcılık gibi dört önemli sorun sergilenir. Bu sorunlar bir görüş ve inanış bütünlüğü içinde ele alınır, insan konusunda odaklaştırılır. Şiirde işlenen konular ise insan, Tanrı, Varlık Birliği, sevgi, yaşama sevinci, barış, evren, ölüm, yetkinlik, olgunluk, alçakgönüllülük, erdem, eliaçıklık gibi genellikle gerçek yaşamı ilgilendiren kavramlardır. O, bu kavramları, şiirinin bütünlüğü içinde temel öğe olarak sergilemiştir.

İnsan bir sevgi varlığıdır, tin ile gövde gibi iki ayrı tözden kurulmuştur. Tin tanrısaldır, ölümsüzdür, gövdede kaldığı sürece geldiği özün ve yüce kaynağa, tanrısal evrene dönme özlemi içindedir. Gövde dağılır, kendini kuran öğelere ayrılır. İçinde insanın da bulunduğu tüm varlık evreni toprak, su, ateş ve rüzgar gibi dört ilkeden kurulmuştur. Bu dört ilke yaratılmıştır, yaratıcı da Tanrı'dır. Tanrı, bu dört ilkeyi yarattıktan sonra, ayrı ayrı oranlarda birleştirerek varlık türlerinin oluşmasını sağlamıştır. İnsan sevgi yoluyla Tanrı'ya ulaşır, çünkü insanla Tanrı arasında özdeşlik vardır. Ancak, insanın bu madde evreninde bulunması, tinin tanrısal kaynaktan uzak kalması bir ayrılıktır. Bu ayrılık insanı, yaşamı boyunca Tanrı'yı düşünme, ona özlem duyma olaylarıyla karşı karşıya getirmiştir. Gerçekte insan-Tanrı-evren üçlüsü birlik içindedir, var olan yalnız Tanrı'dır, türlülük bir "görünüş"tür. Çünkü Tanrı, kendi özü gereği, bütün varlık türlerini kapsar, her varlıkta yansır. Evreni kuran öğelerle insanın gövdesini oluşturan ilkeler özdeştir. Bu özdeşlik tanrısal tözün bütün varlık türlerinde, biçimlendirici bir öğe olarak bulunmasından dolayıdır. Tanrısal tözün nesnel varlıklarda bulunması bir yansıma niteliğindedir, çünkü Tanrı yarattığı nesnede yansıyınca oluş gerçekleşir.

Sevgi insanda birleştirici, bütünleştirici bir eğilim niteliğindedir. Yunus Emre, sevgiyi Tanrı ve onun yarattığı tüm varlıklara karşı duyulan bir yakınlık, bir eğilim diye anlar. Sevginin ereği yüce Tanrı'ya ölümsüz olana kavuşmak, onun varlığında bütünlüğe ulaşmaktır. Tanrı insanla özdeş olduğundan kendini seven Tanrı'yı, Tanrı'yı seven kendini sever. Çünkü sevgi kendini başkasında, başkasını kendinde bulmaktır. Sevginin olmadığı yerde, öfke, kırgınlık, çözülme ve birbirinden kopukluk gibi olumsuz durumlar ortaya çıkar. Sevginin değerini yalnız seven bilir, sevmek de bir bilgelik, bir olgunluk işidir. Yeterince aydınlanmamış, Tanrı ışığından yoksun kalmış bir gönülde sevginin yeri yoktur. Bütün varlık türlerini birbirine bağlayan, onları tanrısal evrene yönelten sevgidir. Sevgi bir çıkar aracı olmadığından seven karşılık beklemez. Dost kişi gerçek seven kimsedir (âşık). Dost başka bir anlamda da Tanrı'dır, kişinin gönlünde ışıyan tözdür.

Yunus Emre'de yaşamak tanrısal tözün bir yansıması olan evrende sevinç duymaktır. Çünkü, bütün varlık türlerinde Tanrı görünmektedir, bu nedenle severek, düşünerek yaşamayı bilen kimse her yerde Tanrı ile karşı karşıyadır. Yaşamak belli nesnelere bağlanmak, yalnız gelip geçici varlıkları edinmek için çırpınmak değildir. Böyle bir yaşama biçimi kişiyi tanrısal tözden uzaklaştırdığı gibi yetkinlikten, bilgelikten de yoksun kılar. Yunus Emre'nin dilinde bilge kişinin adı "eren"dir. Eren barış içinde yaşamayı, bütün insanları kardeş görmeyi, kendini sevmeyeni bile sevmeyi bilen kişidir. Onun gönlü yalnız sevgiyle, dostluk duygularıyla doludur. Evreni bir tanrısal görünüş alanı olarak bildiğinden, erenin evrene karşı da sevgisi, saygısı vardır. Erenin gözünde insan bir küçük evrendir, büyük evren ise tanrısal tözün kuşattığı sonsuz varlık alanıdır. Eren olma aşamasına ulaşmış kişide erdem, alçakgönüllülük, eli açıklık, yetkinlik, olgunluk bir bütünlük içinde bulunur.
Resim:Yunus emre.jpg

Ölüm tinin gövdeden ayrılıp tanrısal kaynağa dönmesiyle gerçekleşir. Bu nedenle ölüm tinle gövde arasında bir ayrılıktır. Gerçekte ölüm yoktur, tinin ölümsüzlüğe ulaşması, yüce kaynağa dönüşü vardır. Çünkü, bütün varlık türleri tanrısal tözün yansıması olduğundan, salt ölüm de söz konusu değildir. Ölümün bir başka anlamı da bilgiden, erdemden, yetkinlikten, sevgiden yoksun kalmaktır.

Yunus Emre'nin şiirinde Yeni-Platonculuk'tan kaynaklanan Tasavvuf öğretisinin bütün sorunları bulunur. Bunlara yeni bir çözüm getirmez, Yeni-Platonculuk'un yöntemine dayanarak yorumlar ileri sürer. Bu nedenle onun şiiri Yeni-Platonculuk'un Türkçe açıklanışıdır.

Yunus Emre'nin edebiyat tarihi bakımından, önemli bir yanı da Anadolu'da, Türkçe şiir dilinin öncüsü olması ve tasavvuf sorunlarını yalın, kolay anlaşılır bir dille söyleyişi nedeniyledir. Şiirlerinin ölçüsü, Türkçe'nin ses yapısına uymayan aruz olmakla birlikte söyleyişi akıcı, sürükleyici bir nitelik taşır. Tasavvufun en güç anlaşılır kavramlarını, Türkçe'nin ses yapısına uygun biçimde dile getirir, şiirinde duygu ve düşünce birliğinden oluşan bir derinlik görülür. Yer yer yalın halk söyleyişine yaklaşan dilinde anlam-uyum bağlantısı bütüncül bir içerik taşır. Ona göre önemli olan bir sözü etkili biçimde söylemektir. Bu nedenle sözün boş bir kavram olmaması, bir varlık sorununu, bir düşünceyi dile getirmesi gerekir. İnsan ancak söz söyleme yetisiyle insandır, konuşan Tanrı durumundadır. Yunus Emre'de Türkçe, şiir dili olma yanında, düşünceyi içeren, açıklayan bir odak özelliği kazanmıştır.

Yunus Emre'nin biri şiiri, öteki düşünceleriyle olmak üzere, iki yönlü bir etkisi vardır. Gerek dili, gerek görüşleri bakımından halk şiirinin de öncüsü sayılmaktadır. Özellikle tasavvuf inançlarını benimseyen Alevi-Bektaşi geleneğini sürdüren halk ozanları üzerindeki etkisi büyük olmuştur.

UNESCO, 1971-1972 yilini bütün dünyada Yunus Emre yili ilan etmistir.

Cafer Tanrıverdi 'nin ozel Yunus Emre sayfasindan alintilar.

Turkoman Yunus - Yunus Emre

In the Anatolia everybody knows to him

Turkmen Yunus or Dervis Yunus

Whatever you wish for yourself Wish for the others This is the meaning of the four books

(Torah, Psalms, Gospel, Kuran) If there is any meaning


YUNUS EMRE’den....


Gonul yuksekte gezer, dem-be-dem yoldan azar,

Tash yuzune su sizar, icinde ne var-ise.


Ak sakalli pir koca, bilimez hali nice,

Emek virmesin hacca, bir gonul yikar ise.


Sagir isitmez sozi, gece sanur gunduzi,

Kordir munkirin gozu, alem munevver-ise.


Gonul Calab’in tahti, gonule Calab bakti,

Iki cihan bedbahti, kim gonul yikar-ise.


== SEN SANA NE SANURSAN, AYRUGA DA ANI SAN,

DORT KiTABIN MA’NASI, BUDUR EGER VAR-iSE. ==

YUNUS EMRE

TURKOMAN YUNUS

DERVISH YUNUS


Yunus Emre was a 13 th century Turkish poet and mystic, who had an immense influence on Turkish literature.

He was the leading representative of mysticism in Anatolia. Under the influence of Mongol onslaught in the 13th century, the Islamic mystic (sufi) literature reached to its zenith and Yunus Emre became one of the most distinguished poets by his simple and pure style and his ability to easily describe even the most difficult mystic concepts in a few simple sentences.


He is still a popular figure in a group of countries located on a broad geography from Azerbaijan to Balkans.

His poems, written by using traditional methods of Anatolian folk poetry , are mainly about the divine love and human destiny.

Biz dünyadan gider olduk Kalanlara selâm olsun. Bizim için hayir dua Kilanlara selâm olsun

Ecel büke belimizi Söyletmeye dilimizi Hasta iken hâlimizi Soranlara selâm olsun

Tenim ortaya açila Yakasiz gömlek biçile Bizi bir âsân vechile Yuyanlara selâm olsun

Selâ verile kasdimiza Gider olduk dostumuza Namaz için üstümüze Duranlara selâm olsun.

Dervish Yunus söyler sözü Yash dolmushtur iki gözü Bilmeyen ne bilsin bizi Bilenlere selâm olsun.



YUNUS EMRE

Büyük halk shairi ve mutasavvifi olan ve shiirleri Türk halkinin yüzyillar boyu mânevi besin kaynagi olan Yunus Emre’nin hayati efsânelerle doludur. O, ne zaman yashamish, nerede yashamish ve ne zaman ölmüshtür; bunlar kesin olarak belli degildir. Bolu veya Sivrihisar’da dogdugu rivayet edilir.

Shiirleri pek açik, gayet dogal, özellikle düshündürücü olanlari çoktur.

Yunus shiirleriyle, ilâhileriyle, efsâneleriyle Türk halkinin yüzyillarca hâfizasinda yer etmish, dilinde canlanmish, ruhunda yashamish ve göz yashlarinda akmishtir.

Yunus Emre, büyük, engin ve içten bir halk shâiridir. O, temiz bir Türkçe ile halka Allah sevgisinin erishilmez heyecanini duyurmaga ugrashmish ve bunda da basharili olmushtur. Ona göre, tabiatta her shey Allah’i aramakta ve Allah’i anmaktadir.

Yunus’ta derin bir tasavvuf kültürü görülür. O, Oguz Türkmen lehçesinin en güzel eserlerini vererek Türk halk dilini edebi bir dil durumuna getirdi. Yashadigi dönemde Farsça edebî dil, Arapça ise ilim dili idi. Yunus Emre, sade ve basit bir dille ilâhî düshüncelerin en güzel anlatimini verdi.


Benim burda kararim yok, Ben burdan gitmeye geldim. Bezirgânim metaim çok Alana satmaya geldim.

Ben gelmedim dava için Benim ishim sevgi için Dostun evi gönüllerdir Gönüller yapmaya geldim.


diyen, gönüller ikliminin güneshi, büyük âshik Yunus Emre için yazilanlar diziye gelmez, koca bir kütüphaneyi doldurur. Aslinda o yüzyillari kucaklar. Yüzyillar onu söyler, seven ve sevilen gönüller, yüzyillardir onu söyleshir. O, yüzyillarin, âshk yüklü dertli dolabidir inleyen...


Benim adim dertli dolap Suyum akar yalap yalap Böyle emreylemish çalap Derdim vardir inilerim.

Suyum alçaktan çekerim, Dönüp yüksege dökerim, Görün ben neler çekerim Derdim vardir inilerim.


Yunus Emre’nin yashadigi devir, Anadolu'nun içine dönük, umutsuz, bezgin bir dönemidir. Mogol akinlari karshisinda yenik düshen Anadolu Türkmen Selçuklu Devleti, bazi Türkmen Boylarinin ikide bir ayaklanmasiyla tümden güçsüz kalmish, halktan koparak, kendi derdinde, kendi yashantisini sürdürme çabasina düshmüshtür. Üst üste gelen kitlik ve sürekli kurakliklar, bitkin ve ezik halkin yashama umudunu kirmishti.


Halk, gerçek mutlulugun ölümden sonra var olacagini, bu geçici dünyada, ari-duru bir gönülle Tanriya yönelmeyi telkin eden mutasavvif sheyhlerin çevresinde küme küme toplanmishti. Yunus, bu ortamda, bir ashk ve sevgi güneshi olarak Anadolu'da dogmush, umutsuzlara umut vermish, Anadolu'nun gönlü ve dili olmushtur.


Daglar ile tashlar ile Çagirayim Mevlâm seni Seherlerde kushlar ile Çagirayim Mevlâm seni.


Mevlâsini, her yerde, her zaman çagiran Yunus, gençlik yillarinda büyük mutasavvif Mevlâna Celâleddin'in sohbet meclislerine katilmish:


Mevlâna Hüdavendigâr bize nazar kilali Onun görklü nazari gönlümüz aynasidir,


beytiyle himmet nazarinin gönlüne ayna oldugunu söylemishtir.


Çeshitli söylentiler, Yunus Emre'nin yashantisina renk katar. Bir kitlik günü Haci Bektash-i Velî'nin dergâhina varmish, bugday istemish. Ona, bugday yerine “himmet” teklif edilmish. “Hayir, demish bugday isterim.” Çuvallarini bugdayla doldurmushlar. Köyüne dönerken yari yolda akli bashina gelmish. Geri dönerek Haci Bektash'tan “erenler himmeti” dilemish. “Senin kismetin Taptuk Emre'dedir” demishler ve Taptuk Emre'ye ismarlamishlar.


Yunus, tam kirk yil Taptuk Emre'nin Dergâhi'na odun tashimish. “Taptuk Dergâhi'na odunun egrisi bile gerekmez” diyerek, kirk yil tek bir egri odun getirmemish. Sonunda, muradina ermish ve kendisine izin verilmish.


Dirildik pinar olduk, Irkildik irmak olduk, Aktik denize daldik, Tashtik Elhamdülillâh.

Taptugun tapusunda, Kul olduk kapisinda, Yunus miskin çig idik Pishtik Elhamdülillâh.


diyerek, diyar diyar dolashmish, içinde yanan ateshin közüyle, shiirler söylemege bashlamishtir.


Bundan sonra, Yunus'un gönlünde ilâhî ashk'tan bashka bir sheye yer yoktur artik. Bu ashkin potasinda yanip yakilmakta, bu yanishin iniltileri Yunus'u ozanlashtirmaktadir.


Artik Yunus yok, ortada ashk var, ashkin terennümleri var. Yunus, bu ashk harmaninda savrulan bugday taneleri gibi estikçe ashk, döküldükçe ashk:


Ashkin aldi benden beni Bana seni gerek seni Ben yanarim dün'ü günü Bana seni gerek seni

Ne varliga sevinirim Ne yokluga yerinirim Ashkin ile avunurum Bana seni gerek seni...


Yunus Emre, Anadolu'da dogan, yine Anadolu'da batan bir tasavvuf güneshidir. Yashadigi çagda Türkçe bir kenara itilmish, hor görülmüshken, Yunus, Türk dilini, bütün incelik ve güzellikleriyle sirtlamish, ayaga kaldirmish, kendinden sonra gelen ozanlara öncülük etmishtir.


Yunus Emre’nin dili, Anadolu'nun öz dilidir. Anadolu Türklügünün yüregi Yunus'ta çarpar, bu yürek, tüm kükrekligiyle Yunus'ta dile gelir :


Gönlüm düshtü bu sevdaya Gel gör beni ashk neyledi Bashimi verdim kavgaya Gel gör beni ashk neyledi.

Ben aglarim yana yana Ashk boyadi beni kana Ne âkilim ne divâne Gel gör beni ashk neyledi.


Onun doyumsuz sevgisinde, tüm insanligin sesini duyarsiniz. Bu seste gerçek inanç, Tanri sevgisi, insan degeri ve var olmanin sevinci vardir. Tüm kötülüklerden arinmish, duru bir gönülle seslenir insanliga:


Adimiz miskindir bizim Düshmanimiz kindir bizim Biz kimseye kin tutmayiz Kamu âlem birdir bize...


derken, insanlari anlayish ve dayanishmaya, birlige ve dirlige davet eder. Onun bu çagrisi “sevgi” ocaginadir. Seslenir:


Gelin tanish olalim, Ishi kolay kilalim. Sevelim sevilelim Bu dünya kimseye kalmaz.


Yunus Emre’nin bilinen iki eseri vardir. Biri, Risaletü’n-Nushiyye ya da (Ögüt Risalesi) adiyla aruz ölçüleri içinde yazilmish, tasavvufî, ahlâkî, dinî bir eserdir. Ötekisi ise, asil büyük shiir gücünü yansitan Dîvân’idir.


Son arashtirmalara göre, Yunus Emre, 1321 yilinda, yetmish yashlarinda oldugu halde, hayata gözlerini kapamishtir. Porsuk suyu ile Sakarya’nin birleshtigi yerde bir zaviyesi oldugu ve oraya gömüldügü rivayetler arasindadir. Bursa’da gömülü oldugu da söylenir.


Erzurum’daki Tuzcu Köyü yakininda, Manisa’nin Salihli ve Kula kazalari arasindaki Emre Köyü’nde, Keçiborlu kasabasi civarindaki bir köyde Yunus Emre’nin mezari diye gösterilen yerler varsa da onun asil mezarinin seven ve sevilenlerin gönlü oldugu bir gerçektir.
^^SuLuBoYa^^ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla