Kayıt: 30.11.2006 Yaş: 34
Mesajlar: 145 Rep gücü: 11 | Ayrılığımızın ilk ay dönümü kutlu olsun sevdiğim... Odada bulunan,canlı-cansız ama nefes alan her yaradılan sensizliği yaşıyor benimle beraber bu gece.Zaman karanlığın en siyahından, en dekoltesiz tuvaletini giymiş.Tüm haşmetiyle var edilişinin tadını çıkarıyor.Enterasandır,takıp takıştırmamış bu gece,ay ve yıldızlar köşelerine çekilmiş.Sessizliğin en sessiz çığlıkları duyuluyor derinden.Rüzgar arada bir giriyor içeriye,ama sesini getirememenin ezikliğiyle hemen kaçıp gidiyor..
Seni ne delice sevdiğimi hatırlayacak kadar sarhoş olmak istiyorum; gün günün peşine takılıp ''di li geçmiş zaman'' olmadan önce saatler...
Beyazın en beyazı örtüler serili değil masamda...Sahi;tüm işveli renkleri sana bırakmıştım, ben sadece siyahı alıp çıkmıştım değil mi?Mezem anılarım,içkim,en sertinden sensizlik.Sanma ki kadehler senin bildiğin ebatlarda;galonlarla sunuyorlar burada özlemini...Eski bir ayrılık şarkısı çalıyor radyoda;sorma,söz,güfte kime ait,ayrıca kimin söylediğinden de bana ne?Konsepti tamamlıyor mu tamamlıyor işte ''tesadüf'' denen hayali kavram...Gerisinden kime ne?
Burası çok kalabalık bu gece.Benim masam da pek boş sayılmaz aslında; beynim oturuyor karşımda,onun yanında yüreğim;ezik ve bir o kadar da yanlız.Mantık o kadar çok oturup kalkıyor ki yanımda ki sandalyeye;şeytan, kov gitsin,bir daha gelemesin diyor...Ha bu arada,aklıma gelmişken,yaşadıklarımızın selamı var sana,yaşayamadıklarımız kızgın,öfkeli ama bir o kadar da biçare bir halde bakıyor gözümün içine.
''Mazi'' yaşanmış olmanın küstahlığıyla dik dik bakıyor bana karşı masadan.Hani çok güzel anılarımız vardı ya, onları almış ya yanına,çalıp söylüyor yılların arkasından.Keyfi yerinde anlayacağın.Arada bir göz göze geliyoruz, hemen kaçırıyorum gözlerimi.Tahammül edemiyorum yaşanmışlıkların devamını getiremeyecek olmanın ağırlığı altında ezilmeye.Ama bakışlarını hep hissediyorum üzerimde.Zaman zaman yakasına yapışıp,''yeter be,beni rahat bırak'' demek istiyorum ama...Ama'sı var işte,''cesaret'' adresini vermeden uzun bir yolculuğa çıkmış,ne zaman gelir,ne zaman alır ruhumda ki yerini, bilinmez...
Diğer bir masada ''gelecek'' oturuyor.Göremiyorum yüzünü,saklamış.Zaten çok kalabalık bir masa.yandaşlarını ise tanımıyorum henüz.Sadece bekliyorum nerede,ne zaman ve nasıl karşıma çıkacaklar diye.Nedense en kuytuyu seçmiş,en loş,en soğuk,en yukarı masa onun ki...Gözüm hep üzerinde,hani bir an kafasını çevirip baksa bana,bir tek hareketinden anlayacağım seni bana getirip getirmeyeceğini.Nafile,hiç niyeti yok,hatta varlığımdan bile habersiz sanki.Ne benim gidip tanışmaya gücüm,ne de onun benim yanıma gelmeye hevesi...İlişmiyorum..
Duvarlar birer çerçeve misali;kafamı nereye çevirsem, içinde senin ve benim olduğum resimler var.Bakamıyorum.Yerlere kırık dökük soru işaretleri saçılmış;yanında bolca nokta...Elime alıp,yerlerine yerleştirecek takati bulamıyorum.Cılız bir ümit zerresiyle,hani olur da bir tane virgül bulur muyum,bulur da bir saliseliğine de olsa bizi yeniden yaşarmıyım düşüncesiyle santim santim tarıyor gözlerim zemini,bulamıyorum.
Hiç farkına varmamışım ama dudağımda bıraktığı tuz tadından anlıyorum;''ağlamak'' da gelmiş ben sessizliğin sesiyle derin muhabbete başlamışken...Sessizce dokunuyorum bir yerlerine hoşgeldin dercesine usulen;neresi olduğunu bile bilmiyorum.Sarılıyor bana,günlerdir sarıldığı gibi,ten gibi,can gibi,nefes gibi sarılıyor.Kaplıyor butün yüzümü;bazen hıçkırıkla delice dans ediyor,bazen ömrümün hızını kesiyor.Karışmıyorum;ruhum onları izliyor,bende ruhumun can çekişmesini...
Ya ben içmeyi beceremiyorum seni,ya da benim farkına varamadığım bir hızla dolduruyorlar kadehi.''Yeter,içmeyeceğim'' diyemiyorum.
Adına ''acı'' dedikleri bir orkestra çıkıyor sahneye;''sevmek acı çekmektir kızım,daha yeni başlıyoruz'' adlı şarkıyı seslendiriyor.''Kader'' adlı bir oyuncu çıkıyor sonrasında; ''ben senden önce var edildim,bana inanmasan da her şeyi bilen benim'' adlı bir oyun sergiliyor.En kızıl renginden cümbüş yaşanıyor;sesler,sözler,yüzler akıl almaz danslar sergiliyor.İşini biteren sessizce ayrılıyor sahneden,alkış beklemeden yok oluyor.
Kahkahalarımı duyuyorum çok uzaklardan,kahkahalarınla kolkola girmiş,evimiz de koşturup duruyorlar.Gözlerimi...Gözlerini..İşte o anların tıkanıklığında, nadir de olsa minik tebessümler konuyor yanağıma ara sırasında zaman zamanın.Yakalayıp birini bir kenarından,''ne olur gitme'' demek istiyorum.Beynim hemen atılıyor elime,''bırak'' diyor,''bırak,onun yanın da kalsın,onun senden daha çok ihtiyacı var gülümsemelere''..
Peki diyorum...
Hadi geri ona gidin..
Sakın benim yolladığımı söylemeyin,ama sakın onu bırakmayın...
Tekil deliliğin en zirvesine ulaştığında özlemin dayanılmaz tadı,bulutlar sabah için son hazırlığını yaparken,güneş giyinirken en sarı elbisesini,rüzgar sabah temizliğine başlamışken kalkıyorum masadan ağır ağır.Sensizliği,sessizliğini,kokunu,asla unutamayacağım sözlerini uculca koyuyorum bedenime.Son kez elime alıp kadehi,kapatıyorum gözlerimi.Son yudumu içerken,sıkıca sarıldığım hayalere dönüyorum.Kaldırıp havaya usulca;
''Ayrılığımızın ilk aydönümü kutlu olsun sevdiğim''
diyorum...
(Gülümse/Ağustos/2006) |