ZorDUr SeVeRKen AYrılMak Zordur severken ayrılmak. Herhangi bir şeyden. Yaşadığınız şehirden, oturduğumuz evden, eşinizden, işinizden… Bir ağaç düşünün. Budadınız, suladınız, ilaçladınız; yaprak döküşünü, çiçek açışını izlediniz. Sonra, o ağacın artık sizin olmadığını söyledi birileri. İçiniz yanar. Kimselere emanet edemezsiniz. Belki gizli gizli gider suyunu zamanında verip vermediklerine bakarsınız. Aslında, sizinde zaman zaman yanlışlıkla taze dalları budadığınız olmuştu ama, yine de ona en iyi sizin sahip çıkacağınıza inanırsız. Çünkü, bu “sevgi”dir, “aşk”tır. Ağaç siz, siz ağaç olmuşsunuzdur.
Ayrılık zordur. Artık size ihtiyaç duyulmayacak olması ise en ağırıdır. Bunu sindirmek hiç kolay değildir. Aşkım, bir tanem, canım, hayatım, sevgilim… Her ne iseniz artık değilsinizdir. Bir daha hiç olmayacaksınızdır. Geçmiştir, bitmiştir bütün koşuşturmalar. Artık sadece isminiz ve soyadınız vardır. Kabullenemezsiniz. Doğa bedeninizi yavaş yavaş hazırlar. Ama, insanoğlu doğa gibi sessiz ve derinden görmez işini. Sürenin ne zaman biteceğini söyler size. Sonunda da bir yafta yapıştırır. “Elveda”. Dün yanı başınızdayken, bugün bir hiçsinizdir. Kavga ettiğimiz zaman bazımız bunu istese de acı bir sondur bu. Sizden kimsenin beklediği bir şey kalmamıştır artık. Neyi, ne kadar bildiğiniz, neler becerebildiğiniz kimsenin umurunda değildir. Bu dünyada yalnız bedeniniz kalmıştır. Ruhunuz ise kimselerin bilmediği yerlerde…
Siz çabalarsınız. Yorulursunuz. Durumunuzu defalarca anlatırsınız. Anlamaz. Çünkü o şairin dediği gibi aşk nedir bilmez, hiç aşık olmadığı için. Bilmez gün batımlarını yalnız izlemenin hüznünü, rakının yar elinden içilmedikten sonra en kötü zehirden bile acı olduğunu. O ise körfezdeki dalgın suya bakmaktadır ama görememektedir. Görememektedir yedi tepeli şehirde bıraktığı gonca gülü. Artık gülün ne goncası, ne de dalı kalmıştır çünkü. Hepsi yitip gitmiştir bir gecede.
Unutmak için akşamları erkenden yatarsınız. Yatakta uyumak için verdiğiniz savaş onu unutmak için verdiğiniz savaşa yenik düşer. Unutamazsınız. Aklınızı yitirme noktasına da gelseniz unutamazsınız. Pencerenizden içeri odanızın duvarına vuran büyük çınar ağacının gölgesi gibi gölgeler gezer kalbinizde. Siz kovuşturmak istedikçe onlar gezer. Derken postacı telefon faturasıyla çıkagelir. Ayrıntıya bakarsınız. Bir kez daha kahrolursunuz. Aranan numaraların yüzde doksanı onun numarasıdır. Aile homurdanır. Kim bu derler size sizde çaresiz anlatırsınız. Sonra sizi yetiştiren insan şöyle der, “ Neye inanıyorsan öyle davran “. Siz düşünür ve odanıza çekilirsiniz. Paketteki son sigarayı da içip düşünürsünüz; “Severken ayrılmak hakikaten zormuş |