| | Üçüncü Alâmet Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem'in Emirlerine Uymak, Yasaklarından Kaçınmak
Sevenin sevdiğine itaatkâr olduğu hususunda iki kişinin dahi görüş ayrılığı yoktur. Seven sevdiğini, yapmaya, onun sevmediklerinden uzak kalmaya gayret eder. Bunu yaparken de anlatılamayacak kadar bir lezzet, büyük bir tat alır. Aynı şekilde Allah Rasûlü Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi vesellem'i seven bir kimse de bütün gayretiyle ona uymaya çalışır, emirlerini hemen yerine getirmeye koşar, yasaklarından uzaklaşmak için elini çabuk tutar. Nebi Sallallahu aleyhi vesellem'i samimi bir şekilde seven o hayırlı ashabının bu alanda nice göz kamaştırıcı tutumları vardır. Aşağıda yüce Allah'ın lütfuyla bunların bazısını sözkonusu edeceğiz: 1. Ensardan Bir Kesimin, Rükû Halinde İken Ka’be'ye Doğru Dönmekte Ellerini Çabuk Tutmaları
İmam Buhârî'nin rivayetine göre el-Berâ b. Âzib Radıyallahu anh şöyle demiştir: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem Medine'ye gelince, onaltı ya da onyedi ay boyunca Beytu'l-Makdis'e doğru namaz kıldı. Bununla birlikte Ka’be'ye yönlendirilmeyi arzu ediyordu. Bunun üzerine yüce Allah: "Biz yüzünü göğe doğru evirip çevirmeni elbette görüyoruz. Onun için andolsun, seni hoşnud olacağın kıbleye döndüreceğiz." (el-Bakara, 2/144) buyruğunu indirdi ve Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem böylece Ka’be'ye döndürüldü. Bir adam onunla birlikte ikindi namazını kıldı, sonra gitti. Yolu ensardan (namaz kılmakta olan) bir topluluğun yanından geçti ve şöyle dedi: Bu kişi şahitlik eder ki, Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem ile birlikte namaz kıldı ve onun (kıblesi) Ka’be'ye döndürüldü."
Onlar da ikindi namazında rükûda iken Ka’be'ye yöneldiler."
Allah Rasûlüne -Rabbimin salât ve selâmı ona- uymak için ellerini ne kadar da çabuk tuttular! Ondan gelen bir haberi duyar duymaz ona sımsıkı sarılmakta tereddüt etmediler. Hatta başlarını rükûden kaldırmayı dahi beklemediler. Onlar rükûda iken Allah Rasûlünün döndüğü yere -yüce Ka’be'ye- dönüverdiler. 2- Ashab-ı Kiram'ın Yolculukta Konakladıkları Vakit, Birbirlerinin Yanında Konaklama Emrini Yerine Getirmekte Acele Etmeleri
Nebi Sallallahu aleyhi vesellem'in emrine uymakta eli çabuk tutmak sadece namazda değildi. Aksine onu samimiyetle sevenler (Allah onlardan razı olsun) ona tabi olmakta diğer bütün alanlarda da böyle davranıyorlardı. İmam Ebu Davud, onun yolculukta konaklama adabı ile ilgili verdiği emri uygulamakta ellerini ne kadar çabuk tuttuklarını bize Ebu Seleme el-Huşeni Radıyallahu anh'dan rivayetle şöylece anlatmaktadır:
"İnsanlar bir yerde konakladıkları vakit vadilere ve yollara dağılırlardı. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:
"Sizin bu şekilde yollara ve vadilere dağılmanız ancak şeytandandır."
Bundan sonra Peygamber (ashabıyla) bir yerde konaklayacak olurlarsa, mutlaka biri diğerinine sokulur, öyle ki: Üzerlerine bir yaygı serilecek olursa hepsini de örter, denilecek şekilde konaklarlardı." 3- Ashab-ı Kiram'ın Evcil Eşeklerin Etlerinin Haram Kılındığını Bildiren Nidâyı İşitmeleri Üzerine Kazanlarda Kaynayan Etleri Dökmeleri
Ashab-ı Kiram'ın sevdikleri ve beğendikleri bazı şeyler kendilerine yasaklandı. Nebi Sallallahu aleyhi vesellem'in yasağından sonra onlar bu yasaklanan şeylerden hemen uzaklaşmaktan başka bir tepki göstermediler. Bunlardan birisini İmam Buhârî, Enes b. Malik Radıyallahu anh'dan rivayet etmektedir. Buna göre Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem birisi gelerek: Eşekler yenilerek bitirildi, dedi.
Nebi Sallallahu aleyhi vesellem sesini çıkarmadı. Daha sonra ikinci bir defa ona gelerek: Eşekler yenildi, bitirildi, dedi.
Nebi Sallallahu aleyhi vesellem yine sustu. Arkasından ona üçüncü bir defa daha gelerek: Eşekler telef edildi, yok edildi, dedi.
Bunun üzerine Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem bir münâdiye emir vererek insanlar arasında şöyle seslendi: "Şüphesiz Allah ve Rasûlü sizlere evcil eşeklerin etlerini yemeyi yasaklıyor."
Bunun üzerine kazanlar içlerinde etler kaynadığı halde döküldü.
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'i içten seven bu hayırlı insanlar bir çare aramayı, bir fırsat bulmayı ya da bir istisnâ yapmayı düşünmediler. Onlar sevgide aranan temel şartlardan birisinin, sevenin arzusunun sevdiğinin emrine uymak olduğunu tam anlamıyla idrâk ediyorlarken, böyle bir şey düşünmeleri nasıl mümkün olabilirdi ki? 4- Şarabın Haramlığı İlan Edilince Medine Sokaklarında Akan Şaraplar
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'i samimiyetle seven o hayırlı insanlar yasaklandı diye sevip arzu ettikleri şeylerden uzaklaşmakla kalmadılar. Uzun yıllardan beri alışageldikleri pekçok şeyleri de terkettiler. Hatta bunları atalarından miras dahi almışlardı. Fakat Rasûl-i Ekrem'e isyan etmek için geleneklerini yahut alışkanlıklarını -günümüz müslümanlarının pekçoğunun yaptığı gibi- ileri sürmediler. Buna delâlet eden tanıklardan birisi de İmam Buhârî'nin, Enes Radıyallahu anh'dan naklettiği şu rivayettir:
"Ebu Talha Radıyallahu anh'ın evinde bulunanlara sakilik yapıyordum. O gün içtikleri şarap yarılmış taze hurma şarabı idi. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem bir münadiye: "Haberiniz olsun şarap haram kılındı" diye seslenmesini emretti.
(Enes) dedi ki: Ebu Talha bana: Çık ve bu şarabı dök, dedi. Ben de çıktım ve şarabı döktüm. O şarap Medine yollarında aktı gitti."
Orada Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'i samimiyetle seven o zatların yaptıkları tek iş, Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in emrini yerine getirmek üzere şarabı dökmekti. Bundan dolayı şarap Medine sokaklarında aktı. Bu hususta Hafız İbn Hacer diyor ki: "Hadiste şuna işaret vardır: Yanında şarap bulunan müslümanlar ardı arkasına şarabı döktüler. Öyle ki dökülen bu pek çok şarap Medine sokaklarında aktı."
Bütün bu işler şöyleydi böyleydi demeden, herhangi bir tereddüt ya da soru sormaya gerek duymadan olup bitti. Yine İmam Buhârî, Enes b. Malik Radıyallahu anh'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir:
"Ben ayakta Ebu Talha'ya filana ve filana içki sunarken bir adam gelip: Haber size ulaştı mı? diye sordu. Onlar: Ne haberi dediler. Adam: Şarap haram kılındı, dedi. Hepsi de: Ey Enes! Şu testileri dök, dediler. (Enes devamla) dedi ki: O adamın getirdiği haberden sonra şaraba dair ne bir soru sordular, ne de bir daha ona geri döndüler.
Ya Rabbi! Bu ne mutlak bir teslimiyet ve ne kadar mükemmel bir itaattir!
İşte yüce Rabbimizin: "Aralarında hükmetmek üzere Allah'a ve Rasûlüne davet olunduklarında mü'minlerin sözleri ancak: 'İşittik ve itaat ettik' demektir. İşte bunlar refâha erenlerin ta kendileridir." (en-Nur, 24/51) buyruğu bu samimi sevenlere tıpatıp uymaktadır. 5- Ashab-ı Kiram'ın Rasûl-i Ekrem'in Emrini Yerine Getirmek İçin Düşman İle Ahidlerine Riâyet Etmeleri
Ashab-ı Kiram'ın (Allah onlardan razı olsun) Rasûl-i Ekrem'e tabi oluşları yalnızca normal, sıradan hallerde değildi. Onlar aynı şekilde darlıkta, bollukta, savaş zamanlarında ve her zamanda, hayatın herbir işinde böyle idiler. Rasûl-i Ekrem'in emrini uygulamak amacıyla düşmanlara verdikleri sözlerini yerine getirmelerine dair İmam Ebu Davud ile İmam Tirmizi bizlere Suleym b. Âmir'in şu sözlerini nakletmektedirler:
"Muaviye Radıyallahu anh ile Bizanslılar arasında bir andlaşma vardı. O onların topraklarına doğru gidiyor ve nihayet antlaşma süresi sona erdi mi onlara hücum ediyordu. Bineğin üzerinde bir adam: "Allahuekber, Allahuekber, biz ahde vefalıyız, bizde ahdi bozmak yoktur" diyerek geldi.
Dönüp baktıklarında onun Amr b. Abse Radıyallahu anh olduğunu anladılar. Muaviye Radıyallahu anh ona haber göndererek sordu, o da şöyle dedi: Ben Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'i şöyle buyururken dinledim: "Kimin bir başka kavim ile bir andlaşması bulunursa süresi bitinceye yahutta onlara adaletli bir şekilde andlaşmalarını bozduğunu bildirinceye kadar herhangi bir düğümü bağlamasın ve çözmesin."
Bunun üzerine Muaviye Radıyallahu anh geri döndü." 6- Ashab-ı Kiram'ın Allah Rasûlünün Emrine Uyarak İpek Kullanmayışları
İmam Taberî'nin rivayetine göre müslüman askerler Yermûk'de konaklayınca müslümanlar düşmanlarına: Biz sizin kumandanınızla konuşmak ve onunla karşılaşmak istiyoruz. Bizi bırakın da onun yanına gidip konuşalım, dediler.
Müslümanların bu isteklerini kumandanlarına bildirince onlara izin verdi.
Ebu Ubeyde ve Yezid b. Ebi Süfyan ona bir elçi gibi gittiler. Yanlarında el-Haris b. Hişam, Dırar b. el-Ezver ve Ebu Cendel b. Suheyl Radıyallahu anh da vardı. O gün Kralın kardeşi karargahında hepsi de ipekten olmak üzere otuz çadır ve yukardan yere kadar örten otuz tane de örtü vardı.
Müslümanlar buraya gelince bu çadırların içine girmeyi kabul etmediler ve: "Biz ipeği helal görmüyoruz. O bakımdan yanımıza sen çık” dediler.
O da (emri üzerine) hazırlanan yaygıların olduğu yerde yanlarına çıktı. Bu durum Herakliyus'a ulaşınca şöyle dedi: Ben size söylemedim mi? İşte bu zilletimizin başlangıcıdır. Artık bizim için şan yoktur. Doğan uğursuz bir evlattan dolayı Rumların vay haline!
Bir başka rivayette şöyle denilmektedir: Ashab: Bizim böyle bir yere girmemiz bize helal değildir. Bunun üzerine onlar için yere ipekten yaygılar yayılmasını emretti. Yine: Biz bunların üzerine oturmayız dediler. İstedikleri yerde onların yanında oturdu.
Düşmanlarla karşılaşmak, bu hayırlı insanları o Rasûl-i Kerim'e -salât ve selam ona- uymaktan alıkoymadı. Bu işte ilk anda düşmanlar için bir fayda görülmesi ile -önceki örnekte görüldüğü gibi- kendilerinin faydasına olması arasında fark yoktur. Bu ruhen zayıf, kıt akıllı ve kıt imanlı bazı kimselere göre basit işlerden olsun, yahut büyük işlerden olsun onlar için fark etmezdi. Onlar Nebi Sallallahu aleyhi vesellem'e uymaktan nasıl yüz çevirebilirlerdi ki? Çünkü onlar Rasûl-i Ekrem'in şöyle buyurduğunu dinlemişlerdi:
"Benim emrime muhalefet edenlerin üzerine zillet ve küçülmüşlük yazıldı."
Onlar sadece bunu dinlemekle kalmadılar. Bunu iyice ezberlediler, anladılar, gereği gibi riayet ettiler, hayatlarında uyguladılar. Keşke günümüz müslümanları bu gerçeği idrâk edebilse. Yüce Allah müslümanların zaferini ya da yenilgiye uğramalarını birtakım sebeplere bağlamıştır. Bunların en önemlileri: Rasûl-i Ekrem'e tabi olmak ve ona asi olmamaktır. Ona itaat eden kimse aziz olur, yeryüzünde iktidar sahibi olur. Ona isyan eden bir kimse ise zelil olur ve küçülür.
Belki de müslümanların bu gerçeği idrak etmeleri, hayatlarında bunun gereğini yerine getirmeleri onları içinde bulundukları bu aşağılık ve kaybolmuşluk halinden çıkartabilir. 7- Ashab-ı Kiram Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'in Namazda Ayakkabılarını Çıkardığını Gördüklerinde, Namazda Oldukları Halde Ayakkabılarını Çıkarmaya Çalıştılar
Hiçbir seven, sevdiğinin emirlerini yerine getirmekle kalmaz; aksine büyük bir şevkle onun hareketlerini yapıp ettiklerini gözetir. Dikkatle onun yüzündeki değişiklikleri, gözlerinin işaretini takip eder. Belki bu yolla sevdiğinin sevdiği bir işi tespit eder, o da hemen onu yapar yahutta sevdiğinin nefret ettiği bir hususu öğrenir, ondan uzak kalır.
Nebi Sallallahu aleyhi vesellem'i gerçekten samimiyetle seven o hayırlı insanlar da böyle idi. Onlar emrini yerine getirmekle, yasaklarından kaçınmakla kalmadılar. Aksine onun fiillerini takip ediyorlar, onun tasarruflarını gözetliyorlardı. Bunu büyük bir sevgi, takdir ve iştiyakla yapıyorlardı. Çünkü ona uymayı istiyorlardı. Onun herhangi bir işi yaptığını gördüklerinde çabucak onu yaparlardı. Herhangi bir şeyden uzak kaldığını ya da terkettiğini görürlerse onlar da hemen ondan uzaklaşırlardı.
Buna delâlet eden parlak örneklerden birisi de İmam Ebû Dûvûd'un, Ebu Said el-Hudrî Radıyallahu anh'ın şöyle dediğine dair rivayetidir:
"Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem ashabına namaz kıldırmakta iken aniden ayakkabılerını çıkardı ve onları sol tarafına bıraktı. Arkasındakiler bu işi görünce, onlar da ayakkabılarını çıkardılar.
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem namazını bitirince: "Ayakkabılarınızı çıkarmaya sizi iten sebep nedir?" diye sordu.
Onlar: Biz senin ayakkabılarını çıkardığını gördük. Bunun üzerine biz de ayakkabılarımızı çıkardık, dediler.
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem dedi ki: "Şüphesiz Cebrail bana geldi ve ayakkabımda bir pislik olduğunu bana bildirdi."
Daha sonra şunları söyledi:
"Sizden herhangi bir kimse mescide geldiğinde ayakkabılarına baksın. Eğer ayakkabılarında bir pislik ya da rahatsız edici bir durum varsa onu silsin ve onlarla namaz kılıversin."
Allahu ekber! Rasûl-i Ekrem'e uymakta ellerini çabuk tutmaya ne kadar dikkat ediyorlardı! Allah onlardan razı olsun. Mükâfatıyla onları hoşnut etsin, bizi de onların yürüdükleri yolda yürütsün. 8- Rasûl-i Ekrem'in Tehdidini Duyunca Bir Kadının Bileziklerini Çıkarıvermesi
Rasûl-i Ekrem'e uymak sadece erkeklerin yaptığı bir iş değildir aksine Nebi Sallallahu aleyhi vesellem'i seven samimi mü'min hanımlar da böyleydi. Bunu ortaya koyan delillerden birisi de İmam Ebû Dâvûd'un Abdullah b. Amr Radıyallahu anh'dan şöyle dediğine dair naklettiği rivayettir:
"Bir hanım Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in yanına geldi. Beraberinde bir kız çocuğu vardı. Bu kız çocuğunun elinde kalınca iki altın bilezik vardı. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem:
"Bunların zekâtını veriyor musun?" diye sordu. Kadın: Hayır dedi. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:
"Kıyamet gününde bunların yerine Allah'ın sana ateşten iki bilezik takması hoşuna gider mi?" (Abdullah b. Amr) dedi ki: Kadın o bilezikleri çıkardı ve Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in önüne bırakarak: Bunlar Allah ve Rasûlü içindir. dedi."
Allahu ekber! Rasûl-i Ekrem'i seven o mü'min kadın O’nun emrine uyarak bileziklerin zekâtını vermekle yetinmedi. Aksine onlardan vazgeçti ve onları Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'e yüce Allah için bir sadaka olarak takdim etti. Allah ondan razı olsun ve onu hoşnud etsin. 9- Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem'in Yol Kenarlarında Yürüme Emrini Uygulamak Üzere Hanımların Duvarlara Sürtünerek Yürümeleri
Nebi Sallallahu aleyhi vesellem'in emrini yerine getirmek için mü'min bir hanımın bu derece elini çabuk tutmasının az görülen bir durum ya da istisnai bir olay olduğunu kimse zannetmesin. Hayır, Ka’be'nin Rabbine yemin olsun ki, o hanımların sîretlerini tetkik eden bir kimse mü'min hanımlara egemen olan halin bu olduğunu bilir.
Şimdi onlar hakkında İmam Ebû Dâvûd'un, Ebu Esid el-Ensari Radıyallahu anh'dan yaptığı şu rivayete kulak verelim. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem mescidden çıkarken yolda erkeklerin kadınlarla karıştıklarını görünce şöyle buyurdu: "Geri çekiliniz! Sizin yolun ortasında yürümek hakkınız yoktur. Siz yolun kenarlarında yürümeye bakınız."
Bu sebeple herhangi bir kadın yürüdü mü duvara yapışırdı. O kadar ki duvara yapıştığından elbisesi de duvara takılırdı.
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem sevmenin dördüncü alâmetine geçmeden önce kendimizi hesaba çekmek üzere kısaca bir duralım: Erkeğimizle, kadınımızla ashab-ı kiram ve hanım sahabiler gibi miyiz?
Bizden pek çok kimse sabahleyin ilk iş olarak Rasûl-i Ekrem'in sünnetini traş etmiyor muyuz?
İslâma müntesip pek çok hanım, toplantılara ve çarşı-pazara çıkmakla ona muhalefet etmiyorlar mı? Erkeğimizle kadınımızla bazılarımız yabancı bir topluluğa gidecek olursa, müslüman mı, yahudi mi, hristiyan mı bilinebiliyor mu? | |