Tekil Mesaj gösterimi
Alt 04-12-2006, 15:11   #31 (permalink)
@izci@
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.884
Rep gücü: 49


3. Ensarın Nebi Sallallahu aleyhi vesellem'in Arkadaşlığından Mahrum Kalmaktan Korkmaları

Yüce Allah ensarı Allah Rasûlüne kendi yurtlarında sahabi olmakla şereflendirdikten sonra, bu pek büyük nimet ve pek üstün şereften mahrum kalırlar korkusuyla onu çokça sakınır ve esirgerlerdi. Buna delillerden birisi de İmam Muslim'in Ebu Hureyre Radıyallahu anh'dan Mekke’nin fethini zikrederken şöyle dediğine dair rivayetidir: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem yoluna devam etti ve nihayet Mekke'ye vardı. ez-Zübeyr Radıyallahu anh'ı iki cenahtan birisine kumandan olarak gönderdi. Halid Radıyallahu anh'ı da diğer cenaha kumandan gönderdi. Ebu Ubeyde Radıyallahu anh'ı ise zırhları olmayan birliğin kumandanı olarak göndermişti. Vadinin iç tarafından ilerlediler. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem de bir birlikteydi.
(Ebu Hureyre devamla) dedi ki: Baktı ve beni gördü. Ebu Hureyre, dedi. Ben: Buyur ey Allah'ın Rasûlü dedim. Peygamber: "Bana ensardan olmayan kimse gelmesin" dedi. Sonra da: "Safa'da sizinle görüşmek üzere (geliniz)" diye buyurdu
(Ebu Hureyre devamla) dedi ki: Biz de yola koyulduk. Bizden herhangi bir kimse birisini öldürmek isterse mutlaka öldürürdü. Onlardan hiçbir kimse bize karşı hiçbir şey yapamazdı. (Ebu Hureyre) dedi ki: Ebu Süfyan gelip: Ey Allah'ın Rasûlü Kureyşlilerin bütün yeşillikleri mübah görüldü. Artık bugünden sonra Kureyş olmayacaktır.
Daha sonra: "Kim bir Kureyşlinin evine girerse o emniyet altındadır" dedi.
Ensar dedi ki: Artık Rasûlullah kendi şehrine rağbet edecek ve kendi aşiretine şefkat ve merhamette bulunacaktır.
Ebu Hureyre Radıyallahu anh dedi ki: Derken vahiy geldi. Vahiy gelmesi sona erince Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem: "Ey ensar topluluğu" diye buyurdu. Onlar: Buyur, ey Allah'ın Rasûlü, dediler. Peygamber: "Artık bu adam kendi şehrine rağbet edecektir" dediniz. Ensar: Evet böyle oldu, dediler.
Peygamber buyurdu ki: "Asla! Şüphesiz ki ben Allah'ın kulu ve Rasûlüyüm. Allah'a ve sizin diyarınıza hicret ettim. (Benim için) hayat sizin hayatınız, ölüm de sizin ölümünüzdür."
Ağlayarak ve şöyle diyerek ona yöneldiler: Allah'a yemin ederiz. Söylediğimiz o sözleri sadece Allah'ı ve Rasûlünü kaybetmek istemeyişimizden dolayı söyledik.
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: "Gerçekten Allah da, Rasûlü de sizin doğru söylediğinizi biliyor ve sizin mazeretinizi kabul ediyor."
İmam Nevevî hadisi açıklarken şunları söylemektedir: "Onlar Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in Mekkelilere karşı şefkatini ve onları öldürmekten uzak kalmasını görünce, artık onun tekrar Mekke'de kalacağını ve sürekli orada ikamet edeceğini, yanlarından ayrılıp Medine'yi terkedeceğini sandılar. Bu ise onlara çok ağır geldi. Yüce Allah Peygamberine vahyetti, O da bu hususu onlara bildirdi ve onlara şu anlamdaki sözler söyledi:
"Ben, Allah için ve sizin diyarınıza orayı vatan edinmek için hicret ettim. Yüce Allah için yaptığım hicretimden geri dönmeyeceğim ve orayı terketmeyeceğim. Aksine ben sizinle birlikte kalacağım. Hayatım sizin hayatınız, ölümüm sizin ölümünüzdür. Yani ben ancak sizin yanınızda yaşayacağım ve ancak sizin yanınızda öleceğim."
Allah Rasûlü onlara bu sözleri söyleyince ağladılar, özür dilediler ve: Allah'a yemin olsun ki biz, az önceki sözlerimizi sadece sana olan düşkünlüğümüz, senin arkadaşlığını arzulayışımız ve senden faydalanalım, senin bereketinden yararlanalım, bizi dosdoğru yola iletesin diye ve yanımızda kalmayı sürdürmen için söyledik. Çünkü yüce Allah: "Ve şüphesiz ki sen dosdoğru yola iletirsin." (eş-Şura, 42/52) diye buyurmuştur.
İşte onların: "Bizim söylediğimiz sözler sadece seni sakındığımız ve esirgediğimizdendi" şeklindeki sözlerinin anlamı budur. Yani bizler senin bizden ayrılmanı ve bizden başkalarının arasında kalmanı istemedik, bu hususta kıskançlık ettik.
Onların ağlamalarının sebebi ise, onlara söyledikleri ve ona kendisinden utanılacak şeylerin haklarında kendisine bildirilmiş olmasından korkmalarıdır.

4. Bir Sahabinin Cennette Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'i Görememekten Korkması

Sevgisinde gerçekten samimi olan birisini daha görüyoruz. Bu kişi kendisinin ve sevgili Rasûl-i Ekrem'in -Rabbimin salât ve selâmları üzerine olsun- ölümünü hatırlıyor, kendisi de cennete girecek olsa dahi, Allah Rasûlünün diğer peygamberlerle birlikte olacağından mertebesinin yüksekliği dolayısıyla onun güzel yüzünü cennette görememekten korkuyor.
İmam Taberânî bu sevenin kıssasını Ebu Bekir es-Sıddîk'in kızı Âişe-i Sıddika Radıyallahu anhumâ'dan şu sözleriyle rivayet etmektedir.
Bir adam Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'e gelip:
“Ey Allah'ın Rasûlü dedi. Şüphesiz ki sen benim için kendi öz canımdan da sevgilisin. Şüphesiz ki sen benim için çocuklarımdan daha sevgilisin. Ben evde bulunurken seni hatırlıyorum, gelip seni görmeden edemiyorum. Benim de öleceğimi, senin de öleceğini hatırlayınca biliyorum ki sen cennete gireceğin vakit, diğer peygamberlerle birlikte yükseklerdesin. Ben ise cennete girecek olsam dahi, seni görmeyeceğimden korkuyorum.”
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem ona cevap vermedi. Nihayet Cebrail Aleyhisselam: "Kim Allah'a ve Rasûle itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberler, sıddiklar, şehidler ve salihlerle birliktedirler..." (en-Nisa, 4/69) âyetini

5. Rabia Radıyallahu Anh'ın Cennette Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem İle Arkadaş Olmayı İstemesi

Sevgili Nebimize samimi bir şekilde sevgi besleyen birisi Ondan birşeyler isteme fırsatını yakaladı. Bu kişi Eslemli Rabia b. Kâ’b Radıyallahu anh'dı. İsteği neydi? İmam Muslim bize onun kıssasını kendisinden şu sözleriyle anlatmaktadır: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem ile birlikte gece kalırdım. Ona abdest suyunu getirir, ihtiyaçlarını karşılardım. Bir gün bana: "İste" dedi. Ben ona cennette sana arkadaş olmayı istiyorum, dedim. Peygamber "yahut başka bir şey iste" dediyse de ben: İstediğim budur dedim. Şöyle buyurdu: "O halde çokça secde etmekle, bana yardımcı ol" diye buyurdu.
İşte samimi olarak seven bir kimse! Bir şeyler istemek fırsatını yakaladı mı, birinci defasında da, ikincisinde de onunla arkadaşlıktan başka bir şeyi seçmemekte tereddüt göstermez. Hatta onun yerine başka bir şey istemek hatırına bile gelmez.

6. Ensarın Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'i Koyun Ve Deve Sürülerine Tercih Etmeleri

Böyle bir tercihte bulunmakta Eslemli Rabia b. Ka’b Radıyallahu anh yalnız başına değildi. Aksine Muhammed Mustafa'yı gerçek anlamıyla sevenlerin hepsi böyleydi. Huneyn gazvesinde ensar Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in birlikteliği ile koyun ve deve sürüleri arasında seçim yapmakta serbest bırakıldılar. Onlar insanların dünya metâını alarak dönmelerine, kendileri de yüce Peygamber ile birlikte evlerine gitmeye razı oldular. Sünnet ve sîret kitapları bu olayı bize tafsilâtlı bir şekilde anlatmaktadır.
İmam Buhârî, Abdullah b. Zeyd b. Âsım Radıyallahu anh'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Yüce Allah Rasûlüne (Allah'ın salât ve selâmı ona) Huneyn günü ganimet ihsan edince ganimeti, insanlar arasında kalpleri İslâma ısındırılacaklara paylaştırdı, ensara bir şey vermedi. İnsanlara isabet eden kendilerine düşmediğinden ötürü sanki içten içe rahatsız oldular. Bu sebeple Peygamber onlara hitapta bulunarak şöyle buyurdu:
"Ey ensar topluluğu! Ben sizleri sapık buldum da Allah benimle size hidayet vermedi mi? Sizler darmadağınık iken Allah benimle kalplerinizi birbirinize kaynaştırmadı mı? Sizler fakir ve yoksulken Allah benimle sizi zengin etmedi mi?"
Peygamber her ne dediyse onlar da: Allah ve Rasûlünün üzerimizdeki minneti çok daha fazladır dediler. Bu sefer (Peygamber) şöyle buyurdu:
"İsteseydiniz sen bize şöyle şöyle geldin... diyebilirdiniz"
Peki insanlar koyunları ve develeri alıp giderken sizler Rasûlullah ile birlikte evlerinize geri dönmeye razı olmaz mısınız?
Eğer hicret olmasaydı ben ensardan bir kişi olurdum ve eğer insanlar bir vadiden yahut bir yoldan gidecek olurlarsa, elbette ki ben de ensarın gittiği vadiden ve yoldan giderim. Ensar iç elbisedir, sair insanlar ise dış elbisedir. Sizler benden sonra bencilliklerle karşılaşacaksınız. Havz’ın etrafında benimle karşılaşıncaya kadar sabrediniz."
Ebu Saîd Radıyallahu anh'ın hadisinde şu fazlalık vardır: "Allah'ım ensara, ensarın oğullarına, ensarın oğullarının oğullarına rahmet buyur."
Ebu Said dedi ki: Sakalları ıslanıncaya kadar hepsi ağladı ve: Kısmet ve nasip olarak Rasûlullah’ın birlikteliğine razıyız, dediler.
İmam İbnu'l-Kayyim diyor ki: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem onlara yaptığı uygulamada farkına varamadıkları hikmeti onlara açıklayınca, itaatla boyun eğerek sözlerinden geri döndüler ve en büyük ganimetin onların paylarına düşen Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem ile birlikte geri dönmek olduğunu anladılar. Böylelikle koyun, deve, kadın ve çocuk esirler almamak karşılığında elde ettikleri pek büyük mükâfat ve hayattayken de, ölümünden sonra da Rasûl-i Ekrem'in komşuluğuna nail olarak teselli buldular."

7. Ömer El-Faruk'un Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'e Yakın Yerde Defnedilme Arzusu

Gerçekten samimi; bir başka seveni görüyoruz. O Ömer b. el-Hattab Radıyallahu anh'dır. Ölümlü dünyadan kalıcılık yurduna göç ederken onun için en önemli iş Muhammed Mustafa'ya yakın, ona komşu olarak defnedilmektir.
İmam Buhârî'nin, Amr b. Meymûn'dan naklettiğine göre Ömer b. el-Hattab Radıyallahu anh dedi ki:
"Ey Ömer'in oğlu Abdullah! Mü'minlerin annesi Âişe Radıyallahu anha'ya git ve Ömer'in sana selâmı var, de fakat mü'minlerin emiri deme. Çünkü bugün ben mü'minlerin emiri değilim ve de ki: "Ömer b. el-Hattab iki arkadaşıyla birlikte defnedilmek için izin istiyor."
Abdullah selam verdi, izin istedi, sonra da Âişe Radıyallahu anhâ'nın yanına girdi. Onu oturmuş ağlıyor gördü. Dedi ki: "Ömer b. el-Hattab'ın sana selamı var. İki arkadaşıyla birlikte defnedilmek için senden izin istiyor."
Âişe Radıyallahu anhâ dedi ki: "Ben onu kendim için istiyordum. Fakat andolsun ki, bugün onu kendime tercih edeceğim."
Abdullah geri dönünce: İşte Ömer'in oğlu Abdullah geliyor, dediler.
Ömer: Beni kaldırın, dedi.
Bir adam onu kendisine yaslayarak kaldırdı. Ömer: Ne haber? diye sordu. Abdullah: Arzu ettiğin oldu ey mü'minlerin emiri, izin verdi, diye cevap verdi.
Ömer şöyle dedi: Allah'a hamdolsun. Benim için bundan daha önemli bir şey yoktu. Benim işim bitince beni taşıyıp götür. Sonra Âişe’ye selâm ver ve de ki: Ömer b. el-Hattab izin istiyor. Şayet benim için izin verirse beni oraya girdiriniz. Eğer beni kabul etmezse, siz de beni müslümanların kabristanına geri götürünüz.
@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla