| gecenin bu kör karanlığında, derin dehlizlerinde beni çıldırtan bu sessizlikte, varlığını bilmek ne güzel... ne kadar doyurucu... ama sonrası, hiç düşünmek istemediğim bir alacakaranlık... hem de öyle bir alacakaranlık ki... uzun ve soğuk zemheri gecelerinde, hayat bulmuş sigaramın dumanında şekillenen siluetin... bir yandan beni çıldırtasıya gel diye çağırırken bir yandan da havaya karışıp ışık yokluğunda kaybolduktan sonraki o soğukluk arasında bu biçare ne yapmalı, ne etmeli, nereden bilsin ki ?..
hem sonra, ne çıkar bunun ardından ve yarın, hangi film vizyona girer ?..
gecemin nemini ve sessizliğini hangi yapay gündem alır, gün ışığıyla ?..
hayatın tüm haşmetiyle insanları esir aldığı bir dramın ortasında, yerini - ne kadar - tüm sıcaklığıyla beynimde tutabiliyorum ?..
ve ben, her gün bu filmi seyretmek zorundayım. kurulmuş bir saat gibi...
çaresiz ve sessiz...
bilmezdim gecelerin dilini kaleme almanın, bunu gönülden damlayan nağmelere dökebilmenin ya da içinde oluşan gizemli tanımlamayı satırlara çevirebilmenin ne kadar zor olduğunu...
ama içime doğan o ki, sessizlikle derinleşen ve düşünmeni engelleyen yokluğunun varlığı, beni hayata daha da sıkı bağlıyor... ben, bunu bildim... bildim de ondan gemledim duygularımı. yoksa beni nerelerde, hangi kavşaklarda apansız bırakacaktı baharlara hasret bir halde...
ve ben bu çaresizlikte şunu da anladım ey sevgili,
sensizliğin, beni öldürmesine asla izin veremeyeceğim.
yokluğunu öyle bir kucaklayacağım -ki- bu benim yaşama gücüm, hayata direnmemin sembolü olacak. dirhem dirhem kazandığım seni, terk etmeyeceğim...
sevgim, imkansızı mümkün kılacak kadar büyük... biliyorum
hiç eksilmeden, bir ömür boyu... |